21 Kasım 2014 Cuma

6. YAŞ ELİF ECEM

İlk göz ağrım, beni anne yapanım, kara gözlü kızım,

Altı yıl önce bugün gelişinle bizi sevinçlere boğdun. Çok güzel bir bebektin. Bizi asla yormadın. ( Ta ki bu yaza kadar. Sanırım abla olmak ve okula başlamakla alakalı zor bir yaz geçirdik.) Ek gıdaya hemen uyum sağladın. Emziği 6. ayında kendiliğinden bıraktın. 13. ayında memeyi bırakırken asla zorlanmadın.(Şimdiki aklım olsa asla bıraktırmazdım o ayrı.) Uykusuz bir bebek değildin. Karnıma yatmayı çok severdin.

22 aylıkken kreşe başladın. İlk yıl çok zorlandık. Yıldız öğretmenini çok sevmiştin. Faaliyet manyağıydın ve hala öylesin. Her ne kadar kardeşin olunca faaliyetlere ara versekte, mutfakta asla yalnız bırakmıyorsun. İki yıl sonra kreşini değiştirdik. Pamuk kreşi daha çok sevmiştin. Son gözden Nilay öğretmen mezun etti seni kreşten.

Kaç aylıktın tam hatırlamıyorum, kolunun çıkışı, yazın halanlar amcanlarla gittiğimiz havuzda simitsiz havuza atlayışın, dişinin sallanması, ürtiker oluşun hepsi geçti gitti. Artık kocaman 6 yaşsın. Okula başladın. Çok güzel okuyup, yazıyorsun. Hala yanımda yatmak için kırk takla atıyorsun. Çok güzel bir ablasın. Kızkardeşini çok fazla sevmediğini söylesen de , okuldan gelir gelmez ilk onu görmeye koşuyorsun, ilk onu öpüyorsun.

Nilüfer teyzenin 2. yaş günü hediyesi olan bu bloğa elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Sana ve kardeşine bırakacağım en güzel hatıranın bu blog olacağını düşünüyorum. Her ne kadar layığıyla güzel yazılar yazamayıp, bazen özel şeyler için bloğu kullansam da, sizin için daha çok şeyi paylaşmaya çalışacağım.

İyi ki doğdun güzel kızım, baban sana sürekli " melek " dediği için kardeşinin adını Melek koymadık biliyorsun değil mi?
Çok mutlu ol, hep sağlıklı ol, vicdanlı ol, merhametli ol,sevdiğin mesleği yap, kimselerin seni üzmesine izin verme.
Nice güzel yaşlara canım kızım.
İyi ki doğurmuşum, İyi ki benim kızımsın.

21.11.2008    Saat: 09:00

17 Kasım 2014 Pazartesi

Aşure ve Triliçe

Bu seneki aşure fotoğrafları Ece'den. Ben başka bişeyle uğraşırken çekmiş. Tesadüfen gördüm. Yoksa eklemeyecektim bloğa. Bana göre hergün olsa yiyebileceğim bir tatlı aşure. Ondandır bu sene iki tencere yaptık. Annem yaptı sağolsun. Nefis oldular. Her ne kadar yapmasını bilsem de annemin eli değince bir başka oluyor sanki herşey.



Blogların birinde rastladım triliçe tatlısına, ilgimi çekti. Evde sütte vardı. Fotoğrafını çekmedim çünkü sütü fazla karameli az olmuştu. Buna rağmen ben beğendim. Çok hafif bir tatlı. Eşim sadece tadına baktı, Ece ise ağzına bile koymadı. Bir borcamı ben yedim desem abartmış olmam. Ama bir daha deneyeceğim kesin.

Tatlıya olan zaafımdan nasıl vazgeçebilirim bilmiyorum. Çok seviyorum. Sigara tiryakileri yemekten sonra hemen yakarlar ya bir tane, ben de tatlı ne var acaba diye bakıyorum çekmeceme. Evde tatlı olunca acayip mutlu oluyorum. Biliyorum hiç sağlıklı değil, kanserin bir numaralı dostu. Ama engel olamıyorum nefsime. Yiyip yiyip kilo almayanlara da uyuzum.

