31 Aralık 2014 Çarşamba

23 Aralık 2014 Salı

İki Kitap, Bir Film

Bir hafta aradan sonra merhaba. Elimdeki kitabı bitirmek için kendime sınır çizdim. Mecbur. Çünkü bloglara bir dalınca , bir bakıyorum akşam olmuş.

Sürünen Safiye kitabından sonra elime uff puff bişeyler alayım dedim ve Bağdat Caddesi Güzeli'ne başladım. Ama ne kitap. Bana göre çok gereksiz. Çünkü okumadan geçirdiğim zamanları telafi etmem lazım, bu kitap bana göre zaman kaybıydı. Ama içinde güzel tavsiyeler var.

Mesela;
".... Ayrıca kendini güçlü olmak için zorlama. Bazen insana bu hayatta güçsüzlük kazandırır."


".... Mutluluk hayatımıza verdiğimiz anlamdır. Önemli olan sensin. Geri kalan her şey senin bu hayattaki koltuk değneklerin."


"Bugünü değil, geleceği hayal edin.
Kendinizi herşeyin üzerinde görün.
Sanırım en mühimi insanın kendini sevmesi.
Başkalarının sevgisi ve ilgisi bir yere kadar. En sonunda sadece siz varsınız hayatta. Kendi biricikliğinize saygı gösterin." gibi.

Elinize aldığınızda bir günde rahatlıkla bitebilecek bir kitap. Kafa dağıtmak için birebir.Yaz tatili için ideal olabilir.

****

Sonra Zülfü Livaneli'nin ilk kitabını okuduğumda aşık olduğum Serenad'ından sonra Mutluluk kitabına başladım. Nasıl gerçek, nasıl acı, nasıl sefil, nasıl değersiz, iç acıtan hayatlar. Ve bunun yanında nasıl gösteriş budalası, nasıl lanet, nasıl iğrenç, nasıl yalancı, nasıl sapık, nasıl dinbaz, yobaz, moktan,  insanlar.
Mutluluğun peşinden koşan üç insan ve  yollarının nasıl kesiştiğini anlatan bir kitap.

Dayanamadım filmini de izledim. Gerçi tövbeliydim, okuduğum kitapların filmleri bende hayal kırıklığı yaratıyordu, izlemeyecektim. Ama kitaptan farklı bir sonla bitmesine rağmen, ben ikisini de beğendim. Zülfü Livaneli kitaplarını çok sevdim ben.






****

Bunlar da kızımın sanat eserlerinden sadece ikisi. Biri çekmecemde, biri masamda. Büyüyünce ressam olmak istiyormuş. Resim çizmeyi çok seviyor. Ve bu faaliyet hemen bitmesin diye elinden geldiğince renkli boyamaya, her rengi kullanmaya çalışıyor. En ince ayrıntıyı bile boyayarak.

İnşallah çok sevdiğin ve yapmaktan mutlu olduğun bir mesleğin olur canım kızım.

15 Aralık 2014 Pazartesi

6. AY ELA

Bu sabah çalıştığım için yine küfrederek geldim ofise. Özel sektörüne de, vicdansızlığıma da...
6. ay aşılarımız için sağlık ocağına gittik bugün. Gidene kadar yaşadığım stresi ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Ama dayanamayacağım, söylemezsem çatlarım. Yahu aşıya gidecez, Ece ye ceketini giydir, kapıları kilitle, bebek arabasını yüklen, sonra farket ki, battaniyesi yok Ela'nın. Ela yı taşıyan Hülya abla alsak iyi olur der. Arabayı bırak, kapıları aç, ayakkabını çıkar, battaniyeyi al. Arabayı tekrar taşı , indir. Apartman önüne çık, emzik yok. Bir daha çıkamazdım. Herşeyi düşünmek zorunluluğundan nefret ediyorum.

Yolda giderken ne dedi peki? Keşke aşıya gideceğimizi söyleseydin, güneş kremimi sürerdim. Gözlerimin nasıl açıldığını görmeniz lazımdı. Battaniye, emzik kimin umurunda? Yahu aşı son anda aklıma gelmiş sevineyim mi, yoksa önceden bilgilendirme yapmadığım için güneş kremini sürmeyen Hülya ablaya üzüleyim mi? Neden gözlerim açıldı biliyor musunuz? Bu kadın bize yürüyerek geliyor, neredeyse yarım saatlik mesafe. Sen evden çıkarken sürme, 5 dk lık gidiş mesafesinde olan sağlık ocağına giderken sürmedin diye hayıflan. Sanırsınız Sina Çölü'nü geçecez. Neymiş gelirken gölgeden geliyormuş. Ya sabır.

