30 Aralık 2016 Cuma

Veri Veri Hepi Niv Yiırlar

E İ 

I Z 

K U T L U 

O L S U N.

2017 güzelliklerle gel e mi? Umut getir, sağlık getir, en önemlisi barış getir. Para, huzur, mutluluk, neşe, başarı da getirirsen tadından yenmezsin .  Hepsi bedava getirsen ne olacak ki?

22 Aralık 2016 Perşembe

Yeni Yıl

Hayatta hep kötü şeyler olmuyor ki. Yani evet Ece bu aralar sıkıntılı dönemden geçiyor olabilir. Okulda toplantı olabilir ve ben bu toplantıya katılamayıp içimdekileri öğretmene dökememiş olabilirim. İşyerindeki müdürlerin sayısı patrona az gelip yeni bir müdür daha işe başlamış olabilir. Ama yine de hayatta güzel süprizler olmaya devam ediyor.

Mesela sadece bloğunu takip ettiğin bir arkadaşın sana güzel bir süpriz yapıp, seni yıllar öncesine götürüp, yüzüne kocaman bir tebessüm yerleştirebilir. Dün posta gelince adımı gördüğümde çok şaşırdım çünkü adıma artık ekstre bile gelmiyor.

Sevgili Sevda, dilerim yeni yılda senin beni mutlu ettiğin gibi, senin de hayatında seni hep mutlu eden süprizlerle karşılaşırsın. Şeker tadında bir yıl seni bekliyor olsun. Çok teşekkür ederim. Mutlu yıllar arkadaşım.

21 Aralık 2016 Çarşamba

Ürtiker İlleti

İki sene önce Ela doğduğunda, Ece okula başladığında tanıştık ürtiker denen illetle. Ece'nin göbeğinde başlayan ve daha sonra tüm vücuduna yayılan plak şeklindeki kızarıklık mı kabarıklık mıdır her neyse ödümüzü fazlasıyla koparmıştı. İlk gördüğünde verdiği tepki şuydu: "ütü mü bastınız kızın vücuduna?". Dr her insan hayatında bir defa ürtiker geçirir demişti. Ece de ya bir defa ya da hayatı boyunca bunu yaşayacak demişti. Biz de bir defaya mahsustur inşallah deyip defterimizi kapatmıştık.



Son bir haftadır yine pörtledi. Ayak bileklerinde, kulaklarında baş gösteriyor şimdilik. Ama dün akşam itibariyle ayaklarına yayılmaya başladı ve bu sabah da yüzünde çıkmaya başladı. Genelde sabahları sönüyor ama akşam zıvanadan çıkıyor bu kabarıklıklar. Kaşınıyor, kızarıyor, yayılıyor kısacası off dedirtiyor. Elinizden bişey gelmemesi cidden kötü. Dr a gittik şimdilik iki antihistaminik şurup kullanıyoruz. Yapılan kan tahlilinde vücutta enfeksiyon varmış, alerji şuruplarının birini bırakıp, antibiyotiğe başladık. Ve yine tüm market ürünleri yasak. Bir çocuğun bununla sınanması gerçekten kötü. Evde boğazları boş durmayan iki cüce  ve okulda sürekli kantinden uyduruk şeyler alan arkadaşları varken.



Bununla birlikte fena bir kafa derisi kaşıntısı var. Antibit şampuanı kullandık fıs. Her kaşındığında defalarca kontrol ettim saçlarını; bit namına, sirke namına bişey görmedim. Sonuçta okula gidiyor, bitlenmesi çok da anormal bişey değildi. Hem hepimiz bitlenmedik mi küçükken. Ben çok net hatırlıyorum çocukken bitlendiğimi. Gözlerimden şüphelendim, gittim eski zamanlardaki gibi gaz yağı koydum kızın saçlarına. Sonuçta kızıma okulda arkadaşlarının içinde başında bit var denmemesi, onun üzülmemesi için yaptım bu işlemi. Yapmaz olaydım. Hayatımın en kötü banyo deneyimini hem yaşadım hem yaşattım. O saçları nasıl temizledim hiç hatırlamıyorum. Ama bir saat banyoda kalmak ikimizin de sinirlerini zıplattı. Gaz yağı koyduk görmediğimiz bitlerden kurtulduk dedim ama o da fıs. Kız hala hatır hutur kaşınıyor. Ketoral şampuan aldım. Ki kepek yok saçında. O da fıs. La havle... Dr a gitmişken ona da gösterdik. Ama gaz yağı koyduğumu söylemedim, utandım ne yalan söyleyeyim. Evet haklısınız kepek yok, bit yok, egzama yok ama sanırım bu ürtiker kafa derisinde kaşıntı yapıyor dedi doktor. Alerji şurubuna başlayınca onu da çözdük sandık ama yanılmışız hala kaşınıyoruz.