Bu aralar doğum günü ile bozdum kafayı. Yumurta kapıya dayanınca tutuştum. Güya birşey yapmayacaktım bu sene. Ama olur mu? İlla kendimi yormam, yeni şeyler denemem lazım. Hepsi sıpa kızım için. Okuldan beş kız arkadaşını davet ettik. Genelde evimize yakın oturanları seçtik. Umarım diğer arkadaşları üzülmez. Malum ailede hiç çocuk yok Ece nin yaşıtı.  Bakalım eve nasıl sığacağız?
Şimdi fellik fellik ne yapabilirim diye araştırıyorum. Konseptimiz kızımın istemesiyle, Disney prensesleri.
Süslemeler, ikramlar, hatıra çerçevesi, hediyelikler... yapacak çok iş var. Bu hafta artık erkenden uyusunlar diye gözlerinin içine bakacağım çocukların. İnşallah cumartesi günü izin alabilirim.

Heryanım liste doldu yine. Ece nin elbisesi, ayakkabısı tamam, pasta siparişi tamam, parti için tabak çanak tamam,... Oy oy daha yapacak bir sürü şey var.

Haydi bana müsaade.

Herkese iyi haftalar.


12 Kasım 2014 Çarşamba

5. AY ELA

Ela'm, boncuğum, sarı şekerim. Sağ kulağı kepçem, ağzı mağaza kızım. Kocaman olsa da ağzın, çok güzel gülüyorsun meleğim. Rabbim yüzünü soldurmasın.

Bugün 5. ayını bitirdin. Hala uyuyacağın zaman  yaygarayı basıyorsun, gözlerin kıpkırmızı olana kadar ağlayıp, zırlayıp sonra uykuya dalıyorsun. Bütün apartman hatta sokak seni ağlamalarından tanıyor. Hülya ablanın eli ayağına dolaşıyor sen ağladığın zaman. Asansör bozuk olmasa, bu güzel havaların tadını çıkartırdınız ama maalesef eve tıkılıp kaldınız :(

Havuç suyuna bayılıyorsun. Yoğurtun tadına baktın ama surat ifadenle hiç sevmediğini anlattın. Artık yavaş yavaş ek gıda dönemine giriyoruz. Umarım alnımızın akıyla geliriz üstesinden. Ablanla anneannen ilgilenmişti. Belki o yüzdendir bamyayı severek yemesi. Hülya ablan bamyayı sevmiyormuş, bakalım sen de sorunsuz yemek yiyen ablan gibi mi olacaksın, yoksa alnımızın damarını mı çatlatacaksın? Ben deniz anası olduğum için ablanın ek gıdaya geçişinde hiç zorlanmamıştık, annem sağolsun. Oysa şimdi bir aydır ek gıda ile ne varsa okumaya çalışıyorum.

İlk olarak, havuç, elma, kabak, patates, bal kabağı, tatlı patates, irmik, pirinç unu, pekmez,yulaf, yoğurt ile baya bir haşır neşir olacağız.

Bu ay rota nın 2. dozu var.
Kakan çok kıymetliydi ta ki bu aya kadar. Üç günde bir yaptığın kaka şimdilerde seni banyoya sokmadan tahliye olmuyor. Her seferinde üstün başın batıyor. Bütün bezler mi taşırır?  Ek gıdaya geçince bakalım bir değişiklik olacak mı?

Sağdığım sütler yetmiyor artık sana. Ben eve gelinceye kadar çok acıkmış oluyorsun. Biz de günde bir kere mama vermeye başladık sana.

İlk gribini oldun. Ablan okuldan eve daha çok virüs , mikrop taşıyacak. Sen de erkenden tanışacaksın hepsiyle. Ablan arasıra cadı gibi davransa da, çaktırma ama seni çok seviyor.