Sağlık ocağına vardığımızda mesai saatimin onbeş dk sı geçmişti zaten. İşini ağırdan alan hemşire sayesinde kızımı bırakıp gelmek zorunda kaldım. Emziksiz nasıl susturdular çok merak ettim.

8,5 kg 67 cm iz artık. Bir ağızdan, üç bacaktan aşı olduk bugün.
Tükürüyoruz, çığlık atıyoruz, gözlerimizi ovuşturuyoruz.
Yoğurtla hala pek aramız yok. Muhallebiye bayılıyoruz, soyunurken gıkımız çıkmazken, giyinirken kıyameti koparıyoruz. Hala mızırdanmadan, huysuzlanmadan uykuya dalamıyoruz.

Ateş düşürücü dışında peditusla da tanıştık bu ay.
Geçmiş olsun melek kızım.
Halasıyla cee e oynayan Ela

Dedesinin pidesi tanışan Ela


11 Aralık 2014 Perşembe

Nedir bizim yatağın sırrı?

İşin doğrusu ne biliyorum ama yapamıyorum.

Ela zaten beşiğinde ve bizim odada. Ama Ece de bizim odada, hatta babasının yerinde yatıyor.
Yazın bizim buralarda klimasız yatılmaz. Klima bizim odada. Ece yi aramıza alarak yattık bütün yaz, yatmak sayılırsa. Deli gibi yatıyor. En son babamız gecenin bir yarısı kalkıp salona geçiyor, sıcakta yatıyor.

Şimdi kış geldi. Derdimiz soğuk. Ece üstünü açıyor. Babası kıyamıyor. ( Ben kıyıyorum ya) Yazın yanımızda yatmaya alışan Ece, odasında yatmaya ikna olmuyor. Ağlıyor, yanımda yatmak için kırk takla atıyor. Odasında yatsa bile, uykuya dalana kadar beni yanında istiyor. Sonra gecenin bir yarısı yine yanımıza geliyor, örtünün üstüne yatıyor, hava soğuk, baba üç kişi yatamadığı için gece yine yatak değiştiriyor. Uykusu bölünüyor, sabahın köründe uyanıyor, asabi oluyor. Bulduğu çözüm ; Ece'nin yanımda , kendisinin Ece nin yatağında yatması. Benim için hava hoş.

Anne babanın ayrı yatmasının çocuk için  hiç de iyi bir rol model olmadığını biliyorum. Ama eşime de yazık, kızıma da yazık, bana da yazık.

Neden bu sıpalar anne babalarının yatağında bu kadar rahat yatıyorlar? Beşiğinde sürekli mızırdanan küçük sıpa bile, emzirdikten sonra bizim yatakta mışıl mışıl yatıyor. Seneye o da ablasının peşinden gelir bizim yatağa.
Yatağımız 3 sene önceydi sanırım, çöktü. Bildiğiniz eşim yatarken ve ben yatağa girmeye hazırlanıyorken, eşimin yatakta dönmesiyle hoop baş kısmından içine göçtü. Eşim neye uğradığını şaşırdı. Gözlerini açtığında ayakları kafasına gelmişti. Uzun süre yer yatağı olarak kullandık. Baya bir süre sonra sağlam para verip yeni yatak aldık. Hatta ölçüleri de büyüttük. Şimdi pişmanım çünkü yatak tekstilinde zorluk çekiyorum. Ama iki cüceden sonra 20 cm büyüttüğümüz yatakta bile bana düşen o fazladan 20 cm. Yan yatmaktan uyuşmuş olarak uyanıyprum her seferinde.
Kendi odasına sızlanarak yatmaya giden büyük sıpa. Şimdi bizim odada yattığı için haydi uykuya deyince ikiletmiyor. Sanırım sonunda yanına gideceğimi bildiğinden.
Çözüm?

