22 Ocak 2017 Pazar

Challenge #3. gün

Hayatın bir kitap / film olsa türü ve adı ne olurdu?

Öyle bir şey yazacağım ki, beni okuyan tanıyan herkes ne alaka diyebilir. Şu açıdan ne alaka; yani  yazacaklarımın hiç birinde yetenekli değilim, iddialı değilim. Ben bir dergi olmak isterdim. İçinde örgü olsun, yemek olsun, pasta olsun, çiçek, bahçe olsun, çocuk olsun, dekorasyon olsun, küçük pratik bilgiler, evde kendin yapacağın projeler, gezdiğin yerler, tatiller olsun. Sevgili Ayda bir kitap çıkarıyor, nasıl sıcak, nasıl insanı içine alan bir kitap. Onun gibi insanın eline alınca yüzünde kocaman bir gülümsemeye sebep olan bir dergi olmak isterdim.

Açıp açıp okuyacağın, evinden hiç eksik etmeyeceğin, yeni sayılarının çıkmasını dört gözle beklediğin rengarenk bir dergi.

Adı da nolsun? Küçük Dokunuşlar Büyük Mutluluklar olabilir. Şimdi geldi aklıma.

21 Ocak 2017 Cumartesi

Challenge #2. gün

Kalbimi kazanmanın beş yolu:

- Benim yerime düşünüyorsan, (Çünkü bazen bende kafa gerçekten duruyor. Karar veremiyorum, çözüm üretemiyorum, yılıyorum. )

- Yaptıklarımı, emeklerimi takdir ediyorsan; takdir dediysem madalya, plaket falan beklemiyorum. Ama eğer bir şeye zaman, efor harcamışsam buna özen göstermen ruhumu sana teslim etmeme sebep olabilir.

- Yükümü hafifletiyorsan, ( yapılacak bir sürü işim varken, bir kaçının yapılmış olduğunu görmek, ben yaparım sen keyfine bak demek, çocukları bazen benim yerime dışarı çıkarıp bana yalnız zaman bahşetmek...)

- Samimiysen,

- Bir de TATLI. En büyük zaafım. Sen bana güzel bir tatlı yap, ne olursa farketmez. Ama çikolatalı olanlar favorimdir. Oldu da bitti kalbim senindir.

20 Ocak 2017 Cuma

Çelınclara gel hanııım

Bu da bir ilk benim için. İlk defa katılıyorum. Elime yüzüme bulaştırmadan, günü gününe cevaplayabilirim inşallah. Şebnem'de ilk gördüğümde yapsam mı diye düşünüyordum, sonra başka bloglarda görünce vira bismillah dedim.

İşte çelınc'ın sahibesi; Sonik Hanım


Challenge #1. gün
Beş sözcükle kendimi anlatayım.

Ben kendimi pek sevmeyen biriyim maalesef. Kendimle ilgili olumlu kelimelerim yoktur pek.

1. Tembel / Üşengeç
2. Merhametli
3. Hayalperest
4. Öfkeli / Ses tonuna hakim olamayan
5. Sulugöz / duygusal da dersek umarım kotayı aşmamış oluruz.

Ben hergün bir soruyu cevaplamaya çalışacağım. 

Ve yariyil tatili baslasin.

Zaten bir haftadir okula gitmeyince erken girmistik biz yariyil tatiline. Çok şükür ateş yok artık ama harika öksürük nobetlerimiz var.

Bekle bizi sıkınilan (doğru mu yazdim acaba? ) günler. Acaba kac defa çalacak telefonlarim hergün?
-Anneee sıkıldım .
-Anneee yanına geleyim mi?
-Anneee dedem beni alsin mi? Ve daha nice sorular.

Puzzle aldım Ece ile yapmak için ama Ela'nın uyumasi lazım. Akşam olunca da bana ağırlık çöküyor. Bakalım ne zaman başlarız ve ne zaman biter 1000 parcalik puzzle.

Aşağıdaki fotoğrafta da surat düşmüş çünkü yanımda kalmasına izin vermedim. Anlamıyorum ki ne buluyor şu ofiste?
Saat 09:30 da dağıtılacaktı karneler ama bizimkilerin hazırlanması baya uzun sürmüş. Babamızı tahmin edebiliyorum. Çünkü o her zaman belirtilen saatten önce varır gidilecek yere, randevuya, servise... Bizimki oje bile sürmüş, küpesini takmış sanki düğüne gidiyor. Anasından da ağır kanlı. Evdeki iki cüce de ağlayınca onları da okula götürmüş. Eşimin mutluluğunu görmek istemezdim :)



Haydi herkese önce sağlıklı, sonra mutlu bol dinlenmeli  tatiller.