İnşallah kortizon iğne kullanmadan çözeriz dedi dr ama yayılmaya başlayınca sanırım yine iğne ile tedavi verecek.
Anlayacağınız tadım yok bu aralar. Rabbim kimseyi sağlığıyla, evladıyla sınamasın.
Esen kalın efenim.

20 Aralık 2016 Salı

Karmaşık

Yazacaklarımın hepsi ayrı bir post konusu olabilir aslında ama ben çok profesyönel eleştiri yapabilen biri değilim. Beğenip beğenmediğimi söyleyebiliyorum sadece. Dolayısıyla hepsini ayrı postlar halinde yazacak olsam yazı iki cümle bir fotoğraftan ibaret olur diye düşünüyorum.


İlk önce son okuduğum kitaptan bahsedeyim. "Senden Önce Ben" . Kitabı okumak için fırsat yarattım resmen. Bloglara bile girmedim. Demek ki gerçekten bu aralar böyle bişeyler okumaya ihtiyacım varmış.  Eve gidiyorum çocuklar uyusunlar diye gözlerinin içine bakıyorum. Çok mu harika derseniz, hayır. Basit. Çünkü aynı konuda daha önce iki film izlemiştim.  Can Dostum ve Sen Sen Değilsin. İkisi de çok güzel filmler. Yani kitabın konusu, kurgusu çok farklı bişey olmasa da, akıcılığı çok güzel. Omurilik felci olan zengin bir adam, hayattan, yaşamaktan nefret eder kendini dört duvar arasına kapatır.Ama ona yardımcı olması için işe başlayan kız uçuk kaçık, paraya ihtiyacı olan biri olunca umut bir yerlerden kendini gösterir. Böyle bir hayat gerçekten çok zor olmalı. Will'in rutin bir hayatı olsaydı belki ötenazi istemeyebilirdi. Ama bu kadar maceradan sonra kuadripleji olmak, onun için ölümden farksız zaten. Lou'nun hayatı da zor. Hep başkaları için kendini feda ediyor. Ve ailede övülen hep diğer kardeş. Her evde var sanırım bu sorun. Lise yıllarında okunacak bir kitap desem küçümsemiş olmam umarım. Kitaptan çok güzel alıntılar yapabilirsiniz ama.


"Will'in mavi, derin gözleri benimkiyle buluştu. Mideme küçük bir kelebek sürüsü konuvermişti."
"Will o kadar az gülüyordu ki tek bir gülüşle bile gururdan başım dönüyordu."
"Hiçbir şey söylemeden durmanın ne kadar zor olduğunu bilir misiniz? Her bir hücreniz tam tersini yapmanız için yanıp tutuşuyorken bu ne kadar da zordur."


"Bilgi güçtür"



"Erken kalkmak için bir nedenimin ya da bir amacımın olmasını özlemiştim"

"İnsana eşlik eden karanlık düşüncelerden başka hiç bir şeyin olmadığı geceler boyunca yataktan çıkmadan, kapana kısılmış gibi uzanmak nasıl bir şeydir diye düşünmemeye çalıştım."
"Babamın yorumu "Tanrım inanabiliyor musun? Sanki tekerlekli sandalyeye muhtaç olmak yeterli bir ceza değilmiş gibi bir de bizim Lou ona bakıcılık edecek."oldu."

Kitaptan sonra filmini de izlemek istedim ama, dublajından mı, oyuncuların kötü olmasından mı bilemedim, yine yanılmadım. Okuduğum kitapların filmleri bana aynı tadı vermiyor. Patrick nasıl itici bir tip! Ama manzaralar gerçekten müthişti. Filmi yarım bıraktım maalesef. Kitabın devamını okumak konusunda kararsızım ama.

Bir de bu aralar Mehmet Erdem'e takmış durumdayım. Hergün sabah ofise gelir gelmez başlıyorum dinlemeye ve eve gidene kadar devam ediyorum. Sesi insana huzur veriyor. Sıkılmadan saatlerce dinlenebilecek bir ses. Mehmet Erdem'i de Kuzey Güney dizisinde Hakim Bey şarkısıyla keşfetmiştim. 

Yazıma Kum Gibi şarkısıyla veda ederkene, hepinize sağlık, sevgi, BARIŞ dolu günler efenim.

12 Aralık 2016 Pazartesi

Eluşka 30 ay

Efenim çok oldu bizim Sarı Fırtına'dan bahsetmeyeli. Kendisi erkek olmalıymış gerçekten. Hiç mi yerinde durmaz bir çocuk? Hiç mi susmaz? Küfür bile ediyor. Ablasına etmediğini bırakmıyor. Ağzı hele hiç boş durmuyor. Tam bir midesiz. Sütlaç yerken canı birden turşu isteyebiliyor. Hatta şöyle diyeyim her daim turşu yiyebilirgillerden kendisi. Ben de turşuyu severim ama öyle böyle değil. Mesela dün önce badem şekeri yedi, üstüne top peynir yedi, sonra cacık istedi, sonra cips tırtıkladı, babasının aldığı saçma sakız şekerleri hüpletti sonrasını hatırlayamadım. Çok pis boğaz. Yemek konusunda sıkıntımız yok şükür. Hoş anne baba abla da yiyicigillerden, kime çekecekti ki :)

