2 Temmuz 2015 Perşembe

Kahvaltıda ne yiyim anne?

Her sabah işe gelirim, maksimum yarım saat sonra telefon çalar. Ve telefondaki ses:
-Anneee.
-Efendim annecim.
-Kahvaltıda ne yiyim? ne yiyebilirim?kahvaltı yapmasam olur mu? şundan yesem olur mu? ( bu sorular uzar)
-Annecim kahvaltıda ne yenir? Peynir zeytin domates salatalık yumurta....
-Off anne ya! Başka ne yiyebilirim?
-Tost.
-I ııh.
-Ekmek arası.
-Benim ekmek arası sevmediğimi bilmiyor musun?
-Menemen.
-Başka?
-Peynirli yumurta.
-Çıks.
-Haşlamış yumurta.
-Aslaaa!
-Karpuz, peynir, galeta.
-Amma midesizsin anne.

Kızım dün , bir gün önceden kalan makarnayı yemiş kahvaltıda. Ondan önceki gün de çorba ile yapmış kahvaltısını. Kreşe giderken ne rahatmışız yahu. Olan zavallı evdeki ablamıza oluyor. Kadını bıktırıyor. Onun derdi şarküteri. Bizim eve çok nadir girer. Girince de ondan başkası yenmez. Keza patates kızartması için de aynı şey geçerli. Şayet sofrada varsa, sadece o. Klasik kahvaltı da kızıma uymuyor işte. Ağız tadımız da uyuşmaz zilliyle.  Mesela ben yumurtayı direkt tavaya kırmak isterim, o çırpılmış sever. Yani hem sevmez, hem de seveni soğutur. Bazen kahvaltı gevrekleriyle geçiştirir.

Allah aşkına sizin evde de durumlar böyle mi? Kızım kahvaltı öğününü de diğer öğünler gibi değişecek sanıyor galiba - ki 7 yaşında artık kendisi, öğrenmiş olması lazım.

Ufaklık da ablasının yolundan geliyor galiba. Haftasonları hiç bişey yediremiyorum. Biz çalışınca kahvaltıya hasret kalıyoruz. Bizim bücürük de kahvaltı yemesin de ne yerse yesin. Bazen akşamları evde kahvaltı yemek isteriz. Kızımın suratı hemen düşer.

Şaştım kaldım vallahi.

Varsa değişik fikirleriniz açığım a dostlar.

Ve herkeşe günaydınlar.

30 Haziran 2015 Salı

Gülüm - Bir Çanakkale Romanı


Uzuuun zaman oldu bişeyler okumayalı. Dönüşü güzel bir kitapla yapmak istediğimi söyleyince bu kitabı önerdi arkadaşım. Sıkılmazsın , akıcı dedi.

Açıkçası başlarında çok sıkıldım. Çok basitti. Hatta sonlarına kadar da fikrim değişmemişti. Tamam okuduğum bir aşk romanıydı ama anlatım çok yalındı.  Anzak hemşire Helen gibi ben de bu savaşta Avustralya'lıların taa ordan kalkıp Gelibolu'ya niye geldiklerini anlamıyorum. Bu savaştan Anzakların eline ne geçecekti? Savaştan, kıyımdan, kandan başka bişey olmaz mı tarihte?

Lanet olsun ki şu zamanda bile hala kan akıyor, kıyımlar yapılıyor, insanlar işkencelere maruz kalıyor. Benim sosyal medya hesaplarım yok. Bazen eşimin hesabına şöyle bir girip baktığımda, izlediğim videolar, insanlığın öldüğünün kanıtları. İzleyemiyorum. İzlediğim kadarı tansiyonumu düşürmeye, içimi kıymaya yetiyor. Çocuklar, çocuklar ... :(
Hayata, adalete küfretmeyip napar insan?

Neyse kitapta savaştan da bahsetmiş. Ama Anzak ve Türk askerlerinin savaşta bile birbirlerine nasıl yardım ettiğini, yaralılarını düşman hattına nasıl taşıdıklarını, sarılarak ölen  iki askeri. Anzak bir hemşirenin anı defterini okuyacaksınız.

Sonunda ağladım. Sulugöz ben dayanamadım.Gelibolu'yu daha yoğun duygular içinde anlatmasını isterdim.
Basit ama güzel bir kitaptı.

Var mı Çanakkale'yi anlatan, tavsiye edeceğiniz bir kitap?

15 Haziran 2015 Pazartesi

Prenses ELA, 1 yaşında

Sabah bir yaş aşılarımızı olduk hemi de üç tane. Çok ağladı boncuk gözlüm.

Cumartesi günü bütün aile kutladık kuzumun doğumgününü. Hediğini de  yaptık, yedinci dişten sonra :) Olsun en azından içimde kalmadı.



Önüne kitap, makas, tarak, ayna, küpe, tablet, kalem, para koyduk. Benim kızım hem aynayı hem de tarağı seçti. Geleceğin güzellik uzmanı karşınızda :D

Böyle günlerde ben foto çekemiyorum maalesef. İkramlar, misafirler, çocukla ilgilenirken elimde makine bişeyler çekemiyorum. Bunları yine görümcemin facesinden arakladım.

