30 Haziran 2011 Perşembe

Veee Motoooor :)

İki günde iki film. Tahmin ettiğiniz gibi patron şehirdışında :) İkisi de güzeldi. Eee araya uzun zaman girince ne izlesem güzel gelirdi heralde.

İlkini tavsiye üzerine izledim. "İncir Reçeli"   

Filmin konusu gerçekten güzeldi. Hele aktör daha önce hangi dizide izledim bilmiyorum ama gıcık olduğum bir adamdı. Çok ilginç ama yazarken hatırladım dizinin adını :) "Türkan" dizisinde Türkan ın kızkardeşinin patronuydu. O diziyi de harcadılar ya, neyse ...Acayip itici bir tipti. Sezai Paracıkoğlu.Fakat filmde rölünün üstesinden öyle güzel gelmiş ki, filmi beğenmemde büyük etkisi var.

Filmde konu çok daha güzel, daha detaylı işlenebilirdi. Ben ağlamadım, ama eminim ki bunda filmi işyerinde izlememin etkisi büyük. Tavsiye ederim.

İkinci film tesadüf eseri, yorumlarından etkilenerek izlediğim bir film: "Unknown - Bilinmeyen - Kimliksiz"

2011 yapımıymış.Film en başından sizi alıp, sürükleyen bir film. Sadece adamın eşi rolündeki kadın oyuncuyu beğenmedim. Çok soğuk nevaleydi. Filmin konusu çok orjinaldi. Sonunda ters köşeye yatıyorsunuz. Ben beğendim, izlerseniz de beğeneceğinizi umuyorum.

Benim yapacağım film yorumları da ancak bu kadar olur işte :)


Kestik

27 Haziran 2011 Pazartesi

Haftaya mimle başlamak

Aslında yazacak çok şey var ama yazamıyorum. Dün gördüklerim , şahit olduklarım beni çok derinden etkiledi. Sadece dua edebiliyorum. Allah yardımcıları olsun. Ve rabbime sonsuz şükürler olsun.

Dün baba - kız ilk defa yalnız kaldılar. İlk başta tedirgin oldum ama öğrendim ki , çok güzel vakit geçirmişler. Kuzum babişkosunu hiç üzmemiş, yormamış. Hatta kızım dün beni sattı. Akşam yatana kadar hep babasını istedi. Sanırım cezalandırıldım :(

Haftayı mimle kapatmıştım ve yine, yeni bir mimle başlıyorum. Sevgili ÖZ'ÜM mimlemiş beni.

Mimin konusu da tam benlik :) Yapmaktan en çok zevk aldığınız işler nelerdir?

Keşke tembellik diye bir iş olsa. Mükemmel bir şekilde ifa edeceğime eminim.

Mutfak işlerini severim. Bulaşık dahil. Mutfak dolabını temizlemek hariç :)

Uyumayı sever(d)im. Anne olduktan sonra böyle işin sevilmesi lükse kaçıyormuş anladım.

Her ne kadar kızımı yıkarken zorlansam da, kızıma banyo yaptırmayı seviyorum.

Kitap okumaya bayılırım.

Alışveriş yaparken kendimden geçerim.

Toz almakmış, ütü yapmakmış benden uzak allaha yakın.

Gezmeyi severim ama çok üşenirim. evimde oturup tembellik yapmayı yeğler oldum.

Başka da bir iş gelmiyor ki aklıma. O kadar ki işkoliğim anladınız siz onu :)

Gelelim mimlenenlere.
Mandalin çıkmazı
Ballı lokmam
Hanım İğnesi
Hayata Balıklama

23 Haziran 2011 Perşembe

Mimim varmış, haberim yokmuş

Sevgili Nil , adaşım mimlemiş beni. Baya olmuştu mimlenmeyeli :)

Dünden beri düşünüyorum mim cevabını. Neler  gelmedi ki aklıma.
 
