2 Temmuz 2015 Perşembe

Kahvaltıda ne yiyim anne?

Her sabah işe gelirim, maksimum yarım saat sonra telefon çalar. Ve telefondaki ses:
-Anneee.
-Efendim annecim.
-Kahvaltıda ne yiyim? ne yiyebilirim?kahvaltı yapmasam olur mu? şundan yesem olur mu? ( bu sorular uzar)
-Annecim kahvaltıda ne yenir? Peynir zeytin domates salatalık yumurta....
-Off anne ya! Başka ne yiyebilirim?
-Tost.
-I ııh.
-Ekmek arası.
-Benim ekmek arası sevmediğimi bilmiyor musun?
-Menemen.
-Başka?
-Peynirli yumurta.
-Çıks.
-Haşlamış yumurta.
-Aslaaa!
-Karpuz, peynir, galeta.
-Amma midesizsin anne.

Kızım dün , bir gün önceden kalan makarnayı yemiş kahvaltıda. Ondan önceki gün de çorba ile yapmış kahvaltısını. Kreşe giderken ne rahatmışız yahu. Olan zavallı evdeki ablamıza oluyor. Kadını bıktırıyor. Onun derdi şarküteri. Bizim eve çok nadir girer. Girince de ondan başkası yenmez. Keza patates kızartması için de aynı şey geçerli. Şayet sofrada varsa, sadece o. Klasik kahvaltı da kızıma uymuyor işte. Ağız tadımız da uyuşmaz zilliyle.  Mesela ben yumurtayı direkt tavaya kırmak isterim, o çırpılmış sever. Yani hem sevmez, hem de seveni soğutur. Bazen kahvaltı gevrekleriyle geçiştirir.

Allah aşkına sizin evde de durumlar böyle mi? Kızım kahvaltı öğününü de diğer öğünler gibi değişecek sanıyor galiba - ki 7 yaşında artık kendisi, öğrenmiş olması lazım.

Ufaklık da ablasının yolundan geliyor galiba. Haftasonları hiç bişey yediremiyorum. Biz çalışınca kahvaltıya hasret kalıyoruz. Bizim bücürük de kahvaltı yemesin de ne yerse yesin. Bazen akşamları evde kahvaltı yemek isteriz. Kızımın suratı hemen düşer.

Şaştım kaldım vallahi.

Varsa değişik fikirleriniz açığım a dostlar.

Ve herkeşe günaydınlar.

30 Haziran 2015 Salı

Gülüm - Bir Çanakkale Romanı


Uzuuun zaman oldu bişeyler okumayalı. Dönüşü güzel bir kitapla yapmak istediğimi söyleyince bu kitabı önerdi arkadaşım. Sıkılmazsın , akıcı dedi.

Açıkçası başlarında çok sıkıldım. Çok basitti. Hatta sonlarına kadar da fikrim değişmemişti. Tamam okuduğum bir aşk romanıydı ama anlatım çok yalındı.  Anzak hemşire Helen gibi ben de bu savaşta Avustralya'lıların taa ordan kalkıp Gelibolu'ya niye geldiklerini anlamıyorum. Bu savaştan Anzakların eline ne geçecekti? Savaştan, kıyımdan, kandan başka bişey olmaz mı tarihte?

Lanet olsun ki şu zamanda bile hala kan akıyor, kıyımlar yapılıyor, insanlar işkencelere maruz kalıyor. Benim sosyal medya hesaplarım yok. Bazen eşimin hesabına şöyle bir girip baktığımda, izlediğim videolar, insanlığın öldüğünün kanıtları. İzleyemiyorum. İzlediğim kadarı tansiyonumu düşürmeye, içimi kıymaya yetiyor. Çocuklar, çocuklar ... :(
Hayata, adalete küfretmeyip napar insan?

Neyse kitapta savaştan da bahsetmiş. Ama Anzak ve Türk askerlerinin savaşta bile birbirlerine nasıl yardım ettiğini, yaralılarını düşman hattına nasıl taşıdıklarını, sarılarak ölen  iki askeri. Anzak bir hemşirenin anı defterini okuyacaksınız.

