17 Ocak 2015 Cumartesi

Ateşböceğinin Şarkısı

Bu aralar çok korktuğumu yazdım ya, hani kafamda kuruyorum, kendimi korkutmak için gaipten sesler duymaya çalışıyorum, ha bire bildiğim tüm duaları okuyorum dedim ya.

İşte bu kitap kafamı dağıtmama çok yardımcı oldu. Haa, içimde kanayan yarama parmak bastı, sürekli keşke dedirtti ama yine de tadı damağımda kaldı.

Dostum olmayışını dibine kadar hissettirdi bana bu kitap. Serinin ilk kitabını bloğuma yazmamışım hayret. Sanırım blogdan uzak olduğum dönemde okumuştum.
Tully ve Kate gibi dost olmak için neler vermezdim. Benim arkadaşlıklarım dostluklarım hep mesafeye, zamana yenildi maalesef :(

Ateşböceği Yolu ve Ateşböceğinin Şarkısı muhteşem iki kitap. İçinde ne isterseniz var.
Aile, dostluk, acı, evlat, eş, anne, bencillik, korku, vicdan azabı, özlem, özlem, özlem...

Ben alıp kızım için kitaplığıma koyacağım bu kitapları. Kesinlikle tavsiye ederim.

Arkasında yazdığı gibi; fedakarlığı, sevgiyi ve affetmeyi çok güzel anlatan bir kitap.
Kitapta anlatıldığı gibi, dostlarınız eksik olmasın hayatınızdan.
İyi haftasonları.

15 Ocak 2015 Perşembe

Bir Dua

İş arkadaşım. Bir yıldır beraber çalışıyoruz. Çok iyi niyetli, tertemiz kalpli, yardımsever, saf, iki çocuk annesi, güzel kadın.

İşe başladığından beri sorunlar yaşıyordu eşiyle. Defalarca boşanmak istedi ve vazgeçti. Ama yılbaşından beri yaşadıkları çok korkunç. Tamamen yazamayacağım zira ben de çok korkuyorum. Onun adına çok üzülüyorum. Elimizden hiç bişey gelmiyor. Bu yaşadıkları işine bile mal olabilir. Ki evi geçindiren kendisi :( İşini kaybetmek en büyük korkusu. Ama bu durumda nasıl çalışacak onu da bilmiyoruz.

Aklımda çok kuruyorum, dün gece uykuya dalana kadar okumadığım dua kalmadı. Belki çoğunuz inanmıyorsunuzdur. Ama geçirdiği nöbetleri görseniz, hak verirsiniz.

Psikoloğa gitti. Kullandığın ilaçlar çok ağır, birini bırak dedi. Beynini bir makine gibi düşün ve şimdi o kadar dolu ki, arıza veriyor demiş.
Nöroloğa gitti, film falan çekildi. Sonuç : sinirsel. Peh!

Biz iki defa işyerinde şahit olduk. Evde yaşadıklarının sayısını unuttuk. Öyle ki, kriz anında kimseyi tanımıyor. Bizden korkuyor, kendine zarar veriyor, saklanıyor :( Ve sonrasında hiç bir şeyi hatırlamıyor. Dün artık kameraya çektik. Çünkü kadın inanamıyordu.

Hacı hocaya inanmayan hatta çoğundan meziyetlerini kötüye kullandıkları için nefret eden ben, onlara başvurmasını bile söyledim.

Giremiyorum, yazamıyorum, okuyamıyorum. Ben acayip etkisindeyim. Zaten ödleğin tekiyim. Gaipten sesler duymakta üstüme yoktur. Geceleri kabusa döndü benim için. Nabzım hızlanıyor, yanımda yatan kızlarıma sarılıyorum.

Nolur onun için dua edin. Bu her neyse bir an önce iyileşsin. Şifasını bulsun. Allah yardımcısı olsun. Onu çocuklarına bağışlasın.
Allah hepinizden razı olsun.

12 Ocak 2015 Pazartesi

7. AY ELA (Pamuğumun hayatımıza katılış öyküsü)

Madem Ece kızımın doğum hikayesi var, Eloşumun başı kel mi ? -Evet :)

37. haftaya kadar çalıştım. Hatta işyerindeki son haftalarım iğrenç geçti. Kesin işe dönmem diyeceğim kadar kötü ve gergin. Doğum öncesi izinde de evi adam edip, eksikleri tamamlamaya adadım kendimi. Ece de kreşe gitmiyordu artık. 39. haftada doğacaktı Ela. Neden bilmiyorum ama P.tesi, Perşembe ya da Cuma doğum yapmak istiyordum. 12 Haziran Perşembe'ye karar verdik. Çikolatamız hazır, çantamız hazır, evimiz temiz Ela yı bekliyorduk artık. Ece yi beklerken ki akşamdan bir farkla, bu sefer uyudum. Sabah 07:30 da hastanede olmamız söylendi. Saat 07:10 hala evde olduğumuz için eşim pek bir mutlu, söylenmeye başladı. Ona ne oluyorsa. ben doğuracaktım, neydi bu acelesi. Ama olmaz ki. O kayınbabamın oğluydu. Dakik olmak yetmez, öncesinde orda olmalıydı. Her kötü ihtimali düşünmeliydi. Ya yolda bir aksilik olursaydı.

