18 Mayıs 2016 Çarşamba

Düğünümüz var

Babamızın üçüz olduğunu bilmeyen kalmadı heralde. İşte o üçüzlerin sonuncusu, tekne kazıntısı halamız evleniyor. İyilik meleği ama Said'in bir numaralı düşmanı, ayağı yanık hamamböcüğü gibi gezen, alışverişlere doyamayan, çerezin hep badem fındığını seçen, keyfine düşkün, uykuyu seven, arada bir espiri yapabilen Nunomuz o bizim.

Çocukların Nuno halası. Çocukla çocuk olan, onları hediyelere boğan, süprizler yapan biricik Nuno halaları. Sonunda kaptırdı gönlünü beyaz atlı prensine. Babaannemiz dedemiz şimdiden düşünüyorlar, o gidince biz napacaz diye. Hepimizden çok emeği var Nuran'ın onlar üstünde. Yoldaşları, canları. Evlenme diyoruz ama dinleyen kim :D

İşte kayınvalidemin benim için yaptığı, bizim Said amca için yaptığımız o bereket keselerinden Nuno hala için yapmanın zamanı geldi çattı.

Normalde tek başıma yapacaktım, Ece uyudu sanmıştım ama bir baktım beş dk sonra yanımda bitti, uyuyamıyormuş. Hazırlığımı görünce gözleri sevinçten parladı. İyi ki uyanmış, ikimiz iki saatte bitirdik keselerimizi. Hem onun için de etkinlik oldu. Ela hn artık izin vermiyor başbaşa bişeyler yapmamıza.

Keselere para , pirinç, buğday, şeker koyup tüllere sardık, rafya ile bağladık. Minik minik güzel keselerimiz oldu. İnşallah kafalarını yarmayız. Şekerlerin de bazıları bayat aramızda kalsın :) İnşallah açıp yiyen olmaz. Yoksa mazallah.



Bu keseler bereket getirsin sizlere. Mutluluklar sizin olsun. Çok bekledin bunu hakettin.

Daha düğün için hiç bir hazırlık yapmadım. Ben kaçanzi.

Çav.


13 Mayıs 2016 Cuma

P.K.



Dün arkadaşımla "ne izlesek acaba bugün" diye düşünürken, tesadüfen bulduğumuz ve bugün tekrar izlemek istediğimiz bir film. Aamir Khan'ın izlemediğim bir kaç filmi dışında şu ana kadar izlediklerimin hepsinin bende çok güzel etkileri vardır. 

Film komedi, dram, fantastik tarzda bir film. Filmde zamanımızın en büyük tartışması olan DİN işleniyor. Ki çok tanrılı bir ülke olan Hindistan'da bu filmi yapmak , doğrusu cesaret işi. Ama film sürükleyici, komik, eğlenceli ve bir o kadar da toplumsal mesajlar içeren harika bir film. İçinde aşk var, dans var, müzik var, duygusallık var, dostluk var, herkesin kafasını kurcalayan sorular ve basit cevapları var. 

Güldüren, ağlatan ama aynı zamanda çok düşündüren bir film.

"Dans eden arabalar" bombaydı :)

Ve kesinlikle doğru olan şu tespit: " İki tanrı var: Biri bizi yaratan, biri sizin yarattığınız. " 

Ailece izleyebileceğiniz, muhteşem bir hint filmi. Film uzun olabilir ama sıkmıyor. Hoşça vakit geçireceğiniz, 152 dakikanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız , farklı tarzıyla harika bir yapıt. Haftasonu fırsatınız varsa kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim.

İyi tatiller, iyi seyirler.

12 Mayıs 2016 Perşembe

Özendim, yaptım

Ne zaman ki Dikiş Sevda'sının bloğunda danteli değerlendirdiğini gördüm, o zaman aldı beni bir heves. Evde çekmecede duran bir sürü dantelim var. Ben ortaokuldaydım heralde dantel örmeye başladığımda. Hala da severim örmeyi ama çabuk sıkılmaya başladım artık. Hemen biten renkli şeyler örmek istiyorum. Kızların odası için bişeyler yapmaya hevesim var. Bakalım ne zaman gelecek keyfim. Bir de elim uyuşmasa iyi olacak.

İşte Sevda orda beni çok güzel gaza getirdi. Önce severek kullandığım on yıllık emektarım tepsimi çıkardım. Hala sağlamdı ama bazı yerleri zarar görmüştü. Sonra çekmecemden bu tepsiye uyacak dantel bulmaya geldi sıra. Bu da tamam.