Mim konusu:
Tam şu anda,evet tam şu anda nerede olmak ve ne yapmak isterdiniz? Ayrıca o yerde dilinize dolanan ilk şarkı ne olurdu?Ve olmazsa olmaz resim.

Benim aklımdan neler geçmedi ki... Datça sokakları, çiftlik evleri, annemlerin bahçesinde kardeşlerimle kahvaltı yapmak, Evde yatakta pinekliyor olmak, Singapur, Yunan adaları, Alaçatı... böyle doyumsuz ve kararsız biriyimdir ben efenim. Dünden beri düşün taşın ama bir türlü  nerede ne yapmak istediğine karar vereme. Anlaşılan baya bunalmış vaziyetteyim. Yeter ki çalışmayayım , nerede olursam olayım modundayım :) Böyle bir cevap makbul müdür bilemem ama ben cidden seçemedim.

Yine de gönlüm Datça'dan yana.. Kızımla şile bezi elbiselerimizi giyip kumsalda yürümek, denize basmak, gölgede sızmak... eşimin balıktan mutlu, eli dolu  gelmesi. Evet evet ben şu anda bunu yapmak isterdim.

Ve sabahtan akşama kadar dinlesem de bıkmayacağım Fairuz u dinlemek isterdim.

Bu mimi cevaplamayanlar, sizi şöyle alalım lütfen.

Not: Sezobigom hala öğrenemedim kısa yoldan link eklemeyi helal olsun bana di mi ??

Günün Sözü

Gününün nasıl geçtiği hiç önemli değil …


Eve her zaman başın dik olarak dön
:)




22 Haziran 2011 Çarşamba

İşte Pabuç ve yeni çıkartma kitaplarımız



Dedesi getirmiş kediyi Ece ye. İlk başta baya yaklaştı sevindi, çıldırdı. Şimdi ara ara korkuyor, istemediğini söylüyor. Yıkandıktan sonra da okşamaya başladı. İsmini de Ece koydu. PABUÇ :)

Bunlar da geçen gün marketten kızıma aldığım yeni çıkartma kitaplarımız.




Ve Ece ile Ömer Beni görünce hele de kucağımda Ömer var diye baya bir huysuzlandı.  (ilk defa bir fotoğrafa rötuş yaptım.çok fena çıkmışım.)

İşte hala yeğen buluşması


Dün çok mutluyum demiştim ya.. Çünkü,

6,5 aydan sonra dün gördüm Ömer paşamı. İlk defa. Kokladım , öptüm, sardım, kucakladım. İlk hala oluşum, ilk yeğenim. Kardeşimin küçüklüğüne çok benziyor.

İzmir de yaşadıkları içindi buluşmamızın bu kadar gecikmesi. Sanki dünyanın bir ucu ? mu değil, ama olmadı. Kısmet olmadı. Doğduğunda gidecektim ki Ece kabakulak olmuştu. Kışın gidecektim iznimi ayarlayamadım. Mayısta İstanbul'a mı İzmir'e mi gidim diye çok kararsız kalmıştım ama  Haziranda gelecekleri için yine ertelemiştim.

Ve sonunda dün akşam muradıma erdim. Ece biraz mızmızlandı, o da kucağıma aldığım zaman. Ama ben yokken çok iyi anlaşmışlar. Gündüz beraber yatmışlar. Ece nin bütün kuzenleri uzak. Şimdi bu tatilde çok alışacak ama gittiklerinde yine boşluğa düşecek :(

21 Haziran 2011 Salı

II. Dönem Karnemiz

İşte geldik bir yılın sonuna. İkinci dönem tüm notlarımızı düzeltmişiz. Artık kreşe üç yarım gün gidiyoruz. Ben sıkılmasın istiyorum. Zaten erken başladı kreşe. İstediği kadar uyusun istiyorum. Ayağı toprağa bassın, istediği kadar salyangoz toplasın istiyorum. Kedisi Pabuç'la vakit geçirsin, dalından meyve sebze toplasın istiyorum.