İkramlarımız boldu , ama kimsenin masayı çekmek aklına gelmedi :D Oysa Ece'm dakikalarca uğraşmıştı masayı süslemek için. Bu arada eşime doğumgününde aldığım tel. arıza yapınca telefonumu ona verdim. Telefondaki birkaç pozu da ekleyemiyorum.


Yengesinin facesinden çalınan bir kare daha :)

Ece kızımın karnesini de tel.la çekmiştim. Karnemiz çok iyi maşallah. Dilerim eğitim hayatı boyunca başarı , azim, merak hiç yalnız bırakmaz kızımı. Ece , Eluşka için çok iyi bir rol model olacak bence.

Şimdilik bu kadar sevgili blogcum. Umarım Ece kızmaz karnesini eklemediğim için. Fotoğrafçıda çekildiğimiz fotoları da eklerim belki daha sonra.

Sevgiyle kalın.
İyi haftalar.

12 Haziran 2015 Cuma

Eluşkam

Pamuk helvam, sarı kafam.

Geçen sene bugün ameliyathanede bu saatte doğum işlemleri başlamıştı. Korkuyordum bu defa. Ablanı doğururken ki gibi sakin değildim bu sefer. Sakinleştirici yapılınca midem bulandı. Başım döndü. Korkum arttı. Ama 5 dk sonra sağ tarafa bak denildiğinde seni gördüm. Buruş buruş bembeyazdın. Ne gördüğümü tam hatırlamıyorum korkumdan. Çirkin bu kız demiştim sadece.

Çok güzeldin. Pamuk gibi. Seni görünce ağrılarımı kısa süreliğine unuttuğumu hatırlıyorum.

Bir sene geçti meleğim. Şimdi her görenin dönüp baktığı bir bebeksin. Hala benim kızım olduğuna inanmıyorlar. Ben de üvey annesiyim diyorum.
Ablanla kıyaslarsak, ablan bir kaç kelime çıkarıyordu bir yaşında, bir kaç adım atabiliyordu. Ama sen hala agucuk gugucuk, elimi bırakmaya korkuyorsun. Ablan gibi sen de emeklemeden sürünerek ulaşıyorsun her yere. İştah konusunda yarışırsınız maşallah. Kilo konusunda kime çekmişsin bilmem. Halbuki biz ailece dal gibiyiz kuzum :)
Ablan emziği altıncı ayda kendiliğinden bırakmıştı sen aşk yaşıyorsun. Ama ablan biberonla ayrılmaz bir ikiliyken, sen gördüğün yerde kaçıyorsun. Memeyle oynayarak yatıyorsun. Bu nasıl bir fanteziyse artık. Bir de ısırıyorsun sıpa, gözümün içine baka baka.

Acayip bir gurmesin, kağıt ve terlik konusunda. Bir de geçenler de pişik kreminin tadına bakmakla son noktayı koydun haylazlığa.

Müziğe karşı çok ilgin var. Kapı gıcırtısına kıvırıyor, el çırpıyorsun. ( aynı babası :P)

Artık yoğurdu çok seviyorsun. Çok şükür yemek seçmiyorsun.
Bir kahkaha duysan ağzını kocaman açarak, hemen sen de eşlik ediyorsun .
Çok çabuk geçti bir sene. Çok hızlı büyüdün ve ben yine her anına tanık olamıyorum. Bu vicdan azabım hiç dinmeyecek biliyorum.
Ama yine de iyi ki doğurmuşum seni minik kuşum.

Doğumgününü ve diş buğdayını yarın kutlayacağız. ( Diş buğdayını ablana yaptım, sana yapmasam olmazdı.)

Gülen yüzün hiç solmasın, bahtın, yolun açık olsun yavrum.
Ailemize neşe getirdin.

Seni çok seviyoruz.

Not : Fotoğraf ekleyemiyorum. Yarın ki kutlamalarda geçsin bol bol eklerim inş.


3 Haziran 2015 Çarşamba

Çok çalıştık, çabaladık, birinci seneyi tamamladık.

Canım kızım, ilk göz ağrım. Daha zamanı geldi mi gelmedi mi, hazır mı değil mi diye düşünürken, 1. sınıfı bitirdi. Bu sene abla olması, okula başlaması ciddi sorunlara yol açsa da alnımızın akıyla tamamladık ilk senemizi. O bizim gurur kaynağımız. Hala yanımda yatmak istese de, arada Ela'nın mamalarına göz dikse de, büyüdüm artık diyor. Aslında doğru söylüyor. Çok çabuk büyüdü hem de benim kızım. Akıllı kızım. Kardeşi çok şanslı böyle bir ablası olduğu için.

Dün okuma bayramımız vardı. Ece sunuculuk yapacaktı. Çok ama çok heyecanlıydı. Sabahı zor etti. Şaka bir yana ondan daha heyecanlıydım. Saçlarını nasıl yapacağına bir türlü karar veremiyordu. Kuaförü sevmeyen kızım, ilk defa kuaföre gitti. Sonunda deniz (kendisi öyle diyor) dalgası yapmaya karar verdi. Bir de oje sürdürdü kuaförde kokoşum. Sınıf arkadaşının annesiydi kuaförümüz. Kızının arkadaşı olduğu için ücret bile almamış Ece'den. Maalesef ben yanında olamadım o anlarda. Gösteriye ancak yetişebildim.