Eski malzemelere bir göz atayım dedim. İlk ahşap boyama hevesimden kalan fırça ve boyamı buldum. Zımparam bile var. Tepsiyi vengeye boyadım. Sonra eksik olan malzemeleri tamamlamak için hobi dükkanına gittim. Aman allahım, insanın neler yapası geliyor ordaki malzemeleri görünce. Dekupaj tutkalı, vernik ve yüz kat vernik aldım. Dantelimi monte ettim. Güzelce tutkalladım. Sıra geldi yüz kat verniği uygulamaya. Aynı videoyu kaç defa izledim hatırlamıyorum. Aldım kavanozumu dakika tuttum başladım karıştırmaya, şaffaflaşınca döktüm tepsiye. Ama bir gariplik var bu işte. Neden derseniz, tepsim büyük, dantelim kalın. Yani yüz kat verniği dökünce hiç de öyle cam altına monte edilmiş gibi durmadı. Canım sıkıldı. Bir yüz kat vernik daha almaya karar verdim. Ve işte sonuç:












Özenmekle olmuyor, işin tekniklerini bilmeli. Ama öyle güzel anlatıyor ki bu işin erbapları, heves etmemek mümkün değil. Yaptım ama, "waaaaw müthiş, harika, bayıldım" bir iş olmadı. Lakin benim ruhuma iyi geldi birşeyler yapmak.

Hobi dükkanında bir boya buldum, tam bana göre. Zımpara yok, astar boya yok, vernik yok. Tam da sehpamın rengini değiştirmeye karar vermişken, hazine bulmuş gibi oldum.

Bir insanın hobisi olmalı. Mesela eşimin balık tutmak. Saatlerce iğne bağlar. Acayip bir tutku. Ve bunun için vakit ayırmasını acayip kıskanıyorum. Ben geceleri çalışabiliyorum sadece.

Sırada sehpam var. Dün başladım. Bakalım ne çıkacak ortaya?

Sevgilerle.





9 Mayıs 2016 Pazartesi

Haftasonundan

Bu haftasonu elimi neye attımsa olmadı. Cuma günü bir filmi izlemeye başladım, bağlantı o kadar fiberdi ki, bu sabah anca bitirebildim.

Cumartesi misafirim gelecekti. Kızımın arkadaşları ve anneleri. Onlara bu sitede gördüğüm pastadan yapmak istedim. Krema muhteşem oldu. Kekin kakaolu kısmını cıvık yapmışım, istediğim gibi şekillendiremedim.  Fırından çıktıktan sonra keki ters sarmışım. Bir de hamuruna unu çok koymuşum sanırım kek biraz sert oldu. Yine de yiyenler pek beğendiler. Ben kremasına labne yerine bir paket toz kremşanti , muz yerine de çilek koydum. Tabiki de fotoğrafını çekmedim. Ama yılmadım kesinlikle tekrar yapacağım. Gerçekten kolay bir pasta. Sadece gramajlı tarifleri sevemiyorum bir türlü.

Daha sonra şu sitede gördüğüm şekline vurulduğum havuçlu kurabiyelerden yapayım dedim fiyasko. Yine beceremedim. Bu aralar elimin ayarı yok sanırım. Yine fotoğraf çekmedim. 

Neyse ki menüde kısır vardı da, beni kurtardı.

Pazar günü yine uyandırıldım. Ama bu sefer sabırsız kızım anneler günümü kutlamak için uyandırdı :). Büyük kızım ne kadar sevgi kelebeğiyse, ufaklığı da bir o kadar soğuk nevale. Kalktığımda eşim kahvaltıyı hazırlamıştı. Uzun zamandır yapmıyordu. Hoşuma gitti. Ece anneler gününde poğaça yapacağımı hatırlattı. Kalktım yoğurdum, babaannemiz çok beğenmişti poğaçamızı. Biz de anneler günü poğaçası yaptık, hediyelerimizin yanında götürdük. 

Önce babaannelere sonra anneannelere ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. Güzel geçti. Eve gelirken yolda sızdık. Ve üzeri dutlu olan tişörtle yattık. Çünkü yorgunluktan gözünü açamıyordu sarı fırtına. 

Cuma başlayıp , bugün sabah bitirdiğim film çok güzeldi. Duygusal , aşk dolu bir film. Ama en çok evlere bayıldım. Köpekleri vardı. Öyle bir yerde yaşamak, yaşlanmak isterdim. Tavsiye eder miyim? Kesinlikle evet. Bir de kitap okumaya başlaam iyi olacak da, o moda giremiyorum hala.

Herkeşe iyi haftalar.

6 Mayıs 2016 Cuma

Bulamaç, bulamaç nereye kadar?