Aksilik çıkmadan vardık biz hastaneye. Nedense bu sefer Ece'de ki gibi rahat değildim. Gergin bir bekleyiş içindeydim. Prosedür gereği sorular, damar yolları, hastane kıyafetleri... Hastane patronun olduğu için , tanıdık personeller, çalışanlar , oda kalabalıktı. Ameliyathaneye girerken de çocuk hemşiresi, anestezi uzmanı hepsiyle muhabbet ediyordum. Ama yine de korkuma engel olamıyordum. Epirural yapıldı. Ayağımı elektrik çarpmış gibi oldu. Bir damar yolu daha açıldı. Çok hızlı serum yiyordum Ece'deyken , dr çıkınca aynaya bakma demişti. Serumlardan şişkin olacaksın. İki koldan serum yiyordum. Kollarım buz gibi olmuştu. Doktorum geldi. Hazır mısınız Nilhan hn diye sordu. Hazır mıydım bilmiyorum. Korkuyorum demiştim. Korkulacak bişey yok dedi ama gerçekten başım dönüyordu. Oysa Ece de çok rahattım. Sakinleştirici yaptılar, bu midemin bulanmasına sebep oldu. Bu sefer kusacam rezil olacam diye tedirgin oldum. Maskeyi çekin kusacam diyordum ama ağırdan alıyorlardı. Allahım insanın elinin kolunun bağlı olması ne kadar kötü. Neyse ucu ucuna yetiştiler de rezil olmaktan kurtulmuştum. Başucumdaki Özlem hn, sağa bakmamı söyledi ve işte kızım ordaydı. Çok çirkin bu kız demiştim, güya kendi nazarımdan koruyordum kızımı. Saati sordum 09:05 dediler ama rapora 09:00 olarak işlendi. Ece'm ile aynı saate doğmuştu kardeşi. Çok üşüyordum. Ece de dikişlerim 20 dk sürerken , bu sefer 40 dk dan fazla sürmüştü. Dr.um sizi nasıl teslim aldıysak öyle teslim etmeliyiz değil mi Nilhan hn diyordu? Çok üşüyordum. Bitti dendi ama benim dişlerim birbirine çarpıyordu. Sıcak örtü bile fayda etmedi. Dışarı çıkardılar bebek hemşiresini gördüm -kaç kilo dedim? 3,100 gr deyince şaşırdım. Çünkü muhtemelen ablası gibi doğar demişti. Kapıda eşimi gördüm. İçeri girince güvenlikle tartışıyordu. Anlaşılan güvenlikçi kim olduğumuzu bilmiyordu. Neyse eşime 5 dk ya geliyorum merak etme dedim. Asansördeydim ama hala zangır zangır titriyordum.

Güya İskenderun'dayız , hava sıcak diye çorap koymamıştım ben çantaya. Hay benim eşek kafam. Ne zaman kendime geldiğimi hatırlamıyorum. Kızımı görmek ne zaman aklıma geldi hatırlamıyorum. Ama gördüğüm zamanki anı hala unutamıyorum. O nasıl bir şeydi. Keşke Ece yi dinleyip adını Melek koysaydık dedim. Beyazlar içinde pembe yanaklı bir melekti karşımdaki. Ağlamıyordu. Hemşire gelip memeye tuttuğunda ablasının tam aksine, hemen emmeye başlamıştı.


Serum yiye yiye yine şişmiştim. Ama sütümün hemen gelmesine yardımcı oldu yediğim serumlar.

Ece ayrı kalamıyordu kardeşinden.
Akşam olduğunda eve bile gitmek istemedi. Zor ikna ettik. Saat 22:00 yi geçiyordu eve gittiğinde ve sabah 07:00 de tekrar yanımdaydı. Babası kılıklı, uyku özürlü kızım.