İki sınıf ortak bir gösteri düzenlemişti. Diğer sınıfımızın öğretmeni maalesef bizlere katılamadı. Tedavi için şehir dışındaydı. Bir ay önce öğrendik o illet hastalığa yakalandığını. Onun yüreği bizleydi, bizim de dualarımız  onunla.


Hava sıcak, sahne küçük, katılım büyük. Ece pişman oldu saçlarını açık bıraktığına. Ela gösterinin başında, her şarkıyla yerinde duramazken, ilerleyen zamanlarda sıkılıp , sıcağa yenik düştü. Uykusu da gelince iyice huysuzlaştı. Allahtan dedemiz ve halamız yanımızdaydı. Yoksa görüntü alabilmem ne mümkün!





Çok şükür başarılı bir şekilde tamamladık 1. sınıfı. Artık sıkılmak zamanı. Hergün defalarca aranıp bu cümleyi duyacağımı biiyorum. Haftada üç gün spora gidecek ama akşamları. Gün içinde nasıl oyalanacak henüz bilmiyorum.

Biliyorum yine ara vermeye başladım bloğa. Eskisi gibi fotoğraf çekmiyorum. Aktivite yapmıyorum. Mutfağa girmiyorum. Hayat o kadar rutine bindi ki. İşten çık , ödev eşliğinde yemek hazırla. Baba gelsin, Ela yıkansın uyusun, ev işleri oldu sana gece yarısı. Yaz geldi inşallah daha renkli günler bizi bekliyordur.

Sevgiyle, sağlıkla kalın.

15 Nisan 2015 Çarşamba

DİKKAT !! BOMBACI.

Efenim tarih 11 Nisan cumartesi. İş çıkışı. Saçma bir gün. Ne yapacağını bilmediğin, havanın bile yağsam mı yağmasam mı diye kararsız kaldığı bir gün. Ece hanım halalarıyla çay partilerinde. Biz uyusak mı çıksak mı modundayız. Neyse bari eve geldiğimizde yiyecek bir kap yemeğimiz olsun mantığıyla çorba yapmaya karar verdim. Aldım tarhanayı , koydum düdüklüye. Tarhana düdüklü ne alaka derseniz, burdaki tarhanalar toz tarhana değil. Bildiğiniz buğday tarhanası. Maraş usülü. Islatmadığım için de düdüklüde en pratiği.

Efenim ben ufaklığı emzirirkene , koca kişisine tıslayıp tıslamadığını sordum. başladı dedi. Saate bak dedim. Mutfaktaki saate baktı, çıktı veeee BOMMMMM!!! Mutfağa girdiğimde gözlerime inanamadım. Her yer buhar, kapak yerinde ama, mutfağın bilimum yeri tarhana. Her yer ama her yer. Ağlayacaktım. Kocam temizliğe girişti ama benim ayaklarımın bağı çözüldü. Ya eşim içerdeyken olsaydı. Allah korudu.

Ya düdüklü eski değil. 2-3 sene önce bilindik bir markanınki. İlk defa kullanmıyorum. Lastiğine falan baktım hala sapasağlam. Peki o tarhana, kapak hala yerinde durmasına rağmen nereden yol buldu da kendini dışarılara attı? Sen misin ne yapacağına karar veremeyen, canı sıkılan. Al sana meşgale. İki saat uğraştık temizlemek için.

İkinci olayımız tamamen benim salaklığım.
Tarih dün akşam. Kocacığım sabahları erken kalktığı için yumurta haşlamaya üşeniyor. Biz de akşamdan haşlamaya karar verdik. Kendisi duşa girdi. Ben de yumurta haşlama kabını tezgahın üzerinde gördüm. Hazırlamış unutmasın diye. Dedim ki haşlayayım, iyilik yapayım kocacığıma. Mutfaktan çıkarken de saate baktım. Neyse kocam duştan çıktı. Biz kızlarla sörvayvır izlemekte. Kocam taktı kulaklığını müzik dinlemekte. İçerden bir ses BOMMMMM!!! Önce sesin sebebini anlayamadık. Kocam duymadı bile. Benle Ece çok korktuk. Sedo dördüncü seslenmemizde ancak duydu. Mutfağa bir girdi ve ne gördü sizce? Bu sefer kendimi aşmıştım. Tavanda bile yumurta vardı. Dolayısıyla bu eserimizin adını "Tavanda Yumurta " koyduk. Koku miss :S

Yakında evi yakarım ben bu unutkanlıkla. Bu yaşadığım kaçıncı unutkanlık. Bir ara çorbanın altını açıp, yemeği ısıtmak için fırına koyup, dışarı alışverişe çıkmışlığım var benim.

Allah sonumuzu hayır etsin.
Bunları da ileride okuyup gülmek için yazdım canım bloğuma. Bu aralar ihmallerdeyim yine biliyorum ama kendimde değilim. Gece uykusunu unutturdu Ela bana. Omuzlarım boynum fena. İşyeri deseniz almış başını gidiyor.

Neyse iki kazayı da sağ atlattık. Allah beterinden korusun.
Sevgiler.

9 Nisan 2015 Perşembe

Deli deli kulakları küpeli

8 Nisan itibariyle kulaklarımız delik ve küpemiz var artık bizim. Ani bir kararla ve zor toplanan cesaretle daldım eczaneye. Soğutucu sprey sıkıldığında bile vazgeçmek üzereydim. Ne zor işmiş yarabbi. Ece nin kulaklarını deldirmeye annem götürmüştü. Neyse atlattık gitti. Şimdi iyi ki diyorum. Büyüdükçe zorlaşacaktı benim için.