Sonunda ağladım. Sulugöz ben dayanamadım.Gelibolu'yu daha yoğun duygular içinde anlatmasını isterdim.
Basit ama güzel bir kitaptı.

Var mı Çanakkale'yi anlatan, tavsiye edeceğiniz bir kitap?

15 Haziran 2015 Pazartesi

Prenses ELA, 1 yaşında

Sabah bir yaş aşılarımızı olduk hemi de üç tane. Çok ağladı boncuk gözlüm.

Cumartesi günü bütün aile kutladık kuzumun doğumgününü. Hediğini de  yaptık, yedinci dişten sonra :) Olsun en azından içimde kalmadı.



Önüne kitap, makas, tarak, ayna, küpe, tablet, kalem, para koyduk. Benim kızım hem aynayı hem de tarağı seçti. Geleceğin güzellik uzmanı karşınızda :D

Böyle günlerde ben foto çekemiyorum maalesef. İkramlar, misafirler, çocukla ilgilenirken elimde makine bişeyler çekemiyorum. Bunları yine görümcemin facesinden arakladım.

İkramlarımız boldu , ama kimsenin masayı çekmek aklına gelmedi :D Oysa Ece'm dakikalarca uğraşmıştı masayı süslemek için. Bu arada eşime doğumgününde aldığım tel. arıza yapınca telefonumu ona verdim. Telefondaki birkaç pozu da ekleyemiyorum.


Yengesinin facesinden çalınan bir kare daha :)

Ece kızımın karnesini de tel.la çekmiştim. Karnemiz çok iyi maşallah. Dilerim eğitim hayatı boyunca başarı , azim, merak hiç yalnız bırakmaz kızımı. Ece , Eluşka için çok iyi bir rol model olacak bence.

Şimdilik bu kadar sevgili blogcum. Umarım Ece kızmaz karnesini eklemediğim için. Fotoğrafçıda çekildiğimiz fotoları da eklerim belki daha sonra.

Sevgiyle kalın.
İyi haftalar.

12 Haziran 2015 Cuma

Eluşkam

Pamuk helvam, sarı kafam.

Geçen sene bugün ameliyathanede bu saatte doğum işlemleri başlamıştı. Korkuyordum bu defa. Ablanı doğururken ki gibi sakin değildim bu sefer. Sakinleştirici yapılınca midem bulandı. Başım döndü. Korkum arttı. Ama 5 dk sonra sağ tarafa bak denildiğinde seni gördüm. Buruş buruş bembeyazdın. Ne gördüğümü tam hatırlamıyorum korkumdan. Çirkin bu kız demiştim sadece.

Çok güzeldin. Pamuk gibi. Seni görünce ağrılarımı kısa süreliğine unuttuğumu hatırlıyorum.

Bir sene geçti meleğim. Şimdi her görenin dönüp baktığı bir bebeksin. Hala benim kızım olduğuna inanmıyorlar. Ben de üvey annesiyim diyorum.
Ablanla kıyaslarsak, ablan bir kaç kelime çıkarıyordu bir yaşında, bir kaç adım atabiliyordu. Ama sen hala agucuk gugucuk, elimi bırakmaya korkuyorsun. Ablan gibi sen de emeklemeden sürünerek ulaşıyorsun her yere. İştah konusunda yarışırsınız maşallah. Kilo konusunda kime çekmişsin bilmem. Halbuki biz ailece dal gibiyiz kuzum :)
Ablan emziği altıncı ayda kendiliğinden bırakmıştı sen aşk yaşıyorsun. Ama ablan biberonla ayrılmaz bir ikiliyken, sen gördüğün yerde kaçıyorsun. Memeyle oynayarak yatıyorsun. Bu nasıl bir fanteziyse artık. Bir de ısırıyorsun sıpa, gözümün içine baka baka.

Acayip bir gurmesin, kağıt ve terlik konusunda. Bir de geçenler de pişik kreminin tadına bakmakla son noktayı koydun haylazlığa.