Emziğinle oynuyorsun. Kendin çıkarıp kendin koyuyorsun ağzına. Soyunmak seni ne kadar rahatlatıyorsa, giyinmekten bir o kadar nefret ediyorsun.

Ha bir de lütfen her gördüğüne mavi boncuk dağıtma! İnsanların seni kucaklarına almalarına engel olamıyorum.

Şimdilik senin hakkında bildiklerim bu kadar. Umarım aksatmadan yazmaya devam edebilirim.

Seni seviyoruz MELEĞİM.


10 Kasım 2014 Pazartesi

Doğumgünü Ayı


Sen benim Atamsın
Yüreğimde yatansın
Toprağımsın, vatansın
Atatürk Atatürk.

Düşmanları kovdun
Cumhuriyeti sen kurdun
Hiçbir ülkede yok ordun
Atatürk Atatürk.

Ece nin Atam'ızı anmak için ezberlediği şiir.  Çok özledik ATAM
-   -   -   -   -   -   -   -   -  -   -   -   -   -   -   -   -   -   -  -   -   -   -   -   -   -   -   -   -  -
Yazamıyorum çünkü şapşik bilgisayarcı bilgisayar kasasının ön usb lerini devre dışı bıraktı, ben de telefonları pc ye bağlayamıyorum. Sizi o mikemmel fotolarımdan mahrum bırakmak istemiyorum oysa. Her biri sanat eseri fotoğraflar oysa :P

Farkettim ki; Ela yı Ece kadar fotoğraf çekmiyorum. Oysa Ece bebekken , her yeni bir şey giydiğinde, her yeni bandana taktığında, bornozuyla, havlusuyla, her dışarı çıktığında , ota moka güldüğünde.... hep çekmeye çalışırdım. Ela ya haksızlık ediyorum.

Kasım ayında ailede üç doğumgünü var. Şubat ayında da öyle. Aile kalabalık. Neredeyse her ay en az bir kutlama oluyor.

Dün Ozan'ın doğumgününü kutladık. Aslında 12 Kasım ama hafta arasına denk geldiği için dün kutladılar. Dışarıda bir arkadaşımızın mekanında kutlamayı tercih ettiler. Hava da güzeldi çocuklar için iyi oldu. Şöyle bir baktım da Ozan'ın baya arkadaşı varmış. Gelen her misafirin kucağında bir bebek vardı. Ece ne kadar yalnız büyümüş meğer.

İçinde bizim de olduğumuz fotolar benim telefonda.

İyi ki doğdun Ozan. Dilerim yanağındaki gamzen hiç solmaz. Sana uzun, sağlıklı, mutlu, başarılı nice yıllar diliyoruz paşam.

Çok sevdiğimiz Haco halamız. Onun doğumgünü dündü. İyi ki ki doğdun, İyi ki Ece ile Ela nın halası, benim de görümcemsin. Seni çok seviyoruz. Nice yıllara.

Sırada Ece nin doğumgünü var. 21 Kasım ama 22 sinde kutlarız. Hala ne hediye alacağımı, doğumgünü için ne yapacağımı bilmiyorum. Artık okulda olduğu için arkadaşlarıyla kutlayamayacak. Evine çağırabileceğimiz bir kaç arkadaş ayarlamak istiyorum aslında. Pek kimseyi de tanımıyorum henüz. Sonra bloglarda gördüğüm gibi bir konsept belirlemek istiyorum ama üstesinden gelemeyeceğimi düşünüyorum. Artık Ela var. Geçen sene sadece pinyata yapabilmiştim. Bu sene hatıra çerçevesi yapmak istiyorum. İkramları bile kendim yapabileceğimi düşünmüyorum.

Bakalım ortaya ne çıkacak? Ben de sizin gibi merakla bekliyorum. Merak edersiniz değil mi :P

İyi haftalar herkese.

25 Ekim 2014 Cumartesi

Hani benim gençliğim nerde?

Şaka maka 2015 te liseden mezun olalı 20 yıl olacak. Püüfffff. Harbiden geçip gitmiş yıllar. Eşim olsaydı farklı bir tabirle anlatırdı yaşlandığımızı :) lakin bloğa yakışmaz.