5 Nisanda yataklarımızı da ayırdık. Evli evine köylü köyüne. Tutulmadık yerim kalmadı.
Yukarıdaki sticker da halamızın hediyesi. Mutfağımızın duvarına astık.

Bu aralar hiç vakit bulamıyorum. İş yoğun , ev yoğun. Kaçıyorum ben.

Sevgiler.

18 Mart 2015 Çarşamba

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ



Çanakkale Zaferi’nin 100. Yılı kutlu olsun.

12 Mart 2015 Perşembe

SARI KAFA 9. AY

27 Ocak - 1. diş
16 Şubat - 2. diş
20 Şubat - Ela koltuktan düştü :(
22 Şubat - Ela'nın ateşi çıktı, ilk iğnesini yedi kuzum 39,5 :(
24 Şubat - İlk antibıdı
3 Mart - 3. diş


7 Mart - İlk dondurma
10 Mart - 4. diş

Şimdilik önümdeki takvimde yazdığım notlar bu kadar. Şubat ayı hiç iç açıcı görünmüyor :( Yürüteçten de düştü. Yerde otururken kendini geri atmasıyla kafayı yere de vurdu.
Ece için de tutmuştum bu notları.
Artık yürüteçle evin içinde dört dönüyoruz. Yoğurt yiyoruz. Kuru kayısılı muhallebiye bayılıyoruz. Balık krakeri kıtlarken gülmekten kırılıyoruz. Bizim yemeklerden de yemeye başladın ufaak ufaak.
Artık kendi kendine az da olsa zaman geçirmeye başladı. Te te te diye takılmış plak gibi dırdırlanıyorsun. Şarkılar mırıldanıyorsun ve bizi o güzel sesinle mest ediyorsun. Ama hala uykuya dalarken o kıyametler niye kopuyor anlamıyorum.
Herkese mavi boncuk dağıtma be kızım. Hoşlanmıyorum.
Dişlerin zorluyor seni, sen de beni. Geceleri uyuyamıyorsun bir türlü.
Ama sabah ya gözümüzü oyarak, ya saçımızı çekerek, parmağını ağzımıza burnumuza sokarak çok güzel uyandırıyorsun beni ve ablanı.
Ablan okuldan geldiğinde, onu görür görmez yüzünde güller açıyor.
Rabbim sizi ayırmasın. Birbirinizin en yakın arkadaşı olun e mi kuzularım.
Şükürler olsun sizi bana verene.
Gülen yüzünüz solmasın.

11 Mart 2015 Çarşamba

Beklenen birincilik :D

Öğretmenler günü resim yarışmasında birinci seçilemediğine üzülen ama okul panosuna asılması bile kızımı mutlu eden olay vardı ya; işte şimdi sınıfında yapılan "kirli, temiz doğa" konulu resim yarışmasında kazandığımız birincilikle geldik bu sefer. ( Nasıl bir cümle oldu bu yahu?)

Kızım o nasıl dağ? -Bildiğin dağ anne.
Uçan böcükler nasıl ağaçlardan büyükler? - Çünkü tepeden görünüyorlar. Ağaçlar uzaktalar.
Ressamlar resmin ortasına isimlerini kocaman yazmazlar. - Başka yerde boşluk yoktu.

Resmi çok seviyor. İnşallah bu ilgisini hiç kaybetmez.


1. Elif Ece - Üç ödül (süpriz çantasından Halley, Petito, çubuk kraker)
2. Suzan - İki ödül (bilmiyorum)
3. Begüm - Bir ödül (bilmiyorum)

Yarışma iki ayrı sınıfta yapıldı. Her sınıf resimlerini değerlendirmek için diğer sınıfa yollamış. Bizimki bu yüzden Mehtap öğretmeni çok seviyormuş. Kendini birinci seçmiş ya :)

5 Mart 2015 Perşembe

Hoşçakal Gamze


Hoşçakal güzel gülen kadın.

2 Mart 2015 Pazartesi

Yaş 36

Kızım bile farkında zamanın çok hızlı geçtiğinin. Anne ne çabuk cuma oluyor diyor her hafta. Sen bir büyü, o zaman görürsün haftalar değil yıllar kovalarcasına geçecek.

Ben her sene kutlamak istemedikçe, bir şekilde bir kutlamanın içinde buluyorum kendimi. En çok Ece seviniyor kutlamalara. Kızım bayılıyor, misafire, ikramlara, hazırlıklara. Ben sürmedim ama o sürdü ojesini mesela.

Uzun lafın kısası 30 olacağıma bile inanmazken, 40 a doğru yol alıyorum artık. Ama mutluyum. Dünyalar güzeli kızlarım var, sağlıklıyız, eşim, can yoldaşım hep yanımda. Bin şükür. Üzmüyorsunuz beni yıllar, haberiniz olsun.

Yılbaşında ilk selfie denemem. Ece yi zor sığdırdım kadraja. Hala da beceremiyorum selfie çekmeyi. Ama yine de çok sevmiştim bu fotoyu. Ve eşim de süpriz yapıp pastamı bu fotoyla hazırlatmış.