O yüzden diğer günler anneannenin bahçesine gidiyoruz.

Ve efendim ben bugün çok mutluyum. Neden mi ?

18 Haziran 2011 Cumartesi

Minik kuşum şöyle dedi :)

Anne sözü'nün tavsiyesi üzerine miniğimden şu cümleyi tamamlamasını istedim. İşte sonuç :)


Ben babamı çok seviyorum çünkü , yalancı degilim çok seviyorum.


Ben babamı çok seviyorum çünkü, az sevmiyorum.


Ben babamı çok seviyorum çünkü, o SEDAT.


Ben babamı çok seviyorum çünkü , o benim babam…
Güzel bir magnetle buzdolabına asıp, süpriz yapmayı düşünüyorum.

İyi ki kızımın babasısın sevdiğim.
Babalar günün kutlu olsun.

16 Haziran 2011 Perşembe

Safiye Sultan - 3 Sözüm ki Tek Sana Geçmez Celladımsın Ey Zaman

"Çocukları sünnet odasında karşılayan sünnetçi değil, dilsiz cellatlar olmuştu. Murad'dan geriye kalan şehzadeler ipek urganlarla boğulduktan sonra camiye götürülmüştü. On dokuz küçük tabut babalarının toprağı henüz kurumadan gömülmüştü gözyaşları içinde.

Mitra uzun süre acı çekmedi. Karınlarındaki bebeklerin erkek olup tahtı tehdit edebileceği düşünülen altı cariye ile birlikte o gece çuval içinde Marmara'nın karanlık sularına atıldı.......

Yedi hamile kadın yıllarca hizmet ettikleri kadının emriyle ölüme yollanmışlardı.......

O  gece , en büyüğü Mitra'nın on bir yaşındaki Mustafa'sı , en küçüğü de üç aylık bir bebek olan kardeşlerinin ardından ağladıktan sonra Mehmed, haremden yatağı için iki cilveli kız seçmişti. Ertesi gece başkalarını, daha ertesi gece daha başkalarını..." syf 494

Kitabın arka kapağı:  
"Safiye Sultan"ın üçüncü cildinde haremde yaşanan olaylar doruğa tırmanırken, entrikaların sır perdesi sonunda aralanıyor. II. Selim ve III.Murad, ardından da III. Mehmed'in iktidarları döneminde zaman kanatlanıyor sanki. Bir yanda dünya güç dengesinde meydana gelen çatışmalar ve savaşlar, diğer yanda harem içinde sürüp giden ölümcül entrikalar... Merdivenlerden atılan bebekler, denizin dibini boylayan cariyeler, harçerlenen sadrazamlar... Ve birbirinden çarpıcı sorular:
Sokullu'yu kim, neden öldürttü? Sultan Selim gerçekten de hamamda kayıp başını taşa çarparak mı can verdi? Kanuni'nin torunu, Sultan kızı İsmihan neden hep ölü doğumlar yapıyordu?
Ya Safiye Sultan?...
Güç ve iktidardan başka hiçbir şeye değer vermeyen Safiye, sonunda muradına eriyor mu?
Bütün soruların yanıtı bu son ciltte!..."


Bitti Safiye Sultan serisi. Çok güzeldi, onlarla birlikte ben de o sarayda, haremdeydim.
Tek merak ettiğim onlar kadınsa biz neyiz?

Vali'den genelge

Giresun Valisi Dursun Ali Şahin, ilk ve orta dereceli okullarda düzenlenen mezuniyet ve kutlama törenleriyle ilgili bir genelge yayımladı.

Genelgede, törenlerde kız öğrencilerin eteklerinin diz kapağını örtecek boyda olmasına, kolsuz ve askılı kesinlikle giydirilmemesine dikkat edilmesi gerektiği belirtildi.