Renkleri artık biliyor sarı hariç. Yengesi öğretirken pekiştirmek amacıyla güneş rengi deyince sarının adı güneş rengi kaldı. Mavi der demez ardından blu diyor. (yazıldığı gibi :) )

Şarkı repertuarı baya iyi. Maşallah hemen kapıyor. İki dinlesin hemen eşlik etmeye başlıyor.
İstiklal Marşı - Kırmızı Balık - Arkadaşım Eşşek - İzmir'in Dağları - Çilli Horoz - Olmazsan Olmaz ... aklıma gelenler. Arabada Şebnem Ferah'a da eşlik eder, Serkan Kaya'ya da :) Bazen "tavukları pişirmişim hocayı da çarşıya göndermişim" dökülürken dudaklarından, " sen gidince bak neler oldu" diye potpori yapıyor.

Tekerleme de biliyor. Porkatalı soydum, Mutfakta neler oluyor?, Birgün birgün bir çocuk, Komşu komşu huhuu, fış fış kayıkçı,   ...

Kafasından senaryolar uyduruyor, adamı ipe götürür derler ya, o biçim :) Hergün naptınız Alin'le (kuzeni) diye sorduğumda istisnasız şu cevabı alıyorum : Alin'i dövdüm.

Babasıyla aşk yaşıyor. Hala gece uyanıp babası için ağlıyor. Ota moka ağlıyor. Allahım hem de nasıl ağlama. Ama ilgisini çekecek birşeyi bulduğun zaman da anında kesiliyor o ağlama. Sanki az önce ağlayan o değilmiş gibi.

Çok bozguncu. Kırıp dökmek, bozmakta üstüne yok. Ablasının bebekliğinden kalan herşey tarih oldu. Elifimin malı çok kıymetliydi, bunun malda mülkte gözü yok.

Elif biblo gibiyken, bu koltuk masa tepelerinde geziyor.

Önceleri su dökmeye bayılıyordu. Sonra elektrik düğmelerine yetişmeye başlayınca ışıkları kapatıp açmaya başladı. Şimdi de elindeki herşeyi fırlatıyor. Kumandaların arkaları bantlı artık. Babasının telefonun taksidi daha yeni bitti ama görseniz 50 tl vermezsiniz artık. Bereket versin ki hala çalışıyor.

Saçları baya uzadı ama hala az. Hiç kestirmedik. Herkes kestirirsek koyulaşacağını söylüyor.

Geceleri hala ağlayarak uyanıyor. Babasının kucağa almasını istiyor. Ve ayağına masaj yaptırıyor. Ayağının ağrıdığını söylüyor ama biz bunun gerçekliğini hala çözemedik. Çünkü sadece ağlayınca ve kucağa alınınca ayağının ağrıdığını söylüyor. Uyumayı reddediyor. Bir de giyinmeyi. Evimiz klimalı. Yani sadece salon sıcak. Ama hanımefendi ısrarla badi ile kalmak istiyor. Ağlayarak giydiriyorum. Uyumak için de elektrik kesildi yalanını söyleyip karanlığa gömüyoruz evi. Çok ağlıyorsa da kapıya tıklatıp, " bak komşular rahatsız oldu, sessiz ol yoksa gitmezler " diyoruz. Bazen işe yarıyor bazen takmıyor bile. Sabah uyandığındaysa, herkes uyanmak zorunda. Yatanın vay haline. 

Ela hanımın 2,5 yaşında durumlar böyle.

İçimiz kan ağlıyor. Haber izlememekte haklıymışım gerçekten. Dün biraz açıp bakalım dedik, demez olaydık. Kaç tane yavru babasız, analar babalar evlatsız kaldı. Buna sebep olan herkesi allaha havale ediyorum. Söyleyecek çok şey var ama konuşunca maalesef bişey değişmiyor. İnsanlar at gözlüğünü takmış, bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda. Kanla besleniyorlar resmen. Döktükleri kanda boğulsunlar inşallah.

Sevgiyle, sağlıkla kalın.

PS: 95 cm , 18 kg


9 Aralık 2016 Cuma

Değirmen - Çocuk Kalbi

Kitap okumaya yine ara verdiğim bir dönemde sevgili Gülşah'ın tavsiye ettiği 1000kitap.com sitesiyle tanıştım. Siteyi incelemeye başlayınca resmen utandım. Üyelerin okuma hedeflerini görünce okumadan yitip giden zamana acıdım. Sonra hemen üye oldum. Okuduğum kitapları ekledim. Okumayı düşündüğüm kitapları işaretledim. Kitap incelemeleri, kitaplardan yapılan alıntılar derken sitede kaç saat geçirdiğimi farketmedim. Hemen iş arkadaşıma da tavsiye ettim. Ve inanmazsınız okuyacak kitap aradı gözlerim. Ofiste Değirmen kitabını buldum. Usta yazar Sabahattin Ali'nin okumadığım seçmece öykü kitabı.