Ben çocukken çok kitap okuyan biri değildim ( hatta gençliğimde bile okumazdım) ama çocukluğumdan kalan, unutamadığım kitaplar vardır hafızamda ve her hatırladığımda yüzümü gülümseten.

Aynı D&R sitesinde şunu görüp de yüzüme yayılan kocaman gülümsemeyi farkettiğim ve " vay beee" deyişim gibi. Bu kitapları tekrardan göreceğimi hiç tahmin etmezdim.

Eminim bir çoğumuz okumuşuzdur bu kitapları. Yoksa tevellüdünüz mü yetmiyor :)

Dün gibi hatırlıyorum her bir kitabını defalarca okuduğumu. En çok da serinin son kitabı olan "Cin Ali Kır Gezisinde". Sanırım en çok bu kitabın kapağını beğendiğim için.



Linki eşim yolladı ve ben de hemen Ece ve Ozan için sipariş verdim. Bununla birlikte "Çocuk Kalbi" ve yine çocukluğumdan bende kalan ve resimleri beni benden alan diğer kitaplarla birlikte. Ama onları bir sonraki yazıda yayınlayacağım.

Ofiste tüm bilgisayar arızaları beni bulur. İzne ayrılmadan önce internet sıkıntısı yaşıyordum sürekli. Ben izindeyken halledilmiş. İşe başladığım gün öğlen Ela yı emzirmeye gittim geldim ve klavye tırt. Hoparlör sen sağol. Printer ı görmüyor. Has......

Şimdi bilgisayar kasasının ön usb leri iptal. Kısa devre varmış. Ben gelene kadar bişeyi yoktu. Bloğa nasıl foto ekleyecem bilmiyorum.

Bu fotoyu da kaynımdan çaldım.

Herkese iyi hafta sonları.

17 Ekim 2014 Cuma

Bi Kahve...

Hava yağmurlu...
Aylar sonra ilk defa topuklu giymişim.
Ayağımdaki dolama acıyor.
Bütün yaz giydiğim sandaletlerden sonra ayağım nefes almıyormuş gibi hissediyorum.

Yine de kendimi iyi hissediyorum.
Dün eve gittim pırıl pırıl, halılarım serilmiş, yemeğim var, ohhh.

Sağ üst köşedeki şiiri dün okudum ve çok hoşuma gitti.
Ben de kızlarıma uyarladım ve hep orda dursun istedim.
Şiirden öte dua gibi.

''Sen benim olamadıklarım ol...
İyi ol mesela,
Mutlu ol,
Huzurlu ol,
Aşk ol...
Ve;
Seni bana sevdirene emanet ol...''


Özdemir Asaf




Bi Kahve???


16 Ekim 2014 Perşembe

Dün gecenin hasılatı: SÜRK

19 haftalık doğum izninden sonra işe döndüm. Koşturmacalı bir yaz döneminden sonra kızım okula, ben işe. Süt iznimi akşamları bir saat erken çıkarak kullanıyorum. Ece yi okuldan alıp öyle geçiyorum eve. Bizim artık Hülya ablamız var. Eylül ayında işe başlamadan bir ay önce katıldı ailemize. Ben çalışacağım için artık çocuklardan ve yemeğimizden sorumlu kendisi. Hülya abla bizim ilk görüştüğümüz kişi. İlk görüşte sevdik biz onu. Arada tanıdıklar da olunca içimiz pek bir rahat etti. Yani artık evde yemeğim olduğu için tek koşturmaca sebebim Ela oluyor. Bu koşturmacalar Ece ye hiç uymuyor ona kalsa yolda sallana sallana eve gitmek ister.

Yemek yedikten hemen sonra ödevlere başlıyoruz. Bana kalsa eve girer girmez başlarım ama hem çocuğa yazık, hem de benim ağırkanlı kızım için hemen diye bir tabir yok maalesef.