Eluşkam tamı tamına 23 aylık oldu. Tam bir sıpa kadar işte. Gelecek ay doğumgününü kutlayacaz.16 tane dişi var. Derdini anlatabiliyor. Çok muzur. İstediklerini , istemediklerini çok rahat söyleyebiliyor. Fırça kayıyor. Yani artık kreşe başlasak gözüm arkada kalmaz.

Gel gelelim bizim sorunumuz kahvaltı. Yani benim sorunum. Bakıcımız kahvaltısını hala bulamaç halinde veriyor. Ecem hiç yemedi bulamaç. Haftasonları bizbizeyken ben bulamaç vermiyorum Ela'ya. Ama bakıcımızın bahanesi de bulamaç yapınca herşeyi yiyor. Cicibebe, bal, süt, haşlanmış yumurta, peynir bunların hepsini ezip kaşık kaşık yediriyor. Sizce doğru mu yapıyor? Yani ben haftasonları tabağına, kızarmış yumurta, domates, yeşil zeytin koyuyorum. Ve çok güzel yiyor. ( çok çok güzel değil ama yiyor işte)  Ben artık normal kahvaltı yedirmesini istedim. Artık peynir yemiyor, süt içmiyor. Haşlanmış yumurta hak getire. Kızarmış yumurta bazen bir kaç lokma. Balın da yüzüne bakmıyor.

Yani herşeyi yedirebildiği için bulamaç yedirmeye devam etmeli mi? Yoksa yeter artık , kocaman olmuş, önüne kuzu koysan yer, ne bulamacı mı?

Bu arada ayın 4'ünde üçüzlerimizin doğumgününü kutladık. Hayatımda gördüğüm en muzur kardeşler. Ömrünüz uzun, sağlıklı, mutlu, başarılı olsun inşallah. Sizi seviyorum.

Yarın okulumuzun anneler günü kahvaltısı var. Sabah oraya katılacağız. Öğleden sonra iki arkadaşla bizde buluşup hem kaynatacağız, hem kısıra gömeceğiz.

Pazar günü malum, anne ziyaretleri.

Anneler günümüz kutlu olsun.

Mutlu haftasonları.

3 Mayıs 2016 Salı

Çoook yorgunum, beni bekleme kaptan.

Aynı başlıktaki gibi. İnanın hiç halim yok. Ne yazasım, ne okuyasım yok. Bir hafta izin aldım, almaz olaydım. Perte çıktım resmen. Çöplük evde yaşıyormuşuz da haberim yokmuş. Utanmasam öncesi sonrası diye fotolar çeker eklerdim. Ama kendimi rezil etmeye ne gerek var?

Cuma günü ofisten çıktım. Ve ben ilk defa bir sonraki pazartesiyi iple çektim. Meğer ofis benim dinlenme alanımmış. Cumartesi giydik Atatürk tişörtlerimizi okulumuzda 23 Nisan bayramımızı kutlamaya gittik. Tören sonrası sınıfça tekne gezisi yaptık. O gün için kızıma pizza sözüm vardı. Gün onun günüydü ne de olsa. Sahilde uçurtma şenliği vardı ama geç kalmıştık, biz de eve geri döndük. Eve geldiğimizde hışımız çıkmıştı. Saat 17:00 olmasına rağmen herkes bir köşeye atıldı. Biraz kestirdik.

Pazar günü rutin babaanne, anneanne gezileri.
Pazartesi sınıfça hazırlanan 23 Nisan kutlaması. Kuzularımız bize şiir okuyup, flüt dinletisi sundular. Sonra sınıfça dışarıda yemek yendi ve parka gidildi.
Ve işte temizliğin başladığı salı gününe geldi sıra. İnanın işe nereden başlayacağımı bilemedim. Ela'yı bakıcıya bıraktım her ne kadar hoşnut kalmasa da ablamız. Cumartesiye evde girmediğim köşe, çekmece, dolap kalmamıştı. Ve benim de ayağıma ağrı girmeye başlamıştı. Sanırım çok fazla ayakta kaldım. Ee oturarak çalışınca hamlamışım artık. Üç gündür sol ayağıma basamıyorum. Nezle midir, grip midir her ne illetse hala peşimi bırakmadı. Nasıl bir sinüs varsa bende artık.
Ama artık kafam rahat, uyuyabiliyorum mesela. Çünkü aklımda yapılacak işler olunca manyağa bağlıyorum. Gece ha bire kafamda kuruyorum. Battaniyeler kaldı yıkanacak, onun için de havaların iyice ısınmasını bekliyorum. Çocuk odasının duvarlarına raf ve askı almalıyım. Ve kitaplığımı düzenlemeliyim.

