Bir Mucizem Var
3 Haziran 2013 Pazartesi
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Ne haftasonuydu be!
Cuma akşamından başlayayım anlatmaya. TRT 1 de bir dizi var "Böyle Bitmesin". Takipçisi değilim ama arada denk gelirse izlerim. Bu hafta unuttuğumuz bir şeyi ölümü konu almışlar.
-Ben seni ararım.
-Siz gidin ben hemen peşinizden gelirim.
-Haftaya görüşürüz.
..................... Hep unuttuğumuz bişey var. Ölüm.
Tabi ben bunu salya sümük izliyorum. Sedo kapat şu kanalı deyip durdu.
C.tesi sabah 06:30 da çaldı telefon. Öyle ki yatak odasında paralel olmasına rağmen, salondaki telsize koştum. Sedo arıyordu, "arabayı çarptım" dedi. "Sen iyi misin, sende bişey var mı ?" dedim. Yok merak etme dedi. Sigortacıyı falan aradım. Garip ama dünkü dizinin üstüne böyle bir olay yaşamam beni silkeledi. Çünkü şu bir-iki haftadır üzerimize ölü toprağı serilmiş gibi halsiz, tatsız, karamsar bir haldeydik. Elimiz kolumuz kalkmıyor. Zerre üzülmedim. Sedo çok etkilendi bu durumda bile tek düşündüğü araba sanayideyken Ece'yi kreşe nasıl götüreceğim?
Bundan sonra arabanı bana vermezsin dedi. Bu ikinci kazam dedi. Sen 4 yıldır kullanıyorsun maşallahın var dedi. Benden iyi sürücüsün diye itiraf etti.
Hep dua edermiş böyle şeyler olacaksa ona olsun diye. Manyak !
Belki bu vesileyle arabayı da yenileriz. Arabayı da dedim çünkü artık ilallah dedirten çamaşır makinesini ve su damlatan ütümüzü de yeniledik cumartesi. Battı balık yan gider dedik. Dalga konusu olduk, çünkü;
Tarih 4 Mayıs, üçüzlerin doğumgünü.
Yukarıdaki foto bir Alman gazetesinden. Sağdaki boynu bükük Sedo. Bu kaza doğumgününe damgasını vurdu.
Günün anlam ve önemine uygun değil ama herkes çamaşır makinesini yenileyecek başka gün yokmu dedi, makineyi de Sedo'ya ithaf ettiler :D
Akşam toplandık maaile, kayınvalidem döktürmüştü yine.
Çok yorulduk eve gelir gelmez sızdık.
Pazar günü elektrik kesintisine uyandık. Balkonda bir kahvaltıdan sonra, daldım dolaplara. Ece'nin yazlıklar çıktı meydana, kocanın yazlıklar çıktı meydana, ama benim dolaba girmeye cesaretim yetmedi. Pilim bitmişti zaten. Sevmiyorum arkadaşım bu işleri ben. Sonra girdim mutfağa, başladım yemek yapmaya. Akşama geldi dostlar, şenlendi sofralar.
Gece ise başa girdi ağrılar. Neyse yarım tabletle atlattık ağrıyı. Sabah Said amcamız bıraktı bizi kreşe sağolsun. Ama yine ufak bir tatsızlık yaşadık. Hayırdır inşallah.
Bir de şampiyon olduk bu haftasonu.
Bununla birlikte 1 Mayıs'tan itibaren Ece artık kendi odasında yatmaya başladı. Şimdilik yanımıza gelmiyor ama şayet uyandıysa gelip beni uyandırıyor, " benimle yatar mısın birazcık" diyor. Bir de ilk defa bisiklet sürüyoruz artık.
Bizim 1 Mayısımız da böyle geçsin kayıtlara.
Ne diyoruz cana geleceğine mala gelsin.
Kazadan beladan uzak, sevdiklerinizle güzel haftalar.
-Ben seni ararım.
-Siz gidin ben hemen peşinizden gelirim.
-Haftaya görüşürüz.
..................... Hep unuttuğumuz bişey var. Ölüm.
Tabi ben bunu salya sümük izliyorum. Sedo kapat şu kanalı deyip durdu.