Müziğe karşı çok ilgin var. Kapı gıcırtısına kıvırıyor, el çırpıyorsun. ( aynı babası :P)

Artık yoğurdu çok seviyorsun. Çok şükür yemek seçmiyorsun.
Bir kahkaha duysan ağzını kocaman açarak, hemen sen de eşlik ediyorsun .
Çok çabuk geçti bir sene. Çok hızlı büyüdün ve ben yine her anına tanık olamıyorum. Bu vicdan azabım hiç dinmeyecek biliyorum.
Ama yine de iyi ki doğurmuşum seni minik kuşum.

Doğumgününü ve diş buğdayını yarın kutlayacağız. ( Diş buğdayını ablana yaptım, sana yapmasam olmazdı.)

Gülen yüzün hiç solmasın, bahtın, yolun açık olsun yavrum.
Ailemize neşe getirdin.

Seni çok seviyoruz.

Not : Fotoğraf ekleyemiyorum. Yarın ki kutlamalarda geçsin bol bol eklerim inş.


3 Haziran 2015 Çarşamba

Çok çalıştık, çabaladık, birinci seneyi tamamladık.

Canım kızım, ilk göz ağrım. Daha zamanı geldi mi gelmedi mi, hazır mı değil mi diye düşünürken, 1. sınıfı bitirdi. Bu sene abla olması, okula başlaması ciddi sorunlara yol açsa da alnımızın akıyla tamamladık ilk senemizi. O bizim gurur kaynağımız. Hala yanımda yatmak istese de, arada Ela'nın mamalarına göz dikse de, büyüdüm artık diyor. Aslında doğru söylüyor. Çok çabuk büyüdü hem de benim kızım. Akıllı kızım. Kardeşi çok şanslı böyle bir ablası olduğu için.

Dün okuma bayramımız vardı. Ece sunuculuk yapacaktı. Çok ama çok heyecanlıydı. Sabahı zor etti. Şaka bir yana ondan daha heyecanlıydım. Saçlarını nasıl yapacağına bir türlü karar veremiyordu. Kuaförü sevmeyen kızım, ilk defa kuaföre gitti. Sonunda deniz (kendisi öyle diyor) dalgası yapmaya karar verdi. Bir de oje sürdürdü kuaförde kokoşum. Sınıf arkadaşının annesiydi kuaförümüz. Kızının arkadaşı olduğu için ücret bile almamış Ece'den. Maalesef ben yanında olamadım o anlarda. Gösteriye ancak yetişebildim.

İki sınıf ortak bir gösteri düzenlemişti. Diğer sınıfımızın öğretmeni maalesef bizlere katılamadı. Tedavi için şehir dışındaydı. Bir ay önce öğrendik o illet hastalığa yakalandığını. Onun yüreği bizleydi, bizim de dualarımız  onunla.


Hava sıcak, sahne küçük, katılım büyük. Ece pişman oldu saçlarını açık bıraktığına. Ela gösterinin başında, her şarkıyla yerinde duramazken, ilerleyen zamanlarda sıkılıp , sıcağa yenik düştü. Uykusu da gelince iyice huysuzlaştı. Allahtan dedemiz ve halamız yanımızdaydı. Yoksa görüntü alabilmem ne mümkün!





Çok şükür başarılı bir şekilde tamamladık 1. sınıfı. Artık sıkılmak zamanı. Hergün defalarca aranıp bu cümleyi duyacağımı biiyorum. Haftada üç gün spora gidecek ama akşamları. Gün içinde nasıl oyalanacak henüz bilmiyorum.

Biliyorum yine ara vermeye başladım bloğa. Eskisi gibi fotoğraf çekmiyorum. Aktivite yapmıyorum. Mutfağa girmiyorum. Hayat o kadar rutine bindi ki. İşten çık , ödev eşliğinde yemek hazırla. Baba gelsin, Ela yıkansın uyusun, ev işleri oldu sana gece yarısı. Yaz geldi inşallah daha renkli günler bizi bekliyordur.

Sevgiyle, sağlıkla kalın.

15 Nisan 2015 Çarşamba

DİKKAT !! BOMBACI.