"....................Yapılacak olan kutlama programlarına mülki, askeri ve yerel yöneticiler, okul aile birliği, vakıf ve koruma derneği, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, eğitime katkı sağlayan gönüllüler, ilin eşrafı davet edilerek törenlerin birlik-beraberlik içerisinde toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bir anlayışla gerçekleşmesi sağlanmalıdır. Mezuniyet törenleri ve kutlamalarda özellikle kız öğrencilerin ilgi yönetmeliğin (a) bendinde belirtildiği şekilde eteklerin diz kapağını örtecek boyda olmasına, kolsuz ve askılı kesinlikle giydirilmemesine dikkat edilecektir. ..............."


Ben öyle dışarda askılı, kısa giyinen biri değilimdir. Ama daha ilk ve ortaokula giden çocuklar için bu genelge de neyin nesi?

Haber Posta gazetesinden alıntıdır.

Haydi yarışmaya

Anne Sözü Babalar Günü için de yarışma düzenlemiş.Ve şöyle demiş:

Geldik yeni bir yarışmaya daha...
Hani hep dertleşiriz ya,
"keşke, küçüğümün babası biraz daha bilmem ne olsa..."
"keşke, babası biraz daha şöyle davransa..."
"keşke, babası benim için bıdı bıdı yapsa."
gibi.

Babalar gününden önce onlara ne mesaj vermek isterdiniz.
Cuma gününe kadar hadi dökün içinizi, tamamlayın cümlemizi.
deniz_koker@yahoo.com'a yollayın.

"Keşke, babası.............."


Şimdi babişkomuz kızmasın ama biz de katıldık yarışmaya.
İşte cümlelerimiz :)

"Keşke , babası her bildiğini kuzuma öğretse"

"Keşke , babası çocuğunun büyüyeceğini unutmasa ve her anın tadını çıkarsa"

"Keşke , babası hayatın çalışmaktan ibaret olmadığının farkına varsa"

Seni seviyoruz Babişko

9 Haziran 2011 Perşembe

Show Tv çekim gününden sevimli kareler :)

Dodi Çocuk evleri, okul öncesi okullar kategorisinde beğenildiği için SHOW TV tarafından çekilip programa konulacak .Dönem dönem televizyonda okulumuz ve çalışmalarımız tanıtılacak. Bütün miniklerimizle cuma günü çekimde olacağız.
Bugün tüm Dodi Çocuklarıyla harika bir çekim gerçekleştirdik, tüm çocuklarımız kamera karşısında o kadar rahatlardı ki..Tüm annelerimize kıyafet konusunda gösterdikleri özenden dolayı çok teşekkür ederiz :) Program Ağustos-Eylül aylarında 2 gün ekranda gösterimde olacak gününü ve saatini ilerleyen günlerde sizlerle paylaşacağız.

Not: Yazı ve fotoğraflar kreşin facebook sayfasından alıntıdır.

8 Haziran 2011 Çarşamba

Haftasonu - Kitap - Hastalık

Fena değildi haftasonumuz. Kayda değer bişey de yoktu Şeyma'nın pancake leri dışında. Muhteşemdi , nefisti, harikaydı. Bayıldım, bayıldık. Çok teşekkür ederim tarif için. Ama maalesef Şeyma'nınkiler gibi düzgün olmadı nedense :(

Bu haftadan itibaren haftada 3 yarım gün gidecez kreşe. Zaten küçük başladı, yaz geldi keyfini çıkarsın istiyorum. İstediği kadar uyusun, bahçeden çilek koparsın, ayağı toprağa bassın, havuza girsin, denize girsin...