Kızlarımdan çiçek de geldi ama onu fotoğraflamayı unuttum.


Ela çok fena bu aralar. Ben Ece bize ızdırap derken, Ela Ece yi çoktan sollamaya başladı bile. Üçüncü dişimiz yolda sanırım. Geçen hafta üç gün düşmeyen ateş sonucunda kulak iltihabıyla tanıştı kuzum. Ardından antibiyotikle. İlk düşüşümüzü de yaşadık ve hatta ikinci ve üçüncüyü de :( Geçen hafta kötü bir haftaydı Ela açısından. Ama ilk çikolata (kızmayın hemen kötülük yapıyorsun diye, çok fena bakıyordu gözümün içine) , ilk yürüteçle de tanıştık geçen hafta.

Bu da kara gözlümün öğretmenler günü için yarışmaya gönderdiği resmi. Birinci seçilmemiş ama okul panosuna asılmış . Bu da kızımı çok mutlu etmiş. Anlatışını görmeniz lazımdı. Ama niye birinci seçilmedim diye de üzüldü tabi öncesinde.

Eminim atlamışımdır yine yaşanan bir kaç an. Ama ne yazsam kar.

Sevgiyle, sağlıkla kalın. İyi haftalar.

18 Şubat 2015 Çarşamba

Korkmamak mümkün mü?

Geçen yıldan kalan bir haftalık iznimi kullandım. Full evdeydim. İki defa sarma sardım. Havalar zaten kötüydü. İlla kendime iş çıkarmalıydım.

Ela nın ikinci dişi çıktı. Sömestr bitti. Çocuklar yine okula koştu.İzin bitti.

Sonra haber izlenmeyen bizim evde tesadüfen bir babanın feryadı duyuldu. "Toprak atmayın kızımın üstüne" diyordu. O sırada Ela nın altını değiştiriyordum. Öylece kalakaldım. Ela nın bacakları çıplak dakikalarca ağladım. Gencecik bir can daha gitmiş, yürekler yanmıştı yine. Sosyal medya kullanan biri değilim. Bir bloğum var ona da günlerce giremiyorum çoğu zaman. Ben alengirli laflar edemem. Duygularımı süsleyemem. Yüreğim sıkıştı izlerken. 

P.tesi Ece okuldan geldiğinde bana Özgecan'ı anlatıyordu. Öğretmeni anlatmış. Çok şaşırdım, çünkü biz anlatmadık. Nasıl anlatılırdı ki? 
Anne üç erkek bir kıza saldırmış, bıçaklamış yakmışlar, öğretmenimiz o yüzden siyah giymişti bugün dedi. Anne kaçıncı sınıfa gidiyorlardı o erkekler dedi???

Büyükler annecim dedim. Olsun ama kaçıncı sınıfa gidiyor olabilirler dedi. Okumuyorlar, çalışıyorlar dedim. Öküzler, hayvanlar dedi. Bir hayvan düşün, insana bunu yapabilir mi annecim dedim. En fazla ısırır dedim, güldü. Sonra durdu, pislik diyeyim o zaman dedi. 

Sonra okuldaki bir arkadaşının ona tokat attığını söyledi. Bende şarteller attı. Normalde her duruma arıza çıkaran, asla laf altında kalmayan Ece sessiz kalmış. Çocuğun annesi sınıf annesiymiş, ona söylemesinden korkmuş. Korkmayacaksın dedim. Sana kimsenin vurmaya hakkı yok. İtekle, sesini yükselt hatta karşılık ver dedim. Evet kızıma şiddeti tavsiye ettim. Onlar daha çocuk biliyorum ama dayanamadım kızımın korkmasına. Öğretmenine söyle dedim.

Dün akşam da bunu söyledi Ece: öğretmeni sınıftaki çocuklara şöyle demiş. Kızlar, erkeklerden daha güçsüzdür. Onlara kötü davranmayın, vurmayın. Onlara yardım edin. 

Gencecik bir beden daha girdi toprağın altına, sapık bir ruh yüzünden. Allah ailesine, sevenlerine sabır versin.

Kızım daha küçük korkması normal, ama ben kocaman kadınım ve korkuyorum. Bugünden, yarından, olacaklardan, kafamda kurduğum senaryolardan...İnsan varoldukça, sonu gelmeyecek biliyorum. Hiç bir şey durduramayacak bu iğrençlikleri. 

Rabbim kimseyi evladıyla sınamasın.

2 Şubat 2015 Pazartesi

Olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi

Son geçen iki haftanın özeti.

Önce ön diş etimle, dudağım arasında çıkan muhteşem yara (aft) ile başladı herşey. Yediğin herşeyi zehire çeviren illet. Bir hafta boyunca yediğim herşey işkenceydi.