Efenim tarih 11 Nisan cumartesi. İş çıkışı. Saçma bir gün. Ne yapacağını bilmediğin, havanın bile yağsam mı yağmasam mı diye kararsız kaldığı bir gün. Ece hanım halalarıyla çay partilerinde. Biz uyusak mı çıksak mı modundayız. Neyse bari eve geldiğimizde yiyecek bir kap yemeğimiz olsun mantığıyla çorba yapmaya karar verdim. Aldım tarhanayı , koydum düdüklüye. Tarhana düdüklü ne alaka derseniz, burdaki tarhanalar toz tarhana değil. Bildiğiniz buğday tarhanası. Maraş usülü. Islatmadığım için de düdüklüde en pratiği.

Efenim ben ufaklığı emzirirkene , koca kişisine tıslayıp tıslamadığını sordum. başladı dedi. Saate bak dedim. Mutfaktaki saate baktı, çıktı veeee BOMMMMM!!! Mutfağa girdiğimde gözlerime inanamadım. Her yer buhar, kapak yerinde ama, mutfağın bilimum yeri tarhana. Her yer ama her yer. Ağlayacaktım. Kocam temizliğe girişti ama benim ayaklarımın bağı çözüldü. Ya eşim içerdeyken olsaydı. Allah korudu.

Ya düdüklü eski değil. 2-3 sene önce bilindik bir markanınki. İlk defa kullanmıyorum. Lastiğine falan baktım hala sapasağlam. Peki o tarhana, kapak hala yerinde durmasına rağmen nereden yol buldu da kendini dışarılara attı? Sen misin ne yapacağına karar veremeyen, canı sıkılan. Al sana meşgale. İki saat uğraştık temizlemek için.

İkinci olayımız tamamen benim salaklığım.
Tarih dün akşam. Kocacığım sabahları erken kalktığı için yumurta haşlamaya üşeniyor. Biz de akşamdan haşlamaya karar verdik. Kendisi duşa girdi. Ben de yumurta haşlama kabını tezgahın üzerinde gördüm. Hazırlamış unutmasın diye. Dedim ki haşlayayım, iyilik yapayım kocacığıma. Mutfaktan çıkarken de saate baktım. Neyse kocam duştan çıktı. Biz kızlarla sörvayvır izlemekte. Kocam taktı kulaklığını müzik dinlemekte. İçerden bir ses BOMMMMM!!! Önce sesin sebebini anlayamadık. Kocam duymadı bile. Benle Ece çok korktuk. Sedo dördüncü seslenmemizde ancak duydu. Mutfağa bir girdi ve ne gördü sizce? Bu sefer kendimi aşmıştım. Tavanda bile yumurta vardı. Dolayısıyla bu eserimizin adını "Tavanda Yumurta " koyduk. Koku miss :S

Yakında evi yakarım ben bu unutkanlıkla. Bu yaşadığım kaçıncı unutkanlık. Bir ara çorbanın altını açıp, yemeği ısıtmak için fırına koyup, dışarı alışverişe çıkmışlığım var benim.

Allah sonumuzu hayır etsin.
Bunları da ileride okuyup gülmek için yazdım canım bloğuma. Bu aralar ihmallerdeyim yine biliyorum ama kendimde değilim. Gece uykusunu unutturdu Ela bana. Omuzlarım boynum fena. İşyeri deseniz almış başını gidiyor.

Neyse iki kazayı da sağ atlattık. Allah beterinden korusun.
Sevgiler.

9 Nisan 2015 Perşembe

Deli deli kulakları küpeli

8 Nisan itibariyle kulaklarımız delik ve küpemiz var artık bizim. Ani bir kararla ve zor toplanan cesaretle daldım eczaneye. Soğutucu sprey sıkıldığında bile vazgeçmek üzereydim. Ne zor işmiş yarabbi. Ece nin kulaklarını deldirmeye annem götürmüştü. Neyse atlattık gitti. Şimdi iyi ki diyorum. Büyüdükçe zorlaşacaktı benim için.



5 Nisanda yataklarımızı da ayırdık. Evli evine köylü köyüne. Tutulmadık yerim kalmadı.
Yukarıdaki sticker da halamızın hediyesi. Mutfağımızın duvarına astık.

Bu aralar hiç vakit bulamıyorum. İş yoğun , ev yoğun. Kaçıyorum ben.

Sevgiler.