P.tesi akşam gösterdi parmak arasındaki kabarcığı. Ben ne olduğunu anlayamadım. Sıcaktan su toplamış falan sandım. Ama salı akşamı üstümüzü değiştirirken gördüm ki aynı kabarcıklardan sırtında, göğsünde, kollarında da vardı. Ve böylelikle tanışmış olduk SU ÇİÇEĞİ ile.
Önce korktu kuzum. Hatta " bana su demeyin ben çiçeğim " diye afra tafra yaptı.
Ertesi gün dedeye gösterirken ;
Dede : Aaa sinek mi ısırmış?
Ece: Hayır, su çiçeği.
Dede: koklarım ben o çiçekleri.
Ece : Anne benim çiçeklerim niye kokmuyor ?? :)

Dolayısıyla bu hafta kreşe gidemiyoruz. Dün akşam çok fena kaşındı. Kuzum benim. Bizim doktor yıkamayın dedi. Ama arkadaşım doktor ise yıkayabilirsin dedi. Kültürümüzde banyoda kese , lif yapıldığı için doktorlar yıkamayın diyorlarmış. Bu işlem sırasında kabarcıklar patlayabilir ve içindeki sıvılar dağılıp yayılmasını ve iz bırakmasına neden olurmuş. Oysa sabunla yıkamak çocuğu çok rahatlatırmış. İkilemde kaldım. Neyseki aşımızı olmuştuk. Hafif atlatacağımızı sanıyorum.

Bu arada Safiye Sultan serisinin ikinci kitabı da bitti. Bu kitap daha güzeldi.
Daha bir olayların içinde hissettim kendimi. Soffia Baffo'nun, Hürrem'den geri kalır yanı yokmuş. Hatta daha da fena. II Selim, III Murad döneminde Osmanlı'nın neden gerilediği apaçık ortada. Adamlar devlet işlerinden başka herşeye ilgililer. Hele de işin içine kadınlar da girince, gözdeler de devlet işlerine burunlarını sokunca gerilememek kaçınılmaz. Herkes oğlunun sultan, kendisinin Valide Sultan olması peşinde. Bir kadın hatta kadınlar bir dönem tarihini nasıl etkileyebilir sorusuna cevaplar ve ipuçları var kitapta.Bu yolda dönen entrikalar, ihanetler, cinayetler... Kapalı kapılar ardında, ne hırslar, kıskançlıklar, acımasızlıklar yaşanmış.

Kesinlikle tavsiye ederim. Şimdi sıra üçüncü kitapta .

3 Haziran 2011 Cuma

Safiye Sultan- 1 Hadım Edilmiş Bir Aşk

“Safiye Sultan - Hadım Edilmiş Bir Aşk”, Osmanlı İmparatorluğu’nun 16. yüzyılına farklı bir ışık düşüren “üçleme”nin ilk cildi. Diğer iki cilt ise “Safiye Sultan-Ya İpek urgan, Ya Gümüş Hançer” ve “Safiye Sultan-Sözüm ki Tek Sana Geçmez Celladımsın Ey Zaman” adlarıyla önümüzdeki günlerde okurlarımızla buluşacak.

Bu üç ciltlik romandaki karakterlerin büyük bir bölümü gerçek kişiler, tabii olaylar da öyle. Chamberlin bize Osmanlı tarihinin önemli bir geçiş dönemini bir hadımın ağızından yazmayı tercih etmiş, bunu da, “kadın ve erkek dünyasını aynı anda gözlemleyebilecek olan yalnızca onlardı” diye açıklıyor.

Öykü 16. yy Osmanlısında geçiyor, Venedikli bir asilzadenin kızı olan güzel Sofia Baffo korsanlar tarafından kaçırılarak Şehzade Murad’a verilmek üzere Osmanlı haremine satılmıştır. Kısa zamanda haremin en önemli kadınları arasına giren ve sultan anasının gözdesi olan Safiye ile aynı gemide bulunan İtalyan gemici Giorgio Veniero’nun kaderi benzer şekilde gelişmez. Giorgio hadım edilerek kaybettiği erkekliğini Safiye’ye duyduğu tutkulu aşkta yaşar. Tarihsel zenginlik ve çarpıcı bir romantizmle işlenmiş olan bu romanda Muhteşem Süleyman’ın hüküm sürdüğü topraklarda yaşanan büyük bir aşkın yanı sıra saray ve harem entrikalarına, hadımlar arasındaki ölümcül mücadeleye ve erotizmin en uç, en sapa boyutlarına tanık olacaksınız.