C.tesi sabah 06:30 da çaldı telefon. Öyle ki yatak odasında paralel olmasına rağmen, salondaki telsize koştum. Sedo arıyordu, "arabayı çarptım" dedi. "Sen iyi misin, sende bişey var mı ?" dedim. Yok merak etme dedi. Sigortacıyı falan aradım. Garip ama dünkü dizinin üstüne böyle bir olay yaşamam beni silkeledi. Çünkü şu bir-iki haftadır üzerimize ölü toprağı serilmiş gibi halsiz, tatsız, karamsar bir haldeydik. Elimiz kolumuz kalkmıyor. Zerre üzülmedim. Sedo çok etkilendi bu durumda bile tek düşündüğü araba sanayideyken Ece'yi kreşe nasıl götüreceğim?
Bundan sonra arabanı bana vermezsin dedi. Bu ikinci kazam dedi. Sen 4 yıldır kullanıyorsun maşallahın var dedi. Benden iyi sürücüsün diye itiraf etti.
Hep dua edermiş böyle şeyler olacaksa ona olsun diye. Manyak !
Belki bu vesileyle arabayı da yenileriz. Arabayı da dedim çünkü artık ilallah dedirten çamaşır makinesini ve su damlatan ütümüzü de yeniledik cumartesi. Battı balık yan gider dedik. Dalga konusu olduk, çünkü;
Tarih 4 Mayıs, üçüzlerin doğumgünü.
Yukarıdaki foto bir Alman gazetesinden. Sağdaki boynu bükük Sedo. Bu kaza doğumgününe damgasını vurdu.
Günün anlam ve önemine uygun değil ama herkes çamaşır makinesini yenileyecek başka gün yokmu dedi, makineyi de Sedo'ya ithaf ettiler :D
Akşam toplandık maaile, kayınvalidem döktürmüştü yine.
Çok yorulduk eve gelir gelmez sızdık.
Pazar günü elektrik kesintisine uyandık. Balkonda bir kahvaltıdan sonra, daldım dolaplara. Ece'nin yazlıklar çıktı meydana, kocanın yazlıklar çıktı meydana, ama benim dolaba girmeye cesaretim yetmedi. Pilim bitmişti zaten. Sevmiyorum arkadaşım bu işleri ben. Sonra girdim mutfağa, başladım yemek yapmaya. Akşama geldi dostlar, şenlendi sofralar.
Gece ise başa girdi ağrılar. Neyse yarım tabletle atlattık ağrıyı. Sabah Said amcamız bıraktı bizi kreşe sağolsun. Ama yine ufak bir tatsızlık yaşadık. Hayırdır inşallah.
Bir de şampiyon olduk bu haftasonu.
Bununla birlikte 1 Mayıs'tan itibaren Ece artık kendi odasında yatmaya başladı. Şimdilik yanımıza gelmiyor ama şayet uyandıysa gelip beni uyandırıyor, " benimle yatar mısın birazcık" diyor. Bir de ilk defa bisiklet sürüyoruz artık.
Bizim 1 Mayısımız da böyle geçsin kayıtlara.
Ne diyoruz cana geleceğine mala gelsin.
Kazadan beladan uzak, sevdiklerinizle güzel haftalar.
30 Nisan 2013 Salı
Neredesiniz?
Belki görmeyecekler bile, ama çok severek takip ettiğim iki bloğa erişemiyorum.
Biri Sevdiye'nin muhteşem bloğu "Geniş Zamanlar"( sanırım sadece davetlilere açmış bloğunu sevgili Sedo.)
Diğeri de Selcen'in "Hayatımızın Yeni Rengi ". ( blog kaldırıldı diyor :( )
Sizlerin bilgileri var mı acaba?
Biri Sevdiye'nin muhteşem bloğu "Geniş Zamanlar"( sanırım sadece davetlilere açmış bloğunu sevgili Sedo.)
Diğeri de Selcen'in "Hayatımızın Yeni Rengi ". ( blog kaldırıldı diyor :( )
Sizlerin bilgileri var mı acaba?
25 Nisan 2013 Perşembe
Bir varmış bir yokmuş misali
Arayı açtık yine. Bu blog da nasıl bir şeyse, sen ona gitmezsen o sana hiç gelmiyor. Gıcık. Arayı açtıkça açıyor. Neyse döndük dolaştık geldik yine aranıza. Bir ay olmuş yahu. Ayıp vallahi bana.