Pazartesi işe uçarak gelmek istedim. Yoğun bir hafta başıydı ama olsun. Evden az yorulduğum kesindi. Hala yorgunluğumu atabilmiş değilim.

Yarın üçüzlerin doğumgünü. Unuttuğumu farkettim. Bakalım neler yapabileceğiz. Haziranda düğünümüz var. Alışveriş beni bekler. Yapılacak işler hiç bitmez mi? Aklımda yapmak istediğim bir sürü proje var. Bakalım kaçını gerçekleştirebileceğim?

Hayırlı kandiller .










Hepinize tertemiz, mis kokulu, haftalar.

22 Nisan 2016 Cuma

Eluşka ve uyku

Biraz Eluşkadan bahsedeyim size. Evimizin Huysuz Virjin'i. Babasının tabiriyle sarı fırtına. Öyle böyle değil ama. Emdiğimiz sütü burnumuzdan getiriyor.

Uyandığında herkese "Güdaydın" der. Eğer babasıyla eve aynı anda gelmişsek , beni kenara yiter ve sadece babasına " baba hoşdeldin" der. Öksürsen de , hapşursan da " çok yaşa " der. Önceleri " elal" derdi. Geçen eve sokmadı beni, illa dışarı çıkacak. Biz de mahallede tur attık. Ne görse, kimi görse "bu ne?" eşyalara tamam da, tanımadığım adam geçiyor yanımızdan, "bu ne?" diye sorunca acayip oluyorsun. Adam durup sevecek diye tedirgin oluyorsun. Eve giderken aydedeyi gördü. Tutturdu "aydedeyi alalım anne" diye. Ya sabır.

Akşamları ocuyyak sepetinin (Elaca oyuncak) hepsini dökmeden oynayamıyor.
Yemeğini kendi yiyor. Önlük takmayı reddediyor. İçmek için su istiyor ama biraz içip kalanı halıya döküyor, ya da elini bardağın içine sokup suyla oynuyor.  Ece'ye hayatı zindan ediyor. Ece'nin özel eşyası denen şey kalmadı.

Uyku faslımıza gelince. Her akşam aynı ritüel. Ela yatalım mı? - Atallım. Koş babaya iyigeceler de. Koşar " icceler baba, ikkular" der. Ona açtığım yer yatağına yanaşır. 2,4,9,11 deyip yatağa atlar. Sonra su ister, kalkar su içer. Bir daha yatağa yerleşir. Sonra şansını bir daha dener. "Anne su". İçtik derim. "içtik" der ve sırıtır. Sonra ninni ister, ama nasıl ister. Önce -konmuştu der, yani mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu anlamına gelir. Tam başlarım ,- benim annem diye değiştirir. Peki tam benim anneme başlarım, -konmuştu der. Bu arada sırıtır. Resmen değiştir oyunu oynuyor. Farkında yani ne yaptığının. Sonra -dandini der, dandini dandini dastanaya başlarız. Yat çabuk kapat gözlerini derim, öpmeye başlar sıpa. Hemde defalarca. Gözlerimi kapatırım -anne anne diye seslenir, ta ki gözlerimi açana kadar. Sonra -kapat der. Diyelim ki sonunda daldık. Hiç uyanmadan uyuduğu herhalde bir elin parmaklarından bile azdır. En az iki defa uyanıyor her gece. Emmeyi bıraktık düzene girer dediler. Nerdee? Gene uyanır, babasını sorar sıpa. Uyuyor derim - bakallım der. Alırız yastığımızı bizim yatağa geçeriz. Dün gece de bağıra bağıra ağlıyor " astığı aaal, astığı aaal" . Artık pencere açık yatıyoruz. Sesimiz bütün mahalleyi uyandıracak. Bizim yatağa girdiği gibi, az önce ağlayan çocuk sanki kendisi değil.  Babasının üstüne yatar, aramıza enlemesine yatar. Ayakları nereme denk gelirse artık. Nasıl örteceğini şaşırırsın. Sonra bakarsın sabah olmuş ve alarm ötüyor.
İşte her gece istisnasız böyle geçiyor bizim evde.
Geçen hafta eve gelirken arabada sızan güzellikler.
Haftaya yıllık iznimden bir hafta kullanacağım. Hem de temizlik yapmak için. Nefret ediyorum temizlikten.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Yarın okulda , pazartesi de sınıfta kutlayacağız.  Ulusal egemenliğimizin var olduğu, eskiden bayramlar gelince içimizde yaşadığımız coşkunun aynısını çocuklarımızın da yaşayacağı daha güzel bayramlara inşallah.

Coşkulu, umutlu haftasonları.