Daha geçti geçmedi derken, beni zınk diye olduğum yere çivileyen sırt ağrısı teşrif etti. Eee gece iki bebeyle yatarsan, onları örteyim derken sen sırtın açık yatarsan olacağı bu. Ama nasıl bir ağrı? İşe gelirken giyinmek, ağlatıyordu resmen. Ayakkabıyı giyinmek için ultra bir güç sarfediyordum. İnsanın neresi ağrırsa canı ordaymış gerçekten. Ağzımdaki yaraya, sırt ağrımın eşlik etmesi inanılmazdı. Elayı beşiğinden almak, emzirmek ciddi anlamda beni zorluyordu. Doktora gittim mi? Tabi ki hayır.Haa bir de caanım eşimle biz bir elmanın iki yarısı olduğumuz için :P onun sırtı midesi ağrımazsa olmazdı. Bir evde iki ağrılı ebeveyn fazlaydı. Yatmak için can atmak , ama uzun süre hareketsiz kaldığın için yataktan kalkamamaktan bahsetmiyorum bile.
İş yerinde neredeyse ayakta çalıştım bir hafta. Oturmak, nefes alamamak , hangi pozisyonda durursan dur belini dinlendirememek çok kötü. Sadece ağrı kesici aldım.

Bu arada 27 Ocakta Eloşumun ilk dişi çıktı. Su içirirken farkettim. Hülya ablamız bizden önce farketmiş aslında ama, nasıl olsa farketmişizdir diye söyleme gereği duymamış.

Cumartesi günü Nuno halamız Ece'yi sıkılmasın diye, karne hediyesi babında avm ye götürmek istedi. ( Karnemizi eklemeyi unuttum di mi :( aferin bana ) Bir kaç oyundan sonra bizimki başladı -boğazım da, boğazım. Halamız güzellik yapacakken, burnundan getirdik anlayacağınız. Eve geldik. Bir diğer arkadaşımız da akşam yemeğine davet etti. Gelemeyeceğimizi Ece nin hasta olduğunu falan söyledim ama itiraz kabul etmedi. Arkadaşını görürse açılır diye düşündük, düşünmez olaydık. Yemek burnumuzdan geldi. Ağlamalar, nazlanmalar derken soluğu acilde aldık. Giderken de iğne vurdurmayacağıma dair söz verince, şurup yazdırıp çıktık. Cumartesi gecesini de böyle atlatmış olduk.

Pazar günü güzel bir öğlen uykusu ve hasta olunca içtiği tek çorba olan yayla çorbasıyla biraz kendimize geldik.
Şimdi Ece de iyileşme sırası. İnşallah Eloşa bulaştırmadan atlatırız.

İşte böyle geçti bizim iki haftamız.
Sağlığınız daim olsun.
İyi haftalar

Not: Akşam eve gittiğimde sümüklü ve şimdiye kadar gördüğüm en huysuz Ela ile karşılaştım. Yanii onun hasta olmaması caiz değildi. Hasta olacak ki zincir kırılmasın di mi :(  Sanırım ikinci diş geliyor. Bütün gece koca adam gibi yatağın içinde debelendi durdu kuzum .

17 Ocak 2015 Cumartesi

Ateşböceğinin Şarkısı

Bu aralar çok korktuğumu yazdım ya, hani kafamda kuruyorum, kendimi korkutmak için gaipten sesler duymaya çalışıyorum, ha bire bildiğim tüm duaları okuyorum dedim ya.

İşte bu kitap kafamı dağıtmama çok yardımcı oldu. Haa, içimde kanayan yarama parmak bastı, sürekli keşke dedirtti ama yine de tadı damağımda kaldı.

Dostum olmayışını dibine kadar hissettirdi bana bu kitap. Serinin ilk kitabını bloğuma yazmamışım hayret. Sanırım blogdan uzak olduğum dönemde okumuştum.
Tully ve Kate gibi dost olmak için neler vermezdim. Benim arkadaşlıklarım dostluklarım hep mesafeye, zamana yenildi maalesef :(

Ateşböceği Yolu ve Ateşböceğinin Şarkısı muhteşem iki kitap. İçinde ne isterseniz var.
Aile, dostluk, acı, evlat, eş, anne, bencillik, korku, vicdan azabı, özlem, özlem, özlem...

Ben alıp kızım için kitaplığıma koyacağım bu kitapları. Kesinlikle tavsiye ederim.

Arkasında yazdığı gibi; fedakarlığı, sevgiyi ve affetmeyi çok güzel anlatan bir kitap.
Kitapta anlatıldığı gibi, dostlarınız eksik olmasın hayatınızdan.
İyi haftasonları.

15 Ocak 2015 Perşembe

Bir Dua

İş arkadaşım. Bir yıldır beraber çalışıyoruz. Çok iyi niyetli, tertemiz kalpli, yardımsever, saf, iki çocuk annesi, güzel kadın.

İşe başladığından beri sorunlar yaşıyordu eşiyle. Defalarca boşanmak istedi ve vazgeçti. Ama yılbaşından beri yaşadıkları çok korkunç. Tamamen yazamayacağım zira ben de çok korkuyorum. Onun adına çok üzülüyorum. Elimizden hiç bişey gelmiyor. Bu yaşadıkları işine bile mal olabilir. Ki evi geçindiren kendisi :( İşini kaybetmek en büyük korkusu. Ama bu durumda nasıl çalışacak onu da bilmiyoruz.

Aklımda çok kuruyorum, dün gece uykuya dalana kadar okumadığım dua kalmadı. Belki çoğunuz inanmıyorsunuzdur. Ama geçirdiği nöbetleri görseniz, hak verirsiniz.