Sabah bu kareden 10- 15 dk sonra, Ela'yı emzirirken Ece bana seslendi "anne gel". Gelemeyeceğimi Ela yı emzirdiğimi söyledim. Koşarak yanıma geldi elinde dişi. Kendi kendine dişini çekmiş , hiç de anası kılıklı olmayan kızım, cesur kızım.
İşte son halimiz. Dördüncü dişimiz de düştü. Birini anneannenin çatısına atmıştık. Diğer üç diş hala evde. Hoş kızlarımın düşen göbekleri bile hala evde. Evde kalacak benim kızlar anlaşıldı :P

10 Aralık 2014 Çarşamba

Buyrun çekilişe

Şansım yok ama belki 2015 te şeytanın bacağını kırarım. Çarkım döner ve şans bana güler.
Bir insan niye çekiliş yapar ki? Bunu hiç bir zaman anlamamışımdır. Yani tanımadığın birine hediye yollamak, sadece bloğun tanınsın diye yapılan birşey değildir heralde. Ama amaç karşı tarafı mutlu etmekse, bu hediyeleri alıp da mutlu olmayacak kadın tanımıyorum ben.

Şimdi bir kadın bunları görür de, çekilişe katılmamazlık edebilir mi? Kaybedeceğim bişey yok.


İşte size çekilişin adresi: Eylül'le gel
Bu da dün katıldığım çekiliş. Harika tabakların adresi.

Siz yine de boşverin, görmezden gelin.
İlla ki bu sene bir çekilişte tutturacağım. Öyle hissediyorum :P

9 Aralık 2014 Salı

Başlık bulamadım :)

Yeni yıl geliyor (muş). Benim ise tek düşündüğüm ömrümüzden gittiği. Ey zaman! Sana yetişemiyorum. 30 yaşına kadar sanki hiç yaşlanmayacak gibiydim. Ne zaman ki 30 a merdiven dayadık, ohoo 40 ın ucu görünmeye başladı bile.

Bu sene dışarı çıkamayız. Evde kutlayan birilerini bulmak lazım. Bana kalsa evde kalırım. Malum Ela evden başka yerde rahat etmeyecek, uykusu , emzirmesi, alt değiştirmesi. En güzeli evim. Ama benim büyük cadı tam bir alem cadısı. Elinden gelse eve girmeyecek. Gençliğini düşünemiyorum bile. Vallahi babası kulaklarından tavana asar onu :)
Neyse buluruz heralde gidecek bir yer. Malum çalışıyoruz, hazırlık yapmam zor olacak.

Kızıma yeni yılda hediye alsam mı? Ne alsam?

Yılbaşı ağacımızı süsledi kızım tek başına. Ama artık ağacımızı beğenmiyor. Seneye daha büyüğünü alacam, küçüğünü de Ela süsler artık.



Pek şanslı olduğum söylenemez ama Gulsah'in yılbaşı çekilişine bir katılayım bakalım, zira tabaklara bayıldım. Çok ciciler değil mi? Belki bana çıkar belli mi olur?  Aslında duyurmak istemezdim, çünkü kazanma yüzdem düşüyor :) Ne yani yalan mı söyleyeyim. Neyse el mahkum duyuracaz :) Aslında tabaklar çok kalitesiz. Aldatmaca bakmayın siz bu fotoğrafı paylaştığına :P Gülşah ben istiyorum bu tabakları :) Bana çıksın, benim olsun.



Bu arada Ece'nin üçüncü dişini çekti  dün babası. Çok komik oldu kızım. Okulda oynaya oynaya kanatmıştı zaten. Benim yüreğim kaldırmaz. İyi ki babası bu konulara el atıyor. Ben hayatta yapamazdım. Annem kabusumdu çocukken. İp bağlar çekerdi dişlerimizi. Iyyy. Nasıl ağlardım, nasıl korkaktım anlatamam. Gerçi hala korkağım. Kızım benden cesur maşallah. Dişlerin inci gibi dizilir inşallah. Sırada üst ikinci diş var. O da sallanıyor.

Başlıksız yazımız şimdilik bu kadar.
Kalın sevgiyle.

5 Aralık 2014 Cuma

Bir oturtamadılar gitti şu sistemi!