-------------------------------------o--------------------------------------

Az önce bitirdim. Moskof Cariye Hürrem' e benziyor.Zaten Nur Banu (Hürrem in gelini) Selim'in karısı Safiye'yi oğlu Murad için satın alıyor. ( ne iğrenç bir tabir)Dili akıcı, kitap sürükleyici.
O dönemlerde yaşamadığıma şükrettiren bir kitap. Hele bir hadımın, hadım edilirken yaşadıkları iğrenç şeyler.

Tavsiye ederim. Şimdi hemen ikinci kitaba başlıyorum.

Nasıl hatırlanmak istersiniz?

 "Sen de dedem gibi ölecek misin, anneanne?" sözleri hasta odasında
yoğun sessizlik yaşanmasına neden olmuştu. Geçirdiği ameliyatlardan sonra pek toparlayamamış yaşlı bayan hastamızı ilkokula yeni başlamış torunu ve kızı ziyarete gelmişti. Küçük çocukları hasta ziyaretine kabul etmememiz
başlangıçta sorun yaratmış, kısa süreli ziyaret için izin koparmışlardı.
Hasta odasında ana kız konuşup dertleşirken torun araya girip sormuştu o
can sıkıcı soruyu. Kafamı eğip elimdeki dosya ile ilgileniyormuş gibi
yaptım. Hastamız torununu yatağın kenarına oturttu. Ellerini tutarak

 "Şimdi değil, iyileşip eve döneceğim, merak etme. Hemen ölmeyeceğim.

Ama er veya geç hepimiz öleceğiz" dedi. Torun yanıttan pek tatmin olmuş gibi değildi.
        - Ama bu haksızlık, anneanne. Ölünce onları bir daha göremiyoruz.
Dedemi çok özledim ben.
        -Merak etme, insanlar ölünce görünmez olurlar ama hepten yok olmazlar.
        Torun bir süre anneannesinin boynundaki kolye ile oynayarak düşündü.
Sonra "Peki insanlar ne oluyor, ölünce" diye sordu. Anneanne önce bana sonra kızına baktı. Torununun saçını okşayarak;
        -Bir şekilde aramızda oluyorlar, ölenler. Kimi bir renk, kimi tat veya
koku kimi de dokunuş olup geri geliyorlar. Mesela rahmetli annemin yaptığı
puf böreğini hiç unutmadım. Nerede o kokuyu veya tadı bulsam annemin orada yanımda olduğunu bilirim. Dedeni ise saçlarımdaki dokunuş ile hatırlarım.
Nerede bir rüzgar saçlarımı okşasa dedenin yanımda olduğunu düşünür, sevinirim.

        -Peki sen ölünce ne olup geleceksin, anneanne?

        -Onu sen bileceksin. Beni nasıl hatırlamak istersen o şekilde geleceğim yanına.
        Ziyaret kısa sürmüştü. Onlar odadan çıktıktan sonra hastamız
torununu çok özlemiş olduğunu belirterek ziyarete engel olmadığımız için teşekkür etti.
        -Bu küçük torunumu büyüğünden daha çok seviyorum, doktor bey.
        -Torunlarınız arasında ayırım yapmamanız gerekmez mi?
        -Haklısınız ama böyle olmasında biraz kızımın da kabahati var. İlk
çocuğunu çabuk büyütmeye çabaladı. Kendince başardı da. Ama hepimizden uzak soğuk, ağır biri oldu çıktı, büyük torunum. Şimdi hepimiz yakınıyoruz ama iş işten geçti.

        -Neden böyle oldu?
        -Ne yazık ki, kızım da diğerleri gibi zamane annelerinden oldu.