Hoş bu süre zarfında ne yaptın diye sorsanız inanın adam akıllı, elle tutulur bişey yapmadık.

Arada bir hastalık atlattık. Anneanne evde olmadığı için de izin alıp kızımla başbaşa bir gün geçirdik. Bu kahvaltı tabağı için uğraştım ama hanımefendi yüzüne bile bakmadı. Boğaz enfeksiyonu yüzünden 39,5 derece ateş ile acile gitmiştik bir akşam önce, iğne yemek zorunda kaldı kuzum. Öğleden sonra faaliyet olsun diye kurabiyeler yaptık.Tamamen uydurma bir tarif, arasına anneannenin yaptığı mis gibi bahçe çileğinin reçelinden koyduk.Kendi sürdü yapıştırdı. Eli çok yatkın maşallah.
Bir ara kucağımda oturmuş Keloğlan'ı izlerken, "şöyle naneli yayla çorbası yapsan da içsem " deyince kendimi mutfağa attım. Yavrum benim iki kase içti. Oh dedirtti bana. Atlattık şükür.
Haftasonlarımızı arkadaşlarla geçirmeye başladık. Yılın ilk pikniğini bile yaptık Arda'larla. Arda ile Ece pek anlaşamasalar da ( ki Arda asla yaramaz bir çocuk değil, Ece'nin cadılığı) yine de özlüyorlar birbirlerini. Sessiz film bu aralar favori oyunumuz. Döngel Karhanesi'ni andıkça yerlere yatıyoruz hala :D
Bahar bayramına gittik, hava çok güzeldi.

Dönüşte bahçeye uğradık, dut ağacına saldırdık. Çileklerimiz de olmaya başlamış.

Sonra hayatımızda iyi ki varlar dedirten, varlıklarıyla değer katan arkadaşlarımızdan süpriz hediyeler aldık, şaşırdık ama bir o kadar da mutlu olduk. Sizi çok seviyoruz.
Pepee sayesinde parmak tuzluk oyununu hatırladık, hemen yaptım, Ece acayip sevdi, bizim çocukluğumuzun oyunu :)
Sonra biz de ponpon yaptık sonunda grapon kağıdından. Ben yaşasın faaliyet buldum diye sevinirken , meğer kızım her bişeyi biliyormuş da haberim yokmuş. 23 Nisan vesilesiyle avizemize astık salona.
23 Nisan da yarıyıl gösterisinin aynısını yaptılar yine. Hayret içine para kaçmamıştı bu sefer şaşırdık. Halalarımızın bayram hediyesiyle mutluluğumuza mutluluk kattık. Ne ben böyle bir hala olabildim, ne de benim böyle halalarım oldu. Cimcime çok şanslı maşallah.
Bu aralar iyiyiz kızımla şükür. Çok iyi anlaşıyoruz. Allah bozmasın. 4,5 yaşımız sorunsuz geçiyor şükürler olsun. Tek eksimiz hala odasında uyumaması. Ona da başlayacağım yavaş yavaş. En favori çizgi filmimiz Keloğlan . Yarın tiyatrosu gelecekmiş. Eşimle biz daha çok sevindik. Çünkü Ece ilk defa bir çizgi filmi böyle pür dikkat izliyor. ( Ben de Kuzey'i öyle izliyorum. Hatta dün marketten çekirdek alırken : " bugün Kuzey Güney' mi var?" diyen kızımı alkışlıyorum :) )
Arada birkaç film izledim. Öyle harikaydı, muhteşemdi , kesinlikle izlemelisiniz türünden bir filme rastlamadım maalesef. Kitap hiç okumadım. Bakalım ne zaman çıkacağım bu moddan?
Bugün beni şaşırtan bişey oldu. Hala duygu karmaşası yaşıyorum.
Neyse şimdilik bizden kısa kısa bu kadar. Postumuza kızımın çok sevdiği benim uydurduğum meyve tabağıyla son verirkene , hepiniz kendinize iyi bakın.
Hoş bu süre zarfında ne yaptın diye sorsanız inanın adam akıllı, elle tutulur bişey yapmadık.