Psikoloğa gitti. Kullandığın ilaçlar çok ağır, birini bırak dedi. Beynini bir makine gibi düşün ve şimdi o kadar dolu ki, arıza veriyor demiş.
Nöroloğa gitti, film falan çekildi. Sonuç : sinirsel. Peh!

Biz iki defa işyerinde şahit olduk. Evde yaşadıklarının sayısını unuttuk. Öyle ki, kriz anında kimseyi tanımıyor. Bizden korkuyor, kendine zarar veriyor, saklanıyor :( Ve sonrasında hiç bir şeyi hatırlamıyor. Dün artık kameraya çektik. Çünkü kadın inanamıyordu.

Hacı hocaya inanmayan hatta çoğundan meziyetlerini kötüye kullandıkları için nefret eden ben, onlara başvurmasını bile söyledim.

Giremiyorum, yazamıyorum, okuyamıyorum. Ben acayip etkisindeyim. Zaten ödleğin tekiyim. Gaipten sesler duymakta üstüme yoktur. Geceleri kabusa döndü benim için. Nabzım hızlanıyor, yanımda yatan kızlarıma sarılıyorum.

Nolur onun için dua edin. Bu her neyse bir an önce iyileşsin. Şifasını bulsun. Allah yardımcısı olsun. Onu çocuklarına bağışlasın.
Allah hepinizden razı olsun.

12 Ocak 2015 Pazartesi

7. AY ELA (Pamuğumun hayatımıza katılış öyküsü)

Madem Ece kızımın doğum hikayesi var, Eloşumun başı kel mi ? -Evet :)

37. haftaya kadar çalıştım. Hatta işyerindeki son haftalarım iğrenç geçti. Kesin işe dönmem diyeceğim kadar kötü ve gergin. Doğum öncesi izinde de evi adam edip, eksikleri tamamlamaya adadım kendimi. Ece de kreşe gitmiyordu artık. 39. haftada doğacaktı Ela. Neden bilmiyorum ama P.tesi, Perşembe ya da Cuma doğum yapmak istiyordum. 12 Haziran Perşembe'ye karar verdik. Çikolatamız hazır, çantamız hazır, evimiz temiz Ela yı bekliyorduk artık. Ece yi beklerken ki akşamdan bir farkla, bu sefer uyudum. Sabah 07:30 da hastanede olmamız söylendi. Saat 07:10 hala evde olduğumuz için eşim pek bir mutlu, söylenmeye başladı. Ona ne oluyorsa. ben doğuracaktım, neydi bu acelesi. Ama olmaz ki. O kayınbabamın oğluydu. Dakik olmak yetmez, öncesinde orda olmalıydı. Her kötü ihtimali düşünmeliydi. Ya yolda bir aksilik olursaydı.

Aksilik çıkmadan vardık biz hastaneye. Nedense bu sefer Ece'de ki gibi rahat değildim. Gergin bir bekleyiş içindeydim. Prosedür gereği sorular, damar yolları, hastane kıyafetleri... Hastane patronun olduğu için , tanıdık personeller, çalışanlar , oda kalabalıktı. Ameliyathaneye girerken de çocuk hemşiresi, anestezi uzmanı hepsiyle muhabbet ediyordum. Ama yine de korkuma engel olamıyordum. Epirural yapıldı. Ayağımı elektrik çarpmış gibi oldu. Bir damar yolu daha açıldı. Çok hızlı serum yiyordum Ece'deyken , dr çıkınca aynaya bakma demişti. Serumlardan şişkin olacaksın. İki koldan serum yiyordum. Kollarım buz gibi olmuştu. Doktorum geldi. Hazır mısınız Nilhan hn diye sordu. Hazır mıydım bilmiyorum. Korkuyorum demiştim. Korkulacak bişey yok dedi ama gerçekten başım dönüyordu. Oysa Ece de çok rahattım. Sakinleştirici yaptılar, bu midemin bulanmasına sebep oldu. Bu sefer kusacam rezil olacam diye tedirgin oldum. Maskeyi çekin kusacam diyordum ama ağırdan alıyorlardı. Allahım insanın elinin kolunun bağlı olması ne kadar kötü. Neyse ucu ucuna yetiştiler de rezil olmaktan kurtulmuştum. Başucumdaki Özlem hn, sağa bakmamı söyledi ve işte kızım ordaydı. Çok çirkin bu kız demiştim, güya kendi nazarımdan koruyordum kızımı. Saati sordum 09:05 dediler ama rapora 09:00 olarak işlendi. Ece'm ile aynı saate doğmuştu kardeşi. Çok üşüyordum. Ece de dikişlerim 20 dk sürerken , bu sefer 40 dk dan fazla sürmüştü. Dr.um sizi nasıl teslim aldıysak öyle teslim etmeliyiz değil mi Nilhan hn diyordu? Çok üşüyordum. Bitti dendi ama benim dişlerim birbirine çarpıyordu. Sıcak örtü bile fayda etmedi. Dışarı çıkardılar bebek hemşiresini gördüm -kaç kilo dedim? 3,100 gr deyince şaşırdım. Çünkü muhtemelen ablası gibi doğar demişti. Kapıda eşimi gördüm. İçeri girince güvenlikle tartışıyordu. Anlaşılan güvenlikçi kim olduğumuzu bilmiyordu. Neyse eşime 5 dk ya geliyorum merak etme dedim. Asansördeydim ama hala zangır zangır titriyordum.

Güya İskenderun'dayız , hava sıcak diye çorap koymamıştım ben çantaya. Hay benim eşek kafam. Ne zaman kendime geldiğimi hatırlamıyorum. Kızımı görmek ne zaman aklıma geldi hatırlamıyorum. Ama gördüğüm zamanki anı hala unutamıyorum. O nasıl bir şeydi. Keşke Ece yi dinleyip adını Melek koysaydık dedim. Beyazlar içinde pembe yanaklı bir melekti karşımdaki. Ağlamıyordu. Hemşire gelip memeye tuttuğunda ablasının tam aksine, hemen emmeye başlamıştı.


Serum yiye yiye yine şişmiştim. Ama sütümün hemen gelmesine yardımcı oldu yediğim serumlar.

Ece ayrı kalamıyordu kardeşinden.
Akşam olduğunda eve bile gitmek istemedi. Zor ikna ettik. Saat 22:00 yi geçiyordu eve gittiğinde ve sabah 07:00 de tekrar yanımdaydı. Babası kılıklı, uyku özürlü kızım.

Bu sefer çok ağrım vardı. Doğuma girmeden 2 damar yolu açılmıştı. Çıktıktan sonra birini iptal ettiler. Diğeri tam elimin üstünde olduğundan bir süre sonra yerinden çıktı. Ağrı kesici yapıldığı için yeni bir damar yolu açıldı. İğne fobim var dedikçe yeni bir damar yolu açılıyordu sanki. Ertesi gün sabah taburcu edileceğimi düşündükleri için damar yolum tekrar çıkartılmıştı ama benim ağrılarım devam ediyordu. Dr da öğlene kadar kalmamı uygun gördü. Ağrı kesici verilecekti. Bu da tansiyonumu düşürecekti ve benim tekrar damardan tansiyon düzenleyici almam gerektiği için bir damar yolu daha açıldı.

Öğleden sonra taburcu olduk. Ama benim ağrılarım, öksürüğüm çok fena. Konuşmak boğazımı gıdıklıyor, bu da öksürmeme sebep oluyordu. Öksürmek ise tam bir işkenceydi, dikişlerle. Ece de hemen ayaklanırken, bu sefer üç gün yattım ben. Kalkmaktan oturmaktan, korkuyordum. Ama en büyük korkum meme uçlarımın yara olmasıyken, bu sefer hiç yaşamadım.

Ve bütün bunlar geride kaldı. Şimdi 7. ayımızı geride bıraktık. Ek gıdalarla aramız çok güzel. Başta ilginç komplolar üreten ablamız artık kardeşini çok seviyor. Okuldan gelir gelmez kokluyor. Annelere evlat kokusu bambaşkayken, abla için ne ifade ediyordu acaba kardeş kokusu?
Ela artık tükürüyor, hala emeklemiyor, banyoyu çok ama çok seviyor, arkamızdan ağlıyor :( , Ela ablasının aksine babacı. Ve çaktırmasa da bu babamızın hoşuna gidiyor. Hatta benim de ;) İşim mi var, aa babası seni istiyor Ela deyip, yapıştıırrr. Yere koyduğumuzda dönüyor. Soyunurken gıkı çıkmıyor ama giyinirken kıyametler kopuyor.

Zaman bana yine yetmiyor. Ece de Ela ya oynattığım oyunlardan istiyor. Onu soydurup giydirmemi istiyor. Ela ablasının kahkahalarına bayılıyor.

İşte böyle böyle büyüyoruz, hepinize güzel bir hafta diliyoruz biz.
Sevgiler



6 Ocak 2015 Salı

Ondan, Bundan, Şundan

2015 e girdik.


**
Ece dört günlük tatilin iki gününü anneannede geçirdi. Bu sırada 6. dişini de kendi çekti. Bu kendi kendine çektiği üçüncü dişi.

**

Kitap bitti. Mart Menekşeleri. Güzeldi. Tarih, gizem ve aşkın karışımı bir kitap. Merak uyandıran bir yanı vardı. En nihayetinde duygusal bir aşk romanıydı. Her ne kadar burcumu sevmesem de, Balık burcu olduğumu söylememe gerek yok heralde.

Şimdi sırada bende çok güzel bir tat bırakan Ateşböceği Yolu'ndan sonra, Ateşböceğinin Şarkısı'nda. İlk kitabı bitirdikten sonra, eski dostuma öyle bir özlem duydum ki. Eskide kaldı tabi herşey. Şu anda o kadar dostsuzum ki :(

Kahvenin süvarisi makbuldür :D
**

Yağışlar, soğuklar buralara da geldi. Ece yi okula götüren iki komşumun da oğlu hasta. Dolayısıyla ben götüreceğim. Götürmesem mi? Hoş biz hiç devamsızlık nedir bilmezdik. Hasta olsak bile okula gönderirdi annem bizi. Devamsızlık hanesinde asla bir rakam olmazdı.
İşyerime ağız bükmeyi sevmiyorum.

**

Yazacak çok bişey bulamıyorum bu aralar. Kitap okumaya çalışıyorum.

Postuma  manavın cümlesiyle son verirkene, sevgiyle kalın.

Eşim: Abi domates güzel mi?
Manav: Abi internete koy, tıklanma rekoru kırmazsa benbişey bilmiyorum. :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...