18 Mart 2015 Çarşamba

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ



Çanakkale Zaferi’nin 100. Yılı kutlu olsun.

12 Mart 2015 Perşembe

SARI KAFA 9. AY

27 Ocak - 1. diş
16 Şubat - 2. diş
20 Şubat - Ela koltuktan düştü :(
22 Şubat - Ela'nın ateşi çıktı, ilk iğnesini yedi kuzum 39,5 :(
24 Şubat - İlk antibıdı
3 Mart - 3. diş


7 Mart - İlk dondurma
10 Mart - 4. diş

Şimdilik önümdeki takvimde yazdığım notlar bu kadar. Şubat ayı hiç iç açıcı görünmüyor :( Yürüteçten de düştü. Yerde otururken kendini geri atmasıyla kafayı yere de vurdu.
Ece için de tutmuştum bu notları.
Artık yürüteçle evin içinde dört dönüyoruz. Yoğurt yiyoruz. Kuru kayısılı muhallebiye bayılıyoruz. Balık krakeri kıtlarken gülmekten kırılıyoruz. Bizim yemeklerden de yemeye başladın ufaak ufaak.
Artık kendi kendine az da olsa zaman geçirmeye başladı. Te te te diye takılmış plak gibi dırdırlanıyorsun. Şarkılar mırıldanıyorsun ve bizi o güzel sesinle mest ediyorsun. Ama hala uykuya dalarken o kıyametler niye kopuyor anlamıyorum.
Herkese mavi boncuk dağıtma be kızım. Hoşlanmıyorum.
Dişlerin zorluyor seni, sen de beni. Geceleri uyuyamıyorsun bir türlü.
Ama sabah ya gözümüzü oyarak, ya saçımızı çekerek, parmağını ağzımıza burnumuza sokarak çok güzel uyandırıyorsun beni ve ablanı.
Ablan okuldan geldiğinde, onu görür görmez yüzünde güller açıyor.
Rabbim sizi ayırmasın. Birbirinizin en yakın arkadaşı olun e mi kuzularım.
Şükürler olsun sizi bana verene.
Gülen yüzünüz solmasın.

11 Mart 2015 Çarşamba

Beklenen birincilik :D

Öğretmenler günü resim yarışmasında birinci seçilemediğine üzülen ama okul panosuna asılması bile kızımı mutlu eden olay vardı ya; işte şimdi sınıfında yapılan "kirli, temiz doğa" konulu resim yarışmasında kazandığımız birincilikle geldik bu sefer. ( Nasıl bir cümle oldu bu yahu?)

Kızım o nasıl dağ? -Bildiğin dağ anne.
Uçan böcükler nasıl ağaçlardan büyükler? - Çünkü tepeden görünüyorlar. Ağaçlar uzaktalar.
Ressamlar resmin ortasına isimlerini kocaman yazmazlar. - Başka yerde boşluk yoktu.

Resmi çok seviyor. İnşallah bu ilgisini hiç kaybetmez.


1. Elif Ece - Üç ödül (süpriz çantasından Halley, Petito, çubuk kraker)
2. Suzan - İki ödül (bilmiyorum)
3. Begüm - Bir ödül (bilmiyorum)

Yarışma iki ayrı sınıfta yapıldı. Her sınıf resimlerini değerlendirmek için diğer sınıfa yollamış. Bizimki bu yüzden Mehtap öğretmeni çok seviyormuş. Kendini birinci seçmiş ya :)

5 Mart 2015 Perşembe

Hoşçakal Gamze


Hoşçakal güzel gülen kadın.

2 Mart 2015 Pazartesi

Yaş 36

Kızım bile farkında zamanın çok hızlı geçtiğinin. Anne ne çabuk cuma oluyor diyor her hafta. Sen bir büyü, o zaman görürsün haftalar değil yıllar kovalarcasına geçecek.

Ben her sene kutlamak istemedikçe, bir şekilde bir kutlamanın içinde buluyorum kendimi. En çok Ece seviniyor kutlamalara. Kızım bayılıyor, misafire, ikramlara, hazırlıklara. Ben sürmedim ama o sürdü ojesini mesela.

Uzun lafın kısası 30 olacağıma bile inanmazken, 40 a doğru yol alıyorum artık. Ama mutluyum. Dünyalar güzeli kızlarım var, sağlıklıyız, eşim, can yoldaşım hep yanımda. Bin şükür. Üzmüyorsunuz beni yıllar, haberiniz olsun.

Yılbaşında ilk selfie denemem. Ece yi zor sığdırdım kadraja. Hala da beceremiyorum selfie çekmeyi. Ama yine de çok sevmiştim bu fotoyu. Ve eşim de süpriz yapıp pastamı bu fotoyla hazırlatmış.

Kızlarımdan çiçek de geldi ama onu fotoğraflamayı unuttum.


Ela çok fena bu aralar. Ben Ece bize ızdırap derken, Ela Ece yi çoktan sollamaya başladı bile. Üçüncü dişimiz yolda sanırım. Geçen hafta üç gün düşmeyen ateş sonucunda kulak iltihabıyla tanıştı kuzum. Ardından antibiyotikle. İlk düşüşümüzü de yaşadık ve hatta ikinci ve üçüncüyü de :( Geçen hafta kötü bir haftaydı Ela açısından. Ama ilk çikolata (kızmayın hemen kötülük yapıyorsun diye, çok fena bakıyordu gözümün içine) , ilk yürüteçle de tanıştık geçen hafta.

Bu da kara gözlümün öğretmenler günü için yarışmaya gönderdiği resmi. Birinci seçilmemiş ama okul panosuna asılmış . Bu da kızımı çok mutlu etmiş. Anlatışını görmeniz lazımdı. Ama niye birinci seçilmedim diye de üzüldü tabi öncesinde.

Eminim atlamışımdır yine yaşanan bir kaç an. Ama ne yazsam kar.

Sevgiyle, sağlıkla kalın. İyi haftalar.

18 Şubat 2015 Çarşamba

Korkmamak mümkün mü?

Geçen yıldan kalan bir haftalık iznimi kullandım. Full evdeydim. İki defa sarma sardım. Havalar zaten kötüydü. İlla kendime iş çıkarmalıydım.

Ela nın ikinci dişi çıktı. Sömestr bitti. Çocuklar yine okula koştu.İzin bitti.

Sonra haber izlenmeyen bizim evde tesadüfen bir babanın feryadı duyuldu. "Toprak atmayın kızımın üstüne" diyordu. O sırada Ela nın altını değiştiriyordum. Öylece kalakaldım. Ela nın bacakları çıplak dakikalarca ağladım. Gencecik bir can daha gitmiş, yürekler yanmıştı yine. Sosyal medya kullanan biri değilim. Bir bloğum var ona da günlerce giremiyorum çoğu zaman. Ben alengirli laflar edemem. Duygularımı süsleyemem. Yüreğim sıkıştı izlerken. 

P.tesi Ece okuldan geldiğinde bana Özgecan'ı anlatıyordu. Öğretmeni anlatmış. Çok şaşırdım, çünkü biz anlatmadık. Nasıl anlatılırdı ki? 
Anne üç erkek bir kıza saldırmış, bıçaklamış yakmışlar, öğretmenimiz o yüzden siyah giymişti bugün dedi. Anne kaçıncı sınıfa gidiyorlardı o erkekler dedi???

Büyükler annecim dedim. Olsun ama kaçıncı sınıfa gidiyor olabilirler dedi. Okumuyorlar, çalışıyorlar dedim. Öküzler, hayvanlar dedi. Bir hayvan düşün, insana bunu yapabilir mi annecim dedim. En fazla ısırır dedim, güldü. Sonra durdu, pislik diyeyim o zaman dedi. 

Sonra okuldaki bir arkadaşının ona tokat attığını söyledi. Bende şarteller attı. Normalde her duruma arıza çıkaran, asla laf altında kalmayan Ece sessiz kalmış. Çocuğun annesi sınıf annesiymiş, ona söylemesinden korkmuş. Korkmayacaksın dedim. Sana kimsenin vurmaya hakkı yok. İtekle, sesini yükselt hatta karşılık ver dedim. Evet kızıma şiddeti tavsiye ettim. Onlar daha çocuk biliyorum ama dayanamadım kızımın korkmasına. Öğretmenine söyle dedim.

Dün akşam da bunu söyledi Ece: öğretmeni sınıftaki çocuklara şöyle demiş. Kızlar, erkeklerden daha güçsüzdür. Onlara kötü davranmayın, vurmayın. Onlara yardım edin. 

Gencecik bir beden daha girdi toprağın altına, sapık bir ruh yüzünden. Allah ailesine, sevenlerine sabır versin.

Kızım daha küçük korkması normal, ama ben kocaman kadınım ve korkuyorum. Bugünden, yarından, olacaklardan, kafamda kurduğum senaryolardan...İnsan varoldukça, sonu gelmeyecek biliyorum. Hiç bir şey durduramayacak bu iğrençlikleri. 

Rabbim kimseyi evladıyla sınamasın.

2 Şubat 2015 Pazartesi

Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi

Son geçen iki haftanın özeti.

Önce ön diş etimle, dudağım arasında çıkan muhteşem yara (aft) ile başladı herşey. Yediğin herşeyi zehire çeviren illet. Bir hafta boyunca yediğim herşey işkenceydi.

Daha geçti geçmedi derken, beni zınk diye olduğum yere çivileyen sırt ağrısı teşrif etti. Eee gece iki bebeyle yatarsan, onları örteyim derken sen sırtın açık yatarsan olacağı bu. Ama nasıl bir ağrı? İşe gelirken giyinmek, ağlatıyordu resmen. Ayakkabıyı giyinmek için ultra bir güç sarfediyordum. İnsanın neresi ağrırsa canı ordaymış gerçekten. Ağzımdaki yaraya, sırt ağrımın eşlik etmesi inanılmazdı. Elayı beşiğinden almak, emzirmek ciddi anlamda beni zorluyordu. Doktora gittim mi? Tabi ki hayır.Haa bir de caanım eşimle biz bir elmanın iki yarısı olduğumuz için :P onun sırtı midesi ağrımazsa olmazdı. Bir evde iki ağrılı ebeveyn fazlaydı. Yatmak için can atmak , ama uzun süre hareketsiz kaldığın için yataktan kalkamamaktan bahsetmiyorum bile.
İş yerinde neredeyse ayakta çalıştım bir hafta. Oturmak, nefes alamamak , hangi pozisyonda durursan dur belini dinlendirememek çok kötü. Sadece ağrı kesici aldım.

Bu arada 27 Ocakta Eloşumun ilk dişi çıktı. Su içirirken farkettim. Hülya ablamız bizden önce farketmiş aslında ama, nasıl olsa farketmişizdir diye söyleme gereği duymamış.

Cumartesi günü Nuno halamız Ece'yi sıkılmasın diye, karne hediyesi babında avm ye götürmek istedi. ( Karnemizi eklemeyi unuttum di mi :( aferin bana ) Bir kaç oyundan sonra bizimki başladı -boğazım da, boğazım. Halamız güzellik yapacakken, burnundan getirdik anlayacağınız. Eve geldik. Bir diğer arkadaşımız da akşam yemeğine davet etti. Gelemeyeceğimizi Ece nin hasta olduğunu falan söyledim ama itiraz kabul etmedi. Arkadaşını görürse açılır diye düşündük, düşünmez olaydık. Yemek burnumuzdan geldi. Ağlamalar, nazlanmalar derken soluğu acilde aldık. Giderken de iğne vurdurmayacağıma dair söz verince, şurup yazdırıp çıktık. Cumartesi gecesini de böyle atlatmış olduk.

Pazar günü güzel bir öğlen uykusu ve hasta olunca içtiği tek çorba olan yayla çorbasıyla biraz kendimize geldik.
Şimdi Ece de iyileşme sırası. İnşallah Eloşa bulaştırmadan atlatırız.

İşte böyle geçti bizim iki haftamız.
Sağlığınız daim olsun.
İyi haftalar

Not: Akşam eve gittiğimde sümüklü ve şimdiye kadar gördüğüm en huysuz Ela ile karşılaştım. Yanii onun hasta olmaması caiz değildi. Hasta olacak ki zincir kırılmasın di mi :(  Sanırım ikinci diş geliyor. Bütün gece koca adam gibi yatağın içinde debelendi durdu kuzum .