2015 te 20 yıl olacak liseden mezun olalı. Dolayısıyla evlenip anne olmayı bırakın, okullu oluncaya kadar inanın hiç ilgimi çekmezdi eğitim ile ilgili haberler. Biz de geçtik o yollardan derdim. Önce sınavların adının değiştiğini öğrendim. ÖSS - ÖYS farklı bişey oldular. Şimdi TEOG mu ne deniyor. LYS -LGS... inanın çoğunun açılımını bilmiyorum.
Birkaç tanıdığımdan öğrendim, Antakya'da oturmalarına rağmen, İskenderun'da ki okullara yerleştirildiklerini. Ne oluyordu, neden böyleydi bilmiyorum.

Biz bu sene okullu olduk. Zamanla biz de bu hengamenin içinde yerimizi alacağız.

Harfler değişti, kitaplar değişti, okumayı yazmayı öğretme sistemi değişti. Haksızlık etmeyeyim, biz daha ikinci dönemde okumayı zor öğrenirken, şimdiki çocuklar patır patır okuyor.

Andımız kaldırıldı.

Özel okullara devlet desteği verilmeye başlandı. Yirmibin bordrolu ailelere teşvik ödenirken, normal maaşlı ailelere çıkmadı.

Kreş için de bir yasa çıktı, çıkarılacaktı derken avucumuzu yaladık. Dört yıllık kreş hayatımızda devletin bir desteğini görmedik çok şükür. Belki Ela'ya yetişir yasa.

Ben kızımı devlet okuluna gönderiyorum. Süt iznimi akşam 1 saat erken çıkarak kullanıyorum ki, onu okuldan alıp eve beraber gidelim. Ve onu görünce ilk sorduğum soru: Oyun oynadın mı kızım?
Nasıl olsa önünde uzun bir eğitim süreci var, ne oynasa kar değil mi?

Erkekler kızlar ayrı okusunmuş. Eskiden beri bu böyleymiş aslında. Kabataş Erkek Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi diye örnek veriyordu, televizyondaki vekil teyzem.
Benim aklıma sapıklık geliyor sadece. Art niyet geliyor.

Şimdi de Din Kültürü dersini 1. sınıftan vermek istiyorlar. Yahu ben veririm kızıma din bilgisini. Kızım okulda, matematik öğrensin, fizik öğrensin, bilim öğrensin, resmini çizsin, spora yönelsin, vicdanını geliştirsin, doğa nasıl korunur, trafikte nasıl hayatta kalınır, saygıyı sevgiyi öğrensin ...

Bazı ülkelerde enerji üretmek için geri dönüştürülecek çöp bulunamıyormuş. Millet çöpüne kadar kullanıyor. Diğer bir ülkede deniz üzerine güneş panelleri kuruluyor. Çok isterim kızımın bilimle uğraşmasını, doğaya duyarlı bir birey olmasını. Ben isterim, o ister mi bilmem.

Ama bakın bizim derdimize: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi. Nedir bu din ile alıp veremediğiniz? Çocuklardan istediğiniz? Ben bu yaşımda hala dinimle, mezhebimle ilgili yazılar okuyorum. Okulda öğretilenlerden çok farklı şeyler okuyorum. Bırakın onlar da büyüyünce okusunlar, araştırsınlar.

Dayatmasanız olmaz mı?


3 Aralık 2014 Çarşamba

Bize düşmeyi öğretmek, bizi daha güçlü kılar.

Gözlerimi dolduran bu videoyu çok beğendim.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Haftasonu

Hava güzeldi. Bizim ofisçenek cumartesi çalışma sendromumuz var. Ece ile Ela, Hülya abla ile sahile çıktılar. Dönüşte bana uğradılar. Ece benimle kaldı.














Çıkışta; yukarıda görünen, belimize kadar uzanan saçlarımızı ani bir kararla kestirdik.
Çok zor ikna ettim kuaföre gitmek için. Nerdeyse zırtıllayacaktı. Saçlarını çok seviyor. Ben de , babası da. Ama kışın harbiden çok zor. Yıkaması, taraması, kurutması.
Ama fönden sonra kendi de beğendi. İtiraf etmedi önce, ama olumlu yorumlar duyunca çok sevdi saçlarının yeni halini.







Ve sonuç.






Ek gıdaya başladık yavaştan. Meyve ile aramız daha iyi.