Çocuğunu en iyi şartlarda, en iyi okullarda en iyi eğitim ile yetiştireceğim diye tutturdu. Çocuğun almadığı ders kalmadı neredeyse. Bale, piyano, tenis, yüzme dersleri yetmedi kolejlerde okuttu. Onunla birlikte ders çalışıp
sınavlara birlikte girdi sanki. Şimdi adı sanı duyulmuş kolejlerden
birinde okuyor. Ama hepimizden uzaklaştı. Derslerinden başka oyun bilmeyen soğuk ağır biri oldu.
        Bir süre sustu, soluklandı. Elimi tutup yatağında doğruldu.
Yastıklarını düzelttim.

        -Zamane anneleri böyle oluyor, işte. Çocuk yetiştirmeyi
yemek yapmak sanıyorlar. Parayı bastırıp en donanımlı mutfakta en iyi malzemeleri kullanırsa yemeğin mükemmel olacağını hayal ediyor, ortaya çıkan yemeğe bakıp neden lezzetli olmadığını soruyor, kabahati mutfakta veya malzemede arıyorlar. Kendilerine hiç kabahat bulmuyorlar. Halbuki elinin emeği, sabrı, özeni olmadıkça lezzeti yakalayamazsın. Hele bir sarma sarsınlar da göreyim ben onları. Bu kez de "o kadar emek verdim, kimseye yedirtmem" diye tutturur bunlar.  Sanki analarından böyle gördüler. Hayat kolaylaşıp hızlandıkça her şeyin aynı kolaylıkla yapılacağını sanıyor bu zamane anneleri. Çocuklarını da çabuk büyütmeye uğraşıyorlar. Onları hızlı
yaşlandırdıklarının farkında bile değiller.

        -Yani?

     -Çocuk bu, yetiştiği ortamdaki insanlara anne babasına benzeyecek elbet.
Çocuk onlara benzemeye başladıkça anneler kendi beğenmediği yönlerini
çocuklarında görüp kızıyor, nerede hata yaptıklarını bulmaya çabalıyorlar.
İkinci çocukta ise o ilk heves kalmıyor da öyle kurtarıyor onlar kendilerini.
        Boğazı kurumuştu. Bir yudum su içip eskiden ailelerin ilk
çocuklarının ağabey ve abla ağırlığı ile yetiştirildiğini ilk çocukların aileyi iyi yansıtma görevi olduğu için daha değerli olduğunu ama artık devrin değiştiğini ailelerin kendilerini değil de hayallerini çocuklarına yüklediğini ilk
çocuktan sonra gelenlerin ise daha özgür olgunla şıp aileye daha çok benzediğini anlattı.
        Birkaç gün sonra hastamızın baş ucunda suluboya bir resim vardı.
Mavi gökyüzünde sapsarı güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardı,
resimde. Hastamız resim ile ilgilendiğimi görünce okumakta olduğu gazetesinden kafasını kaldırıp;
        -Torunum benim için yapmış bu resmi, doktor bey.
Resimdeki kız kendisiymiş. Karar vermiş, ben ölünce resimdeki gökyüzünün mavisi olacakmışım, onun için. Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğumu bilecekmiş, böylelikle. Bu sımsıcak güneş ise dedesiymiş.
  Gözleri dolmuştu. Birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden. "Torunumun
gözünde gökyüzünün mavisi olacakmışım, dedesi de hepimizi ısıtan güneş.

Daha ne olsun?" dedi. Öğle arasında bahçeye çıktım.

Yağan yağmurun ardından masmavi gökyüzünde açan güneş, sıcaklığını iyice hissettiriyor, ağaçlar sonbahara hazırlanıyordu.

 
Ya siz !!!!
Nasıl hatırlanmak istiyorsunuz !!!  ???
Hatırlanma şeklinizi, karşınızdakiler değil, sizin yaşamda bıraktığınız izler belirleyecek...

1 Haziran 2011 Çarşamba

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...