Bu sefer çok ağrım vardı. Doğuma girmeden 2 damar yolu açılmıştı. Çıktıktan sonra birini iptal ettiler. Diğeri tam elimin üstünde olduğundan bir süre sonra yerinden çıktı. Ağrı kesici yapıldığı için yeni bir damar yolu açıldı. İğne fobim var dedikçe yeni bir damar yolu açılıyordu sanki. Ertesi gün sabah taburcu edileceğimi düşündükleri için damar yolum tekrar çıkartılmıştı ama benim ağrılarım devam ediyordu. Dr da öğlene kadar kalmamı uygun gördü. Ağrı kesici verilecekti. Bu da tansiyonumu düşürecekti ve benim tekrar damardan tansiyon düzenleyici almam gerektiği için bir damar yolu daha açıldı.

Öğleden sonra taburcu olduk. Ama benim ağrılarım, öksürüğüm çok fena. Konuşmak boğazımı gıdıklıyor, bu da öksürmeme sebep oluyordu. Öksürmek ise tam bir işkenceydi, dikişlerle. Ece de hemen ayaklanırken, bu sefer üç gün yattım ben. Kalkmaktan oturmaktan, korkuyordum. Ama en büyük korkum meme uçlarımın yara olmasıyken, bu sefer hiç yaşamadım.

Ve bütün bunlar geride kaldı. Şimdi 7. ayımızı geride bıraktık. Ek gıdalarla aramız çok güzel. Başta ilginç komplolar üreten ablamız artık kardeşini çok seviyor. Okuldan gelir gelmez kokluyor. Annelere evlat kokusu bambaşkayken, abla için ne ifade ediyordu acaba kardeş kokusu?
Ela artık tükürüyor, hala emeklemiyor, banyoyu çok ama çok seviyor, arkamızdan ağlıyor :( , Ela ablasının aksine babacı. Ve çaktırmasa da bu babamızın hoşuna gidiyor. Hatta benim de ;) İşim mi var, aa babası seni istiyor Ela deyip, yapıştıırrr. Yere koyduğumuzda dönüyor. Soyunurken gıkı çıkmıyor ama giyinirken kıyametler kopuyor.

Zaman bana yine yetmiyor. Ece de Ela ya oynattığım oyunlardan istiyor. Onu soydurup giydirmemi istiyor. Ela ablasının kahkahalarına bayılıyor.

İşte böyle böyle büyüyoruz, hepinize güzel bir hafta diliyoruz biz.
Sevgiler



6 Ocak 2015 Salı

Ondan, Bundan, Şundan

2015 e girdik.


**
Ece dört günlük tatilin iki gününü anneannede geçirdi. Bu sırada 6. dişini de kendi çekti. Bu kendi kendine çektiği üçüncü dişi.

**

Kitap bitti. Mart Menekşeleri. Güzeldi. Tarih, gizem ve aşkın karışımı bir kitap. Merak uyandıran bir yanı vardı. En nihayetinde duygusal bir aşk romanıydı. Her ne kadar burcumu sevmesem de, Balık burcu olduğumu söylememe gerek yok heralde.

Şimdi sırada bende çok güzel bir tat bırakan Ateşböceği Yolu'ndan sonra, Ateşböceğinin Şarkısı'nda. İlk kitabı bitirdikten sonra, eski dostuma öyle bir özlem duydum ki. Eskide kaldı tabi herşey. Şu anda o kadar dostsuzum ki :(

Kahvenin süvarisi makbuldür :D
**

Yağışlar, soğuklar buralara da geldi. Ece yi okula götüren iki komşumun da oğlu hasta. Dolayısıyla ben götüreceğim. Götürmesem mi? Hoş biz hiç devamsızlık nedir bilmezdik. Hasta olsak bile okula gönderirdi annem bizi. Devamsızlık hanesinde asla bir rakam olmazdı.
İşyerime ağız bükmeyi sevmiyorum.

**

Yazacak çok bişey bulamıyorum bu aralar. Kitap okumaya çalışıyorum.

Postuma  manavın cümlesiyle son verirkene, sevgiyle kalın.

Eşim: Abi domates güzel mi?
Manav: Abi internete koy, tıklanma rekoru kırmazsa benbişey bilmiyorum. :)

31 Aralık 2014 Çarşamba

23 Aralık 2014 Salı

İki Kitap, Bir Film

Bir hafta aradan sonra merhaba. Elimdeki kitabı bitirmek için kendime sınır çizdim. Mecbur. Çünkü bloglara bir dalınca , bir bakıyorum akşam olmuş.

Sürünen Safiye kitabından sonra elime uff puff bişeyler alayım dedim ve Bağdat Caddesi Güzeli'ne başladım. Ama ne kitap. Bana göre çok gereksiz. Çünkü okumadan geçirdiğim zamanları telafi etmem lazım, bu kitap bana göre zaman kaybıydı. Ama içinde güzel tavsiyeler var.

Mesela;
".... Ayrıca kendini güçlü olmak için zorlama. Bazen insana bu hayatta güçsüzlük kazandırır."