İşte menümüz. Muz-Hurma-Tatlı patates

Akşama misafir vardı. Allahtan buzlukta stok var. Portakallı kurabiye yapayım dedim, mevsime uygun. Kurabiyeden öte bisküvi gibi oldu , pişirme süresini geçirince. Tadı yine güzeldi ama pek beğenilmedi ev eşrafı tarafından. O yüzden eklemiyorum. İşyerinde hallederim ben onları. Malum insan işyerinde ne bulsa yiyor sıkıntıdan.

Sevdiğimiz dostlarımız geldiler. Muhabbet güzeldi. Gelen iki aile dostumuzun da çocukları kızdı. O yüzden şanslıydılar.
Bir ara şöyle bir diyalog geçti.
Ben: Ne güzel tesadüf hepsi kız, aralarında erkek olsaydı çok sıkılırdı.
Eşim: Biz de sıkılıyoz da, sesimizi çıkarmıyoz :D

Pazar günü aile ziyaretleri. Eşimi işyerinden çağırdılar, koşarak gitti uyuz. Annemler İzmir'e gidecekti, onları yolcu etmeye uğradım. Bir ara kucağımda iki melek vardı.Sağ kolumda Ela, sol kolumda Alin Nur.
Eve döndüğümüzde dışardan yemek söyledik kendimize. Nuno halamız da katıldı bizlere. Sonrasında mis gibi sıcacık banyo ve uyku.

Ayın ilk günü ve yılın son ayına açtık gözlerimizi.

Bir yılı daha yedik ömrümüzden. İyi haftalar herkese.






Lepiska saçlı kızım :)

28 Kasım 2014 Cuma

Kısa Kısa


Her bir harf bittiğinde değerlendirme sınavı yapıyor öğretmenleri. Maşallah şimdiye kadar hep hatasız geldi bu kağıtlar eve.

En çok "Aferin" kaşesini gördüğümde şaşırmıştım ben. Yani eskiden öğretmen el yazısıyla yazardı. Şimdi bunun da pratiği çıkmış.


Cuma günü toplantı vardı okulda. Hiç beklemezken toplantının içine yine para kaçtığını öğrendik. Dört yıl kreşte çektiğimiz yetmemiş gibi, yine yıl sonu gösterisi varmış ve para toplanacakmış. Ben çok sıkıldım ne yalan söyleyeyim. Eskiden resmi bayramlar vardı, öğretmen katılacakları seçerdi. Çıkan çıkar, çıkmayan bayramları seyretmeye giderdi. Şimdi tutturmuşlar bir yarı yıl gösterisi, 29 Ekim kutlama etkinliği, yıl sonu, öğretmenler günü,  hatta anneler günü... Her şey kutlama yapmak için bahane olabiliyor.


Kızım okuyor artık. Öğretmeni ona hikaye kitabı vermiş. Sınıfta okumayı çözenlere hediye etmiş. En son "y" harfini bitirdik dün.




*****


Safiye ile dönüş yapmasaydım keşke kitap okumaya. Üç kitap okurdum onun yerine. Çok süründü. İteleye iteleye bitti sonunda. Şimdi Bağdat Caddesi Güzeli'ne başladım.

*****

Çıkıklar benim kaderim galiba. Çarşamba günü işten çıktım. Ece yi aldım eve geçtik. Babamız geç geleceğini söyledi. Elektrikler yok. Ece ile mum ışığında biraz ödev yaptık. Yemek molası. Ela ya armut dilimi soydum eline vereyim de biz yemek yerken mızıldanmasın dedim. Ama bir tuhaflık var. Normalde herşeyi havada kapan Ela sağ kolunu oynatmıyordu. Tek eliyle armutu tutmaya çalışıyor ve her seferinde düşürüyordu. Ece ye sordum: " annecim yanına uzandığında kolu altında falan mı kaldı" diye. "hayır anne ama olmuşsa da bilerek olmamıştır değil mi anne?" dedi kuzum.
Salona geçtik. Kanepeye koydum Ela'yı. Sağ kol kalkmıyor kuzunun. Ben kaldırmak istediğimde ise suratı acı bir ifade alıyor ve ağlayacak gibi oluyor. Ece'den deneyimliyim. Çünkü onun kolunu ben çıkarmıştım. Kolunu nasıl oynatamadığına şahit olmuştum. Bakıcımızı aradım, gündüz böyle birşey olup olmadığını sordum. Sadece giydirirken biraz ağladığını ama kucağına aldığında da hemen sustuğunu söyledi. Her giydirmemizde ağladığı için, ters bişey olduğunu düşünmemiş. Kolda garip bişeyler olduğuna iyice emin olduktan sonra eşimi aradım, geç kalıp kalmayacağını sordum. Ela'nın kolunda bir terslik olduğunu söyledim. Hemen geliyorum deyip tel.u kapattı. Kahretsin elektrik kesik. Dışarda yağmur. Bir kolumda çocuk, Ece'nin ödevleri, benim hazırlanmam. Neyse gittik hastaneye iki dk sürmedi kolu yerine "çıt" diye girdi. Ağlamadı kuzum. Ece ninki daha ağrılı olmuştu. Kolu yerine takılır takılmaz, dr un verdiği kalemi ağzına götürmeye çalıştı. Ömrümüzden gitti yine.

Bunu da tarihe not düştükten sonra, hepinize sağlıklı günler, iyi haftalar.




26 Kasım 2014 Çarşamba

Öğretmenler Gününü Kutladık.


23 Kasım Pazar günü iki sınıf annesi ve bir sınıf babamız program yapmışlar. Geçen sefer yapılan kahvaltı programına Cumartesi çalışanlar katılamadığı için, bu sefer Pazar günü yaptılar organizasyonu. Bahanemiz kalmamıştı yani gitmemek için :P

Evimize yakın bir cafe ayarlanmış, öğretmenimizin eşi plana dahil edilmiş ve bir pasta ayarlanmıştı. Eşinin bir hastası ile görüşeceğini düşünen, bu sayede gel hava almış olursun diyen eşinin peşine takılan öğretmenimiz , son dakika nolmuşsa eşofmanlarıyla çıkmak yerine üzerini değiştirmiş. Eşinin çay teklifini kabul edince köfteyi çakıyor tabi. Çok şaşırıyor. 
Çocukların hepsi birden üzerine koşunca dengesini kurmakta zorlanıyor öğretmenimiz.
Hepimize geldiğimiz için teşekkür ediyor. Çocuklarınızı okutmanız bana en büyük armağan, darısı üniversitelerden mezun olmalarına inşallah deyip, pastayı kesiyor.

Biz okulumuzu ve öğretmenimizi çok seviyoruz. İlkokul öğretmeni çok önemlidir bir çocuk için. Ben Leyla hocanın da Ece de büyük bir iz bırakacağına inanıyorum. Çünkü mezun olalı 25 yıl olmasına ve iki öğretmen değiştirmeme rağmen mıh gibi kazımışım öğretmenlerimin adını beynime. İçimdeki ukde meslektir öğretmenlik. 


Ela çok mızmızlandı. Uykusu vardı ama çocuk çığlıklarından bir türlü uyuyamıyor, gözyaşı sel olup akıyordu. Dolayısıyla mekanı erken terketmek zorunda kaldık.






25 Kasım 2014 Salı

Kara gözlümün doğum günü

İlk defa bu sene ben kızıma onu mutlu edecek şekilde bir parti hazırladım. Çünkü şimdiye kadar hep aile arasında kutlanırdı (çocuksuz) ve kreşte arkadaşlarıyla (bizsiz).
Bu sefer artık okullu olduğumuz için okula pasta göndermek gibi bir programımız yoktu. Ve benim de bir şey yapmak için ne mecalim ne de planım vardı. Ta ki beni gaza getiren arkadaşım Elif'in oğlunun partisi için yaptıklarını görene kadar.
Önce konsept belirledik. Disney Prensesleri. Pastamızın siparişini verdik. Harbiden zormuş konsept partisi. O kadar çok zımbırtısı var ki!
Sınıftan beş kız arkadaşını davet ettik.  İnternetten kızlar için ufak tefek şeyler getirttim. Küçük hediye paketleri hazırladım. Partimize katıldıkları için teşekkür babında. İçlerine prenses rozeti, Kaynana dili, balon ve prenses yüzükleri ekledim. 

Yeni ayakkabısını bir hafta evde giydi, açılsın diye. Başardı da :)



Hazırlıklarımın çoğunu işyerinde yaptım. Hatta iş arkadaşlarımı bile seferber ettim. Kartondan kalpler kestim. Onları ipe dizdim, sabitledim. Çiçekler yaptım. Duvara astım. Kaç kere düştüklerini ben bile saymadım. İlallah geldi onları yapıştırmaktan. Afiş için çok uğraşmadım. Basite kaçtım. Çerçeve çok vaktimi aldı. Mukavva ile yapmakla büyük hata ettim. İki kat yapmama rağmen sallanıyordu. Sonra oluklu kartonla sertleştirmeye çalıştım. Kaplarken çok pürüz çıktı ortaya. Onları kamufle etmeye çalıştım falan derken, aşağıdaki çerçeve çıktı ortaya.

Parti günü geldi çattı.Ece gözünü açar açmaz "bugün hayatımın en mutlu günü" dedi. Sabahtan müzik açtım. İşyerinden izin almıştım. Ev bomba atılmış gibiydi. Masanın yerini değiştirdim. Belediye temizliği yapmaya çalıştım. 

İkramlar için yardım istedim.
Unlu börek (ben)
Tuzlu pasta (annem)
Biberli ekmek (annem)
Poğaça (annem)
Pudingli revani ( Nuno)
Tahinli çıtır (Nuno)
Truff ( Haco)
Çikolatalı marshmellow (ben)
Patates salatası (annem)
Patlamış mısır

Cankurtaranım annem geldi erkenden. Hülya ablamız erken gitti.( aslında ayrı bir post konusu) Neyse ki Nuno halamız geldi de Ela ile ilgilendi. Saat 14:00 demiştik herkese. Saat 13:30 ama biz hala tam anlamıyla hazır değiliz. Misafirler yavaştan gelmeye başladılar.

Önce biraz müzik, dans, fotoğraf falan derken; kızlar pasta için çok sabırsızlanıyordu. Onlar pasta yerken hediyelerini verdim çok mutlu oldular. Yüzüklere bayıldılar. Ama kaynana dilleri ilk saat içinde tükürükten allahın rahmetine kavuşmuştu. Bir daha patlamış mısır yapmak mı? Tövbeler tövbesi.

Günün sonunda ayaklarıma basamıyordum. Ağrı kesici almadan yatamadım. Ama olsun, kızım bana teşekkür etti ya herşey için, uçup gitti tüm yorgunluk. O mutlu oldu ya, partisinin bitmesini hiç istemedi ya, o yeter bana. Şimdiden geri saymaya başladı, bir dahaki doğumgününe kaç gün kaldı diye :)



Elif Ece - Yeşim - Hanzade - Suzan - Bengisu

Babaanne - Nuno - Ela

Said amca- Canan yenge - Ozan






Bütün kızlar


Emrah dayı-Nida yenge-Alin Nur 


Rahşan hn - Ilgın

Nuno hala


Haco hala - Tamer enişte

Mahmut dede


Hikmet dede
Ve gördüğünüz gibi ne benim ne eşimin bir fotoğrafı bile yok. Bir tek buna üzüldüm. Bir aile fotosu çekilemedik.  El ayak çekilince ancak kendime bir servis tabağı yapabildim, yorgunluk çayı içtim.

Nice güzel yaşların olsun Meleğim. İyi ki doğmuşsun, iyi ki benim kızımsın.
Seni çok seviyoruz.

21 Kasım 2014 Cuma

6. YAŞ ELİF ECEM

İlk göz ağrım, beni anne yapanım, kara gözlü kızım,

Altı yıl önce bugün gelişinle bizi sevinçlere boğdun. Çok güzel bir bebektin. Bizi asla yormadın. ( Ta ki bu yaza kadar. Sanırım abla olmak ve okula başlamakla alakalı zor bir yaz geçirdik.) Ek gıdaya hemen uyum sağladın. Emziği 6. ayında kendiliğinden bıraktın. 13. ayında memeyi bırakırken asla zorlanmadın.(Şimdiki aklım olsa asla bıraktırmazdım o ayrı.) Uykusuz bir bebek değildin. Karnıma yatmayı çok severdin.

22 aylıkken kreşe başladın. İlk yıl çok zorlandık. Yıldız öğretmenini çok sevmiştin. Faaliyet manyağıydın ve hala öylesin. Her ne kadar kardeşin olunca faaliyetlere ara versekte, mutfakta asla yalnız bırakmıyorsun. İki yıl sonra kreşini değiştirdik. Pamuk kreşi daha çok sevmiştin. Son gözden Nilay öğretmen mezun etti seni kreşten.

Kaç aylıktın tam hatırlamıyorum, kolunun çıkışı, yazın halanlar amcanlarla gittiğimiz havuzda simitsiz havuza atlayışın, dişinin sallanması, ürtiker oluşun hepsi geçti gitti. Artık kocaman 6 yaşsın. Okula başladın. Çok güzel okuyup, yazıyorsun. Hala yanımda yatmak için kırk takla atıyorsun. Çok güzel bir ablasın. Kızkardeşini çok fazla sevmediğini söylesen de , okuldan gelir gelmez ilk onu görmeye koşuyorsun, ilk onu öpüyorsun.

Nilüfer teyzenin 2. yaş günü hediyesi olan bu bloğa elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Sana ve kardeşine bırakacağım en güzel hatıranın bu blog olacağını düşünüyorum. Her ne kadar layığıyla güzel yazılar yazamayıp, bazen özel şeyler için bloğu kullansam da, sizin için daha çok şeyi paylaşmaya çalışacağım.

İyi ki doğdun güzel kızım, baban sana sürekli " melek " dediği için kardeşinin adını Melek koymadık biliyorsun değil mi?
Çok mutlu ol, hep sağlıklı ol, vicdanlı ol, merhametli ol,sevdiğin mesleği yap, kimselerin seni üzmesine izin verme.
Nice güzel yaşlara canım kızım.
İyi ki doğurmuşum, İyi ki benim kızımsın.

21.11.2008    Saat: 09:00

17 Kasım 2014 Pazartesi

Aşure ve Triliçe

Bu seneki aşure fotoğrafları Ece'den. Ben başka bişeyle uğraşırken çekmiş. Tesadüfen gördüm. Yoksa eklemeyecektim bloğa. Bana göre hergün olsa yiyebileceğim bir tatlı aşure. Ondandır bu sene iki tencere yaptık. Annem yaptı sağolsun. Nefis oldular. Her ne kadar yapmasını bilsem de annemin eli değince bir başka oluyor sanki herşey.



Blogların birinde rastladım triliçe tatlısına, ilgimi çekti. Evde sütte vardı. Fotoğrafını çekmedim çünkü sütü fazla karameli az olmuştu. Buna rağmen ben beğendim. Çok hafif bir tatlı. Eşim sadece tadına baktı, Ece ise ağzına bile koymadı. Bir borcamı ben yedim desem abartmış olmam. Ama bir daha deneyeceğim kesin.

Tatlıya olan zaafımdan nasıl vazgeçebilirim bilmiyorum. Çok seviyorum. Sigara tiryakileri yemekten sonra hemen yakarlar ya bir tane, ben de tatlı ne var acaba diye bakıyorum çekmeceme. Evde tatlı olunca acayip mutlu oluyorum. Biliyorum hiç sağlıklı değil, kanserin bir numaralı dostu. Ama engel olamıyorum nefsime. Yiyip yiyip kilo almayanlara da uyuzum.

Bu aralar doğum günü ile bozdum kafayı. Yumurta kapıya dayanınca tutuştum. Güya birşey yapmayacaktım bu sene. Ama olur mu? İlla kendimi yormam, yeni şeyler denemem lazım. Hepsi sıpa kızım için. Okuldan beş kız arkadaşını davet ettik. Genelde evimize yakın oturanları seçtik. Umarım diğer arkadaşları üzülmez. Malum ailede hiç çocuk yok Ece nin yaşıtı.  Bakalım eve nasıl sığacağız?
Şimdi fellik fellik ne yapabilirim diye araştırıyorum. Konseptimiz kızımın istemesiyle, Disney prensesleri.
Süslemeler, ikramlar, hatıra çerçevesi, hediyelikler... yapacak çok iş var. Bu hafta artık erkenden uyusunlar diye gözlerinin içine bakacağım çocukların. İnşallah cumartesi günü izin alabilirim.

Heryanım liste doldu yine. Ece nin elbisesi, ayakkabısı tamam, pasta siparişi tamam, parti için tabak çanak tamam,... Oy oy daha yapacak bir sürü şey var.

Haydi bana müsaade.

Herkese iyi haftalar.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...