Arada bir hastalık atlattık. Anneanne evde olmadığı için de izin alıp kızımla başbaşa bir gün geçirdik. Bu kahvaltı tabağı için uğraştım ama hanımefendi yüzüne bile bakmadı. Boğaz enfeksiyonu yüzünden 39,5 derece ateş ile acile gitmiştik bir akşam önce, iğne yemek zorunda kaldı kuzum. Öğleden sonra faaliyet olsun diye kurabiyeler yaptık.Tamamen uydurma bir tarif, arasına anneannenin yaptığı mis gibi bahçe çileğinin reçelinden koyduk.Kendi sürdü yapıştırdı. Eli çok yatkın maşallah. Bir ara kucağımda oturmuş Keloğlan'ı izlerken, "şöyle naneli yayla çorbası yapsan da içsem " deyince kendimi mutfağa attım. Yavrum benim iki kase içti. Oh dedirtti bana. Atlattık şükür.
Haftasonlarımızı arkadaşlarla geçirmeye başladık. Yılın ilk pikniğini bile yaptık Arda'larla. Arda ile Ece pek anlaşamasalar da ( ki Arda asla yaramaz bir çocuk değil, Ece'nin cadılığı) yine de özlüyorlar birbirlerini. Sessiz film bu aralar favori oyunumuz. Döngel Karhanesi'ni andıkça yerlere yatıyoruz hala :D
Bahar bayramına gittik, hava çok güzeldi. 
Dönüşte bahçeye uğradık, dut ağacına saldırdık. Çileklerimiz de olmaya başlamış.


Sonra hayatımızda iyi ki varlar dedirten, varlıklarıyla değer katan arkadaşlarımızdan süpriz hediyeler aldık, şaşırdık ama bir o kadar da mutlu olduk. Sizi çok seviyoruz.

Pepee sayesinde parmak tuzluk oyununu hatırladık, hemen yaptım, Ece acayip sevdi, bizim çocukluğumuzun oyunu :)
Sonra biz de ponpon yaptık sonunda grapon kağıdından. Ben yaşasın faaliyet buldum diye sevinirken , meğer kızım her bişeyi biliyormuş da haberim yokmuş. 23 Nisan vesilesiyle avizemize astık salona.
23 Nisan da yarıyıl gösterisinin aynısını yaptılar yine. Hayret içine para kaçmamıştı bu sefer şaşırdık. Halalarımızın bayram hediyesiyle mutluluğumuza mutluluk kattık. Ne ben böyle bir hala olabildim, ne de benim böyle halalarım oldu. Cimcime çok şanslı maşallah.
Bu aralar iyiyiz kızımla şükür. Çok iyi anlaşıyoruz. Allah bozmasın. 4,5 yaşımız sorunsuz geçiyor şükürler olsun. Tek eksimiz hala odasında uyumaması. Ona da başlayacağım yavaş yavaş. En favori çizgi filmimiz Keloğlan . Yarın tiyatrosu gelecekmiş. Eşimle biz daha çok sevindik. Çünkü Ece ilk defa bir çizgi filmi böyle pür dikkat izliyor. ( Ben de Kuzey'i öyle izliyorum. Hatta dün marketten çekirdek alırken : " bugün Kuzey Güney' mi var?" diyen kızımı alkışlıyorum :) )
Arada birkaç film izledim. Öyle harikaydı, muhteşemdi , kesinlikle izlemelisiniz türünden bir filme rastlamadım maalesef. Kitap hiç okumadım. Bakalım ne zaman çıkacağım bu moddan?
Bugün beni şaşırtan bişey oldu. Hala duygu karmaşası yaşıyorum.
Neyse şimdilik bizden kısa kısa bu kadar. Postumuza kızımın çok sevdiği benim uydurduğum meyve tabağıyla son verirkene , hepiniz kendinize iyi bakın.
Etiketler:
canım kızım,
Günlük,
Hediye
27 Mart 2013 Çarşamba
Satranç öğretmenim
Haftasonu Ece'ye hediye olarak satranç aldım. Kreşlerinde satranç dersleri var. Ben lisedeyken oynuyordum, az çok biliyorum.
Kızım hediyesini görünce çok sevindi. Ama şans bu ya , satrancı açınca iki paket siyah taşın çıktığını gördük. Offf en nefret ettiğim şeydir aldığın bişeyi değiştirmek. Neyse ki hallettik. Pazartesi akşamı geç çıkınca maalesef ortak zamanımızdan çaldılar yine. Kızımı ağlattım :( çünkü akşam ki planımızdı satranç ama hafta sonu geç çıkınca ve koşturmacalı geçince yapmadığımız ödevlerimiz pazartesiye sarkmıştı. Dolayısıyla satranca zaman kalmamıştı. İşyerim çok hayır duamı alıyor bu aralar!!! İçim sızladı uyuduktan sonra öpüp öpüp durdum.
Çok hevesliydi bana satranç öğretmeye. Dün oturduk sonunda. Başladı dizmeye. Önce kaleleri yerleştirdi köşelere. Yanına atları, sonra da filleri. Geldik zurnanın zort dediği yere.Oysa eve gitmeden önce de bakmıştım nette. Şah ve vezire. Üzerinde + olan şah, taçlı olan vezir. Ama bizde taçlı bir taş yoktu. ve şahtan kısaydı. Ben taşları karıştırdım. netten defalarca baktık kızımla. O öğrendiği gibi dizdi. ben ise her seferinde itiraz ettim.
E harfleri şahın yeri. siyah şah beyaz karede, beyaz şah siyah karede yer alırmış.
İyi tamam da ben taşları çözemedim ki ...
Kızım öğrendiklerini unutmasa bari benim yüzümden.
Kızım hediyesini görünce çok sevindi. Ama şans bu ya , satrancı açınca iki paket siyah taşın çıktığını gördük. Offf en nefret ettiğim şeydir aldığın bişeyi değiştirmek. Neyse ki hallettik. Pazartesi akşamı geç çıkınca maalesef ortak zamanımızdan çaldılar yine. Kızımı ağlattım :( çünkü akşam ki planımızdı satranç ama hafta sonu geç çıkınca ve koşturmacalı geçince yapmadığımız ödevlerimiz pazartesiye sarkmıştı. Dolayısıyla satranca zaman kalmamıştı. İşyerim çok hayır duamı alıyor bu aralar!!! İçim sızladı uyuduktan sonra öpüp öpüp durdum.
Çok hevesliydi bana satranç öğretmeye. Dün oturduk sonunda. Başladı dizmeye. Önce kaleleri yerleştirdi köşelere. Yanına atları, sonra da filleri. Geldik zurnanın zort dediği yere.Oysa eve gitmeden önce de bakmıştım nette. Şah ve vezire. Üzerinde + olan şah, taçlı olan vezir. Ama bizde taçlı bir taş yoktu. ve şahtan kısaydı. Ben taşları karıştırdım. netten defalarca baktık kızımla. O öğrendiği gibi dizdi. ben ise her seferinde itiraz ettim.
E harfleri şahın yeri. siyah şah beyaz karede, beyaz şah siyah karede yer alırmış.
İyi tamam da ben taşları çözemedim ki ...
Kızım öğrendiklerini unutmasa bari benim yüzümden.
Etiketler:
canım kızım,
Hediye,
Oyun
21 Mart 2013 Perşembe
Bir Gün Anlarsın
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez. Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya, Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar ne yastık. Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık. Onun unutamadığın hayali, Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine. Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu. Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin. Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için, Vurursun başını soğuk taş duvarlara. Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın. Duyarsın, Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin. Niçin yaratıldığını. Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini. Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini. Boşuna geçip giden günlerine yanarsın. Dolar gözlerin, için burkulur. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların. Sevilen gözlerin erişilmezliğini. O hiç beklenmeyen saat geldi mi? Düşer saçların önüne, ama bembeyaz. Uzanır, gökyüzüne ellerin. Ama çaresiz, Ama yorgun, Ama bitkin. Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın. Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı. Sevmek ne imiş bir gün anlarsın. Bir gün anlarsın hayal kurmayı; Beklemeyi, ümit etmeyi. Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi. Lanet edersin yaşadığına... Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın. O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden. Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın. Ümit Yaşar OĞUZCAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