".... Mutluluk hayatımıza verdiğimiz anlamdır. Önemli olan sensin. Geri kalan her şey senin bu hayattaki koltuk değneklerin."


"Bugünü değil, geleceği hayal edin.
Kendinizi herşeyin üzerinde görün.
Sanırım en mühimi insanın kendini sevmesi.
Başkalarının sevgisi ve ilgisi bir yere kadar. En sonunda sadece siz varsınız hayatta. Kendi biricikliğinize saygı gösterin." gibi.

Elinize aldığınızda bir günde rahatlıkla bitebilecek bir kitap. Kafa dağıtmak için birebir.Yaz tatili için ideal olabilir.

****

Sonra Zülfü Livaneli'nin ilk kitabını okuduğumda aşık olduğum Serenad'ından sonra Mutluluk kitabına başladım. Nasıl gerçek, nasıl acı, nasıl sefil, nasıl değersiz, iç acıtan hayatlar. Ve bunun yanında nasıl gösteriş budalası, nasıl lanet, nasıl iğrenç, nasıl yalancı, nasıl sapık, nasıl dinbaz, yobaz, moktan,  insanlar.
Mutluluğun peşinden koşan üç insan ve  yollarının nasıl kesiştiğini anlatan bir kitap.

Dayanamadım filmini de izledim. Gerçi tövbeliydim, okuduğum kitapların filmleri bende hayal kırıklığı yaratıyordu, izlemeyecektim. Ama kitaptan farklı bir sonla bitmesine rağmen, ben ikisini de beğendim. Zülfü Livaneli kitaplarını çok sevdim ben.






****

Bunlar da kızımın sanat eserlerinden sadece ikisi. Biri çekmecemde, biri masamda. Büyüyünce ressam olmak istiyormuş. Resim çizmeyi çok seviyor. Ve bu faaliyet hemen bitmesin diye elinden geldiğince renkli boyamaya, her rengi kullanmaya çalışıyor. En ince ayrıntıyı bile boyayarak.

İnşallah çok sevdiğin ve yapmaktan mutlu olduğun bir mesleğin olur canım kızım.

15 Aralık 2014 Pazartesi

6. AY ELA

Bu sabah çalıştığım için yine küfrederek geldim ofise. Özel sektörüne de, vicdansızlığıma da...
6. ay aşılarımız için sağlık ocağına gittik bugün. Gidene kadar yaşadığım stresi ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Ama dayanamayacağım, söylemezsem çatlarım. Yahu aşıya gidecez, Ece ye ceketini giydir, kapıları kilitle, bebek arabasını yüklen, sonra farket ki, battaniyesi yok Ela'nın. Ela yı taşıyan Hülya abla alsak iyi olur der. Arabayı bırak, kapıları aç, ayakkabını çıkar, battaniyeyi al. Arabayı tekrar taşı , indir. Apartman önüne çık, emzik yok. Bir daha çıkamazdım. Herşeyi düşünmek zorunluluğundan nefret ediyorum.

Yolda giderken ne dedi peki? Keşke aşıya gideceğimizi söyleseydin, güneş kremimi sürerdim. Gözlerimin nasıl açıldığını görmeniz lazımdı. Battaniye, emzik kimin umurunda? Yahu aşı son anda aklıma gelmiş sevineyim mi, yoksa önceden bilgilendirme yapmadığım için güneş kremini sürmeyen Hülya ablaya üzüleyim mi? Neden gözlerim açıldı biliyor musunuz? Bu kadın bize yürüyerek geliyor, neredeyse yarım saatlik mesafe. Sen evden çıkarken sürme, 5 dk lık gidiş mesafesinde olan sağlık ocağına giderken sürmedin diye hayıflan. Sanırsınız Sina Çölü'nü geçecez. Neymiş gelirken gölgeden geliyormuş. Ya sabır.

Sağlık ocağına vardığımızda mesai saatimin onbeş dk sı geçmişti zaten. İşini ağırdan alan hemşire sayesinde kızımı bırakıp gelmek zorunda kaldım. Emziksiz nasıl susturdular çok merak ettim.

8,5 kg 67 cm iz artık. Bir ağızdan, üç bacaktan aşı olduk bugün.
Tükürüyoruz, çığlık atıyoruz, gözlerimizi ovuşturuyoruz.
Yoğurtla hala pek aramız yok. Muhallebiye bayılıyoruz, soyunurken gıkımız çıkmazken, giyinirken kıyameti koparıyoruz. Hala mızırdanmadan, huysuzlanmadan uykuya dalamıyoruz.

Ateş düşürücü dışında peditusla da tanıştık bu ay.
Geçmiş olsun melek kızım.
Halasıyla cee e oynayan Ela

Dedesinin pidesi tanışan Ela