18 Ocak 2017 Çarşamba

Başımız kel mi?

Evet efenim,

Biz de salgından nasibimizi almış durumdayız. Önce Ela, cumartesi günü sabah başlayan kusmaların ardı arkası kesilmeyince metpamidle dur dedik. Akşama annemlere davetliydik. Ama orda da Ece'nin halsizliği baş gösterince geç kalmadan eve geldik. Alerji illeti tekrar nüksetmeye başlıyordu. Göz kapağı şişmişti bu sefer de. Kulakları kızarmış, çene altında da lekelenmeler başlıyordu. Alerji şurubunu verip yatırdım. Gece uyandığımda gördüğüm manzara kabus gibiydi. Ecenin gözü kapanmış ve tüm vücudunu lekeler kaplamıştı. Ateşi de yüksekti. Sabahı zor ettik. Pazar günü acilde aldık soluğu. Ateş yüksek, halsizlik, alerji derken serum yedik. Ela daha iyiydi. Ablasının kolundaki serumu görünce " Ece sen çok mu hasta oldun", " kolun acıdı mı" diye sorular sordu ablasına. 

Haftasonu böyle geçti derken, pazartesi okula gitmek için hazırlandı Ece. Okula giderken yolda istifra etmiş. Sonrasında ateş de başladı. Öğretmenine okula gidemeyeceğini haber verdik. Ve ben işyerine gidip izin aldım, hemen doktora gittik. Acilde yapılan idrar tahlilinin yanlış sonuç verdiğini tekrar yapılan idrar tahliliyle öğrendik. ( Bu konuda söyleyecek çok şeyim var ama, susuyorum) Çok güzel bir gribe yakalanmıştık. Hastane zaten mahşer yeri gibiydi. Eve geldik, kusmalar, ateş devam. Pazartesi gecesi kabus gibiydi.

Gelelim salı gününe. Sıra Ela'da. Yüksek ateş, halsizlik ona da uğramıştı. Bütün gün bişey yememişti. Öksürük de başladı. Salı günü akşam babaya yapışık şekilde geçti. Şu anda eve hastalık havası hakim. Tam da geçen hafta "ne güzel gidiyoruz, bu kışı hastalıksız atlatacaz galiba" demişken eşime. 

Lütfen dikkatli olun. Sınıfımızın mevcudu 30, giden öğrenci sayısı 11. Geri kalan hepsi hasta.
Bu yüzden kafam dalgın. En kısa zamanda yorumlarınıza döneceğim.

Sağlıklı günler.
Esen kalın.

10 Ocak 2017 Salı

Okudum

Senden Sonra Ben

Wıll'den sonraki Lou'yu merak ettiğim için okudum serinin ikinci kitabını. Ama okumasam da olurmuş. Hayatında alışkanlıklarından kolay vazgeçemeyen, risk alamayan bir Lou var yine. Aynı ben gibi yani. 
Başlarda sıkıcı gelse de sonlara doğru merak ettim Lou'nun kararını. Kitabın sonlarında insanın gözleri biraz dolmuyor değil. Tavsiye eder miyim? Hayır.








Fareler ve İnsanlar





Kitap hakkında bulduğum en güzel yorum. O kadar güzel açıklamış ki kitap hakkında hissettiklerimi. Bir günde bitebilecek bir kitap.

Lennie… Yüreği dünyadan büyük, temiz kalpli, saf, katil…

George… Akıllı, fedakar, iyi dost, katil…

Slim… Mağrur, güçlü, saygı duyulan, azmettirici…

Curley… Takıntılı, bencil, azmettirici…

Curley’in karısı… Kötü, sinsi, memnuniyetsiz, ilgi çekme meraklısı (bunlar yazarın söyledikleri, zira insanları ‘iyi’ ya da ‘kötü’ olarak sınıflandırmak nazarımda çok büyük bir hatadır, sayfa 109), azmettirici…

Finale üzülmeyen yok gibi. Curley’in ve karısının başına gelenlere üzülen oldu mu hiç? Bir çoğumuz bunu düşünmedi bile değil mi? Öyle ya, onlar başlarına gelenleri, şu veya bu şekilde, hak etti! 

Steinbeck, masumiyeti Lennie ile, zekayı George ile, aklı ve saygınlığı Slim ile, saplantıyı Curley ve karısı ile kişileştirmiş. Okur da azmettiricileri katillerden daha suçlu olarak kabul etmiş genelde. Yazarın tuzağına düşmüşüz gibi geldi bana. 

Zorunlu bir amaca hizmet etmeyen her cinayet dünyayı daha da kötü bir hale sokar. Kitaptaki tek hakkaniyet, final sahnesi idi. Ancak her şeye rağmen ben o finalde yer almazdım.

Sanılmasın ki Lennie’nin hayalleri gerçek olmadı. George her anlattığında tekrar tekrar gerçekleşiyordu onun masum hayalleri. Yumuşak şeylere her dokunduğunda, George ile her konuştuğunda…

Görünenden çok daha derin manalar barındıran, dönemin ABD’sinin karanlık yüzlerinden birine ışık tutan, sade dilli bir eser. Tasfirler, ruh halleri, yaşanılanlar… Yazar yaşadıklarını okuruna çok iyi yansıtmış. Kesinlikle her bireyin okuması gereken bir eser...



Piraye


O, üzerine şiirler döktürdüğü "özgürlük" kavramı nerede kaldı?Yalnız düşüncelerdeki kavramsal özgürlüğün, ne denli güdük ve inandırıcılıktan uzak kalacağının bilincinde değil mi?(Sayfa 37 )


... virgüllerle sündürülmeye açık varsayımları, konulacak noktayla açıklığa kavuşturmak için.(Sayfa 73)

Basit, sıradan bir el tutuş...
Böylesine etkileyebilir mi insanı?
.......
Tuttuğu yalnız elim değildi. Benliğimdi benliğine hapsolan. Bütünleşivermiştik. Belki de onun bile ayrımında olmadığı bir geri dönüşsüzlükle. Bambaşka bir yol ayrımında olduğumu duyumsayabiliyordum. Haşim'im Piraye'si olmanın yolunda...(Sayfa 115 )


Kitap bitti ama kitap hakkında söyleyebileceğim "hiç bir iz bırakmadı bende" desem umarım yanlış anlaşılmam. Yani klasik bir Türk filmi izler gibi. Elinizden bıraktığınızda araya reklam girmiş gibi bir his. Acaba filmde şimdi ne olacak diye devam ediyorsunuz. Piraye kendini çok farklı hissettirip, hiç de farklı olmayan bir evlilik yaşar. Deli gibi bir aşk romanı okuyacağınızı sanırken ağa gelini olduğunu okuyorsunuz. Yani okurken sürekli özgürlükçü, şiir tutkusu olan  bir Piraye'den bahsedilirken, Asmalı Konak tarzında bir roman okuyup bitiriyorsunuz.   

6 Ocak 2017 Cuma

İzlemiştim

Karamel
Ağzımda çok güzel bir tat bıraktı. Bu Nadine Labaki'nin izlediğim ikinci filmi. Ben alt yazılı izledim. Arapçada espiriler bir başka güzel oluyor çünkü. Filmde bir kuaför dükkanı ve beş kadının birbirinden farklı hayatlarını izliyorsunuz.  Layal evli bir adama aşıktır. Nesrinin evlilik korkusu vardır. Jamal yaşlılığı reddediyordur. Rose ablasıyla ilgilendiği için evde kalmış kız kurusudur. Rima da erkeksi tavırlarıyla diğerlerinden farklıdır. Sıcacık bir film.

Sen Sen Değilsin
ALS hastası Kate ve yardımcısı üniversite öğrencisi, sorumsuz Bec. İki farklı kadının birbirine bağlanması. Can Dostum filmine benziyor. Bir dram filmi.

Mucize

Bir dram filmi daha. Harika bir kadro ve klasik bir Mahsun Kırmızıgül filmi. Film hem güldürüyor, hem ağlatıyor. Hayatın acı gerçeklerini şak diye yüzünüze çarpıyor. Mert Turak'ın oyunculuğuna şapka çıkartılır.


Kıyamet Günü

Gerçek bir hayat hikayesi. Tatile giden bir ailenin tsunami felaketiyle karşılaşması ve korku dolu yaşam mücadelesi. Filmi izlerken küçük çocuklar yerine kendi kızlarımı koyarken buldum kendimi. Aman Allahım ne korkunç. 2004 yılında yaşanan tsunamiyi araştırdım. Aileyi araştırdım. İzlerken yüreğiniz sıkışabilir ama asla vakit kaybı olmayan bir film. Pişman olmazsınız.

İyi seyirler.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...