"Tttıı" fasikülü bitecek denmiş. Yani sekiz sayfa ödev bizi bekliyordu. Evde çok güzel okuyan, yazan kızım dün okulda yanlış okumuş. Öğretmen de kızmış." Haklı " dedim sana kızmakta, çünkü senden çok emin. Yanlış okumak öğretmenini şaşırtmış dedim.
Bütün akşamımız Talat'a alet aldırmakla, Ela'ya et tattırmakla, Lale'ye ip atlatmakla geçiyor.
Aslında yazısı çok güzel ama bu sayfada saat artık 22:00 yi geçmiş ve Ece de baya yorulmuştu. Ertesi güne sadece okuma ödevlerimizi bırakıyoruz. Çünkü Hülya ablamızın yapacağı o kadar çok şey oluyor ki, ödevleri yetiştiremez. Bu fotoyu dayımıza yollamak için çekmiştim , pek net çıkmamış herzaman ki gibi. Bu saatte Ela ve babamız çoktan uyumuş oluyor.
Ece ödev yaparken benim aklım mutfakta yoğrulmak için beni bekleyen sürkte. Sürk sanırım sadece bizim yöreye özgü bir kahvaltılık. Tuzsuz çökelek ve içine katılan baharatlarla yoğrulup hazırlanan nefis bir şey. Normalde hep annem yapıp bana verir ben ilk defa yapacaktım. Sebebi de Ece nin alerjisi. Dün doktora kontrole gittik ve herşey yolunda dedi dr ama hala market ürünleri yasak. Bize göre bu alerjinin sebebi stres. Ama yine de yediklerimize dikkat etmekte fayda var. Renkli, boyalı, asitli, baharatlı, katkı maddeli şeyler yasak dedi dr. Evde yapılan herşey serbest. Şimdi cips istiyor benden, tek zaafı. Artık onu da evde yapacağım. Varsa pratik, kızartmasız tarifleriniz çok sevinirim. Sabahları sadece evde sütten yaptığım peynir domates ve zeytin yiyordu epeydir. Sürk de çeşit olur diye düşündüm.
1 kg tuzsuz çökelek
2 çay kaşığı kimyon
Bir dolu avuç kekik ( bizim buraların yabani kekiği)
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı pul biber
Yarım çay kaşığı tarçın
1 yemek kaşığı çörekotu
1 yemek kaşığı tatlı biber salçası
1 tatlı kaşığı acı biber salçası
2-3 çay kaşığı da tuz

Yoğururken tadına bakıp damak tadınıza göre ayarlayabilirsiniz çeşnileri.

İçli köfte yoğurur gibi bir güzel yoğuruyoruz. Yoğurması zor bişey değil. Ben tek başıma ve ellerim bulaşık olduğundan fotoğraflayamadım. İşte sonuç. Yoğurması ve şekillendirmesi yarım saat falan aldı. Kağıt mendil serili bir tepsiye dizdim. Artık kurutma safhası. Ama bizim buralarda güneş bir kaç gündür göstermiyor kendini. Üzerine temiz bir tülbent serilip güneşte kurutuluyor normalde. İki üç günde kurur ama benim yaptıklarımın kuruması daha uzun sürecek sanırım. Altındaki kağıtlar ıslandıkça değiştirmek gerek. Kuruduktan sonra ( taş gibi olmayacak, amaç suyunu kurutmak, elinize aldığınızda şekli değişmeyecek sertlikte olmalı) ister poşetlerde buzluğa koyabilirsiniz, iste kavanoza koyup üzerini zeytinyağı ile doldurabilirsiniz. Bir de küflendirenler var ki, allah affetsin. O nasıl koku öyle! Kahvaltı servisinde de dilimlenip zeytinyağı ile servis yapılıyor. Salatalara konabiliyor, salatası yapılabiliyor, yine bizim buraların biberli ekmeğine , ıspanaklı böreğine katılabiliyor.

Çökelek o kadar suluymuş ki, sabah kalktığımda bu haldeydiler. Hülya ablamız yeniden şekillendirdi.

Afiyet olsun.