Dili açık, betimlemeler ise harika. Sonu genelde kötü biten hikayeler. En çok Değirmen hikayesini sevdim.Ve son hikaye Komik-i Şehir. Hep acı hikayeler yazmış Sabahattin Ali. Nasıl bir ruh halidir bu? Bunu Kürk Mantolu Madonna'yı okurken de düşünmüştüm.

"....bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır." (Sayfa 14)


"...sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir." 1929(Sayfa 23 - YKY)


"Yarın öldüğümüz zaman birisi bize sorsa: 'Dünyada neler gördünüz? ' dese herhalde verecek cevap bulamayız. Koşmaktan görmeye vaktimiz olmuyor ki..."(Sayfa 39)
Çocuk Kalbi ise yine okumaya geç kaldıklarımdan. Yarım bırakmıştım. 1000kitap.com sayesinde tekrardan elime aldım. Bir çocuk için içinde çok güzel nasihatler var. Dili çok sade, her çocuğun rahatlıkla okuyabileceği güzel bir günlük. 
Oğlum,
Kanepeyi temizlemeni neden istemedim, biliyor musun? Arkadaşının gözü önünde böyle bir şey yapmak, kanepeyi kirlettiği için onu azarlamak gibi olurdu. Bu da alabildiğine yanlış bir şeydir, çünkü bunu bilerek yapmadı, hem bunu babasının elbiseleriyle yaptı. Çalışırken oluşan şeyler kir ya da leke değildir; tozdur, kireçtir. Emekçi olmak hiç kimseyi kirletmez. Bunu hiç unutma. Küçük Duvarcı'yı sev, çünkü o hem bir işçinin oğlu, hem de senin arkadaşın. (Sayfa 75 - Tutku yayınları)
"Çocukken bayrağa saygı gösteren, büyüdüğünde de onu korumak için her şeyi yapar."(Sayfa 53 - Tutku yayınları)
Sokakta da saygılı davran; çünkü bir ulusun terbiyesi sokaktaki davranışlarından da anlaşılır. Sokakların, evlerin aynası olduğunu unutma.(Sayfa 180 - Tutku yayınları)

30 Kasım 2016 Çarşamba

2017'ye Doğru Hayaller Dilekler Hedefler

Bu sabah aymadı bir türlü gün. Önce Aladağ'daki felaket, sonra usta tiyatrocu Erdal Tosun'un ölümü. Yürekler yandı yine. Allah sabır versin.
                      ----------------------------------------------------
Ben bir balık burcu olarak gerçek dünyayla zaten pek işi olmayan biriyim. Bırakın hayal kurayım, dilek tutayım, hedef koyayım ama balık burcunun tembelliği yüzünden de hiç birine kavuşamayayım :)

Sevgili Handan mimlemiş. 

SORU 1. Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan geçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?

Benim kendimde en beğenmediğim nedir diye sorsanız , sadece bir huyum yok ki değiştirmek istediğim. Bağırabilme potansiyelim, sürekli ağlayabilme huyum, alınganlığım da cabası. Tembelliğimi söylemeyeyim. Bir de iradesizliğimi ekledik mi bu kadarcık yeter sanırım. Allahım ne uyuz biriymişim ben yahu.

SORU 2. Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu ya kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeğe dönüştürebilir. Ne dilerdin?

Üç dilekle bitirebilir miyim işi bilmiyorum. 
Eşimin işlerinin düzelmesini isterdim.
Daha ferah yaşayabileceğimiz bir ev isterdim.
Ve çocukların ölmediği bir dünya isterdim.

SORU 3. Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin.. için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)

Öncelikle güzel bir tatil yapmak isterdim. Buna gerçekten ihtiyacımız var. Evimi eşyadan azad etmek isterdim. Kızlarımın birini kreşe, diğerini etüde ve yabancı dil kursuna yollamak isterdim. ( Çünkü eve gelip evi bıraktığım gibi bulmamak çok sinir bozucu). Kendim için de zayıflayabilmeyi isterdim. 

SORU 4. Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok para şart mı? Belki de değildir.

Piyangodan para çıksa önce borçlarımızı öderdim. Küçük bir bahçesi olan ev alırdım. Bahçesinde köpeğimize ve kocamın teknesine de yer olsun isterdim. Pasaport çıkartırdım. Gerisini bankaya koyar, belkide artık çalışmazdım.

SORU 5. Para para para. Para harcamadan da gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz. 

Para olmadan yapılabilecek hayallerim arasında örgü örebilmek, bisiklet sürmek, bahçe işleriyle uğraşmak  isterdim. 


Ben de DeeptoneAnne Kaleminden ve Anne Gözüyle bloglarını mimliyorum. 

28 Kasım 2016 Pazartesi

Yapmak isteyip de yapamadıklarım

Çok fazla blog takip ediyorum. Bunların içinde anne çocuk blogları, yemek blogları, dekorasyon blogları, moda blogları, hobi blogları, alışveriş..vb ne ararsanız var. İşte o bloglarda görüp görüp içimin eridiği , yapmak isteyip de yapamadığım bir sürü şey var. 

Örneğin büyük şehirlerde yaşayanların imkanlarını kıskanıyorum. Çocuklarını öyle yerlere götürüyorlar ki imreniyorum. 

Çektikleri fotoğraf, yaptıkları fotoğraf düzenlemeleri, sahip oldukları makineler hepsi çok çok güzel. Kıskanıyorum.

Sonra öyle sofralara şahit oluyorum ki, offf. Nasıl bir görsellik nasıl bir emek. Helal olsun diyorum. Bizim hedef sadece karın doyurmaktan ibaret. Sofradan en az beş defa kalkıyorsun, hazırlayana kadar zaten kırk takla atmışsın, masaya tabak çatal koymuşsam ne ala. Bir de yeni tarifler denemek istiyorum, mutfakta saatler geçirmek istiyorum ama gel gör ki sadece istiyorum. 

Beni en çok benden alan dekorasyon blogları. O bembeyaz evler. O evlerde hiç mi yaşayan yok. Çok mu zenginler? Nasıl bu kadar düzenli , pırıl pırıl? Yani benim duvarları görseniz bant yapıştırıp çekmekten boyaları bile sökülmüş. Kızım bir ara eline boya kalemi almış trambolinde zıplarken sanatını icra ediyordu. Mesela o tramblolin hep salonda. Sehpa hep bir kenara itilmiş durumda ki, yer açılsın çocuklara. Siz düşünün benim evin dekorasyonunu.

Sonra örgü bloglarının yaptıkları, o dekorasyon evlerinde paylaşılan battaniyeler, kırlentler. Örgü örmeyi biliyorum, ben de örmek istiyorum ama ben niye zaman bulamıyorum. 

Dikiş dikebilenlere hastayım zaten. Bir de etamin, kanaviçe yapanlara. Aralarındaki farkı hala bilmiyorum. Bana göre ikisi de aynı. Birbirinden güzel ahşap boyayanlar, keçeden harikalar yaratanlar daha neler neler.

Sukulentlere merak sardım bu ara. Hala başlayamadım ama. Beleşten bulmaya çalışıyorum o güzelim kaktüslerden, sukulentlerden. Hatta elime geçen ufak figürleri saklıyorum belki lazım olur süslerken diye. Dün yengemde gördüm iki tür. Bu belki hızlanmama sebep olur.

Ya gezenlere ne demeli? Her haftasonunu dışarıda geçiren insanlar. Hem kıskanıyorum hem sorguluyorum. Yani dışarı her adım atışın para. Biz bu kadar mı fakiriz? Çoğu çalışmayan kadın oldukları halde, kocalar ne iş yapıyor diyorum. Bizim de arabamız var, evimiz kira değil, eve iki maaş giriyor(du). Bakıcımız var(dı). Ara sıra kahvaltılarımızı dışarda yapıp yemek yiyoruz tabiki de. Lakin gerçekten çok gezebilen bir aile değiliz. Oysa bizim haftasonları sürekli yaptığımız çekirdeğimizi topumuzu ipimizi alıp sahile çıkmak. Parka gitmek. Avm ye gitmek bile bize göre değil. Sevmiyorum ben bütün hafta evde kapalı olan çocukları haftasonu da kapalı ortama sokmayı. 

Sonra bir sürü bir sürü okuyup film izleyenler var. Allahım çatırt ediyorum orta yerimden. İzlemediğim bir sürü film keşfediyorum listem habire kabarıyor. Kitap desen keza. Hep alınacaklar okunacaklar listeme bir rakam daha ekliyorum. 

Çocukların spor yapanı, kitap okuyanı, enstrüman çalanına ne demeli? Bayılıyorum , Allah esirgesin diyorum. Benim büyük kızı hala bir spora başlatamadık. Oysa hep kilosundan şikayet edip duruyoruz. Kitabı da ite kaka okuyor sıpam. Küçüğün de dans etmesini enstrüman çalmasını istiyor bu gönül ama bakalım kısmet. 

Şimdilik bu kadar yapmak isteyip de yapamadıklarım listesi. Daha vardır da, aklıma gelenler bu kadar. Yapamamanın sebebinin çoğu tembelliğimden biliyorum. Bazıları maddi onu da biliyorum. Ama olsun yine de yapmak istiyorum.

Yapabilen herkesi kıskanıyor, saygı duyuyor ve sevgilerimi iletiyorum.

21 Kasım 2016 Pazartesi

Bugün günlerden ELİF ECE

21 Kasım 2008. Hoşgeldin 8 yaş.
Bugün gibi gözlerimin önünde herşey. Hastaneye gidişimiz, ameliyathane, seni ilk görüşüm, doktorun yukardan sana el sallatması... Senin gelişinle aile olduk biz. 
Çok uslu bir bebektin. Hiç bir konuda beni yormadın. Emziği kendin bıraktın, emmeyi bırakmayı hemen kabullendin, biberonla aşk yaşıyordun ama onu da iki yaşında çözmüştük. Hala yanımda yatmaya bayılıyorsun. Hep dibimde bitiyorsun. Kardeşinden sonra sana çok vakit ayıramadım biliyorum ama sen kıskanıyorsun diye onunla da ilgilenemiyorum kıskanç böcüğüm.

Artık kocaman bir ilkokul 3. sınıf öğrencisisin. Yolun açık, başarıların daim , sağlık , huzur, mutluluk hep yanında olsun prensesim. 



Hiç tek başına pozun olamadı biliyorum ve sen de buna içerlendin ama napalım. Pasta ve mum görüp kayıtsız kalan bir çocuk tanıdın mı sen hiç? Bunlar da senin kuyrukların :)

Doğum günün kutlu olsun MELEĞİM. 

10 Kasım 2016 Perşembe

Mümkün mü?



Özledik...

7 Kasım 2016 Pazartesi

Kasım ayı

Ayın 7'si oldu bile. Kasım ayını severim. Sonbaharı genel anlamda severim ama kasım başka güzel sanki benim için. Büyük mucizemin bu ayda doğmasının bunda etkisi var sanırım. Ama ben nedense 2016 yı sevemedim. Sadece bize iyi gelmedi bu yıl.

Eşimin işyerinin durması,
Dedemin felç geçirmesi,
Meriç bey'in bebeğini kaybetmesi,
Ela'nın acillerde son bulan yüksek ateşleri,
Hülya abla ile yolları ayırmak zorunda kalmak,
Varolan krediye bir yenisinin eklenmesi,
Arabayı satmak isteyip, satamamak,
Yoğun bakımda yatan müdürümüz...

Aklıma gelmeyenler de vardır elbet. Çok şükür bugünümüze ama gerçekten bizi bunaltan bir yıl oldu 2016. Neyse şimdi beni bekleyen şeyler var.

Ece den önce hem halasının hem de kuzeninin doğumgünleri var bu ay :) Ece için ne yapacağımı hala bilmiyorum. Yumurta kapıya dayanmadan harekete geçemiyorum nedense :)

Ondan sonra, yastık kılıfı olmayı bekleyen kazaklarım var. Güya dıy yapıyorum kendi çapımda. Bakalım bişeye benzeyecek mi?

Saksılara bulduğum kaktüs ve sukulent çeşitlerini ekmeye başladım. Tabi ki sizin internette gördüğünüz muhteşem konseptlere benzemiyorlar ama öncelikle amacım çoğaltmak.

Bir sürü yeni dizi başladı. Ben de dört gözle Kıvanç'ın dizisini bekliyorum. Bizim evde çocuklar yatana kadar çizgi film izleniyor evdeki sarı fırtına izin vermiyor. O yüzden bakalım muvaffak olabilecek miyim dizimi izlemeye? Poyraz'a devam bu arada :) İzlediğim tek dizi.

Yeni bir kitaba başlamalıyım.

Ben şimdi ara verdiğim blog ziyaretlerine de kaldığım yerden devam etmeye gidiyorum.

Hepiniz sevgi ve sağlıkla kalın.

1 Kasım 2016 Salı

Ne yazsam bilemedim

Kötü bir dönemden geçiyorum. Tadım tuzum yok. Kafamda türlü kötü senaryolar.

Geçen aylarda dış ticaret müdürümüzün yaşadığı kötü olaydan sonra (yeni doğan bebeğini kaybetmişti) şimdi diğer ticaret müdürümüz yine basit bir operasyon sonrası on gündür yoğun bakımda yatmakta.
Daha dün gibi, perşembe mesai bitiminde "- kızlar ben yarın yokum görüşürüz" deyip el sallayışı. Hepimiz dua ediyoruz. Ofiste kasvetli bir hava var. Umarım en kısa zamanda aramıza döner.

Sağlıkla kalın.

13 Ekim 2016 Perşembe

Tehlike çanları çalıyor

Açık açık söyleyeyim, ben haber izleyen çok gazete okuyan biri değilim. Çünkü okudukça nefes alamayanlardanım. Handan'ın blogunda okuyana kadar Proje Okul safsatasından haberim yoktu.  Okuyunca resmen ürperdim. Noluyoruz allah aşkına? Nedir bu İmam Hatip sevdası? Varolanlar yetmiyor mu? Herkes imam hatiplere gitmek için  sıraya mı girmiş. Karşı kesime olan bu saygısızlık bu dayatmanın açıklaması nedir? Cumhuriyet birilerine neden bu kadar batıyor? Nasıl bir kuyruk acısıdır?Nasıl bir nefrettir bu? Başka açıklaması var mı? Din gerçekten de ticareti yapılabilen en kolay şeymiş. Yani sizin isteklerinizi karşılayan başka ülkeler var gidin orada yaşayın. Ve şu bir gerçek en mutlu dinciler Avrupa'da yaşayanlar. Neden acaba? Neden gelip ülkelerinde Türkiye'de yaşamıyorlar?

Daha geçenlerde eşimin yolladığı bu videoyu izlerken Rahmetli Uğur Mumcu yıllar öncesinden görmüştü geleceği.  https://www.youtube.com/watch?v=EiKHVjh_dHI

Durumun vehameti apaçık ortada. 
http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/proje-okul-1442199/

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/614342/Proje_okullar.html

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/613777/_Proje_okullari_benim_devlet_okulumdur__istedigimi_yaparim__gidin_ozel_okula..._.html


Benim kızım da devlet okuluna gidiyor. Özel okullara binlerce lira teşvik veren devlet, kendi okullarında çalışan hizmetlilerin bile parasını ödemiyor. Devlet okulu olmasına rağmen biz de bağış veriyoruz. Yarın birgün benim de okulumu projelerine katmayacakları ne malum? Alet etmeyin okullarımızı, öğretmenlerimizi projelerinize. 

Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk

Bundan daha güzel açıklanamazdı .Boşuna yazılmadı bu hitabe. 

Cumhuriyet, okullarını kaybediyor, tehlikenin farkında mısınız?


Bu yazıyı dün yazmıştım. Kontrol etmeden yayınlıyorum. Umarım çorbada az da olsa tuzum bulunmuştur.

12 Ekim 2016 Çarşamba

Uzun zaman aradan sonra MİM

Gerçekten baya uzun zaman oldu mimlenmeyeli. Sevgili Turgay Aksoy mimlemiş beni.  Çok güzel konulara değinir, özellikle harika seyahat yazıları yazar kendileri. Kesinlikle uğramalısınız bloğuna.


1. Nasıl blog yazmaya başladınız?

Bloğum bana kızımın iki yaş hediyesi olarak bir arkadaşım tarafından hazırlandı. Şu anda kendisiyle görüşmüyoruz maalesef. Bloglara bakar hep imrenirdim. Ne güzel şeyler yapıyor, paylaşıyor insanlar derdim. Bir gün bir mail aldım ve içinde kızım için hazırladığı bloğun adresi, şifresi, herşeyi bildiren bir dosya vardı. Şimdiye kadar aldığım en anlamlı hediyeydi. Sevgiler burdan kendisine, umarım herşey yolundadır hayatında.

2. Bloğunda daha önce yazmadığın bir tarzda yazacak olsan bu ne olurdu?

Bloğumda genelde sıradan şeyler yazıyorum, günlük hayattan. Yani bir tarzım olduğu söylenemez. Ama siyaset ve tarih içeren şeyler yazmak isterdim. Bu konuda bilgili olmak, araştırmak ve öğrendiklerimi de korkmadan yazabilmek isterdim.

3. Bloglarda okumayı en çok sevdiğin konular nelerdir?

Ben çok kasmadan, içinden geldiği gibi yazan her tür konuyu okumayı seviyorum. Yazılarına espiri katanlara ise bayılıyorum. Ama seyahat konuları daha çok ilgimi çekiyor. Fotoğraflara bakarken o fotoğrafı çekenin hep kendim olduğumu düşünüyorum.

4. Hayatta en çok yapmak istediğin üç şey nedir?

Bunu üçle sınırlayabilecek miyim bilmiyorum. Yapmak istediğim o kadar çok şey var ki. Hatta taslaklarda geçen bununla ilgili  yazdığım bir yazı beklemekte

- Bahçeli bir evde yaşamak. Ekip biçmek, bahçesinde bir köpek beslemek, bir hobi edinmek.
-Seyahat etmek
-Kızlarımı yurtdışında okutmak.

Tabi ki Şebo'yu ve Handan'ı mimliyorum.

10 Ekim 2016 Pazartesi

Eski bayramlarda çocuk olmak

Bayram değil seyran değil ne alaka diceksiniz ama , sevgili Deep istedi böyle bir yazı yazmamı. Hafızamı biraz zorlamam gerekecek.

Malumunuz 79 doğumluyum. Çok güzel bir dönemin çocukluğunu yaşadım.
Sanırım 5-6 yaşlarındaydım. Büyük bir avluya bakan bir sürü evin olduğu bir yerde oturuyorduk. Babam yurtdışındaydı o zamanlar. Bir sürü çocuktuk o avluda. Sokaklara yalnız çıkabildiğimiz dönemler. Bayramda ne olursa olsun annem bize hep yeni giydirmeye çalışırdı. Eskiden hiç bir akraba atlanmazdı bayram ziyaretlerinde. Harçlığımızı alır almaz gideceğimiz tek yer vardı. Muhtar Süleyman'ın mahalleye kurduğu dönme dolap. 5-6 çocuk otururdu sandalyelere ve başlardı Süleyman amca çevirmeye. Nasıl mutlu çocuklardık anlatamam. Defalarca binerdik.



 Sonra biraz büyüdük ve başka mahalleye taşındık. Babam fırıncı benim bu arada. Mis gibi pideler pişirir. Evlerimiz hep fırına yakın olurdu. Çünkü en sağ kolu hep annemdir. Annem çok yoruldu garibim. Hem fırına hem eve yetmeye çalışırdı hep. Ramazan gelince bizim buraların meşhur kömbesi vardır. Kağke de denir. Çok çok yapılır ve hiç bayatlamaz. Bir kaç aile bir araya gelip, herkes sırayla kendi kömbesini yapardı. Çocuklar için harika zamanlar çünkü uyku yok bol yaramazlık var. Hele bir de kömbe yapımına katılmışsan değmeyin keyfimize. Fırınlarda kuyruklar oluşur, kolay kolay tepsi bulunmaz. Çünkü bildiğin taş fırınlarda siyah kocaman tepsilerde pişerdi bu kömbeler ama eskiden. Babamlar günlerce uyumadan kömbe pişirirdi. Artık herkes hazırına kaçmaya başladı. Dolayısıyla mahalledeki kömbe kokuları da bir bir silinmeye.
Ramazan bitip bayram gelince yine başlardı bayram ziyaretleri. Çok iyi hatırlıyorum kırmızı bir Renault Steyşınımız vardı. Giymişiz bayramlıklarımızı bayram ziyaretlerine başlamışız. Bu arada o kömbe tepsilerinin her birinden ikişer tane almak gibi bir hakkı vardı fırıncının. Babam da evden çıkınca bu topladığı kömbeleri arabanın bagajına koyar gittiğimiz her ziyarette dağıtırdı. Eskiden çok fazla çikolata dağıtılmazdı bayramlarda ama Arabistan'da bir tanıdığı olanın muhakkak revedor kolonyası bulunurdu. Düşünsenize yurtdışından gelmiş bişeye sahipsiniz. Aman allahım o nasıl bir koku. Astımınız falan varsa mazallah.

İşte benim çocukluğumun bayramlarından bana kalan bir kaç anı. Artık bayram denince herkes tatil planı yapıp evden kaçmaya başladı.

Sevgili Deep umarım istediğin gibi bir yazı olmuştur.

Bu arada görseller internetten alıntıdır.

Sevgiyle kalın.

3 Ekim 2016 Pazartesi

Evdeki Hesap

Bayramdı, sonra yıllık izindi, öğretmenden gelen mesajdı, yıllık izni ertelemekti derken, ahan da burdayım. Kısa kısa sıkmadan yazabilecek miyim acaba?

9 günlük bayram tatili nasıl geçti unuttum bile. İzmir'den kardeşim geldi. Beraber güzel vakit geçirdik. Hava çok değişkendi. Geceleri çok sağlam yağıyor, öğlenleri ise sıcaktan yanıyorduk. Bir hafta çok hızlı geçti.

Kendimizi tamamen okula motive ettiğimizde de sınıf annemizden gelen mesaj tüm planlarımızı alt üst etti, sinirlerimi zıplattı resmen. Neymiş öğretmenimiz seminer dolayısıyla yurtdışındaymış, okulumuz bir hafta gecikme ile başlayacakmış. Annemle vedalaşmışken bir hafta daha idare etmesini rica ettik. Bu arada dedemi hastaneye yatırdık. Annem onunla ilgilenmek zorunda kaldığı için izni ertelediğim o hafta, babam çocuklara baktı.

İşe döndüm. Aradaki o bir haftada 4 tane vize dosyası hazırladım. Resmi evraklarla uğraşmaktan, eksik listesini bitirmeye çalışmaktan gına geldi. Bakalım bir gün kendimiz için de vize hazırlamak nasip olacak mı? Bu arada ofisteki sevgi yumaklığından bahsetmeyeyim. İnsanlar kişisel duygularını işine karıştırmıyor mu, işte orda bende şiraze kayıyor.

Sonra bir teklif geldi, daha önce postların birinde bahsetmiştim, hangisinde bulamayacağım şimdi. Bu sefer teklif onlardan geldiği için değerlendirmeye karar verdik. İki sene beraber çalıştığımız Hülya ablamızla yollarımızı ayırdık. Bu sene yengemizle yola devam etmeye karar verdik. İnşallah pişman olmayız. Çok tedirginim ne yalan söyleyeyim. Oysa evdeki hesap hiç böyle değildi. Ela kreşe Ece de etüde başlayacaktı.

Geldi izin zamanı. Okul başladı. Saat 6 larda uyanmak başladı. Benim gibi uykucuya yapılacak şey mi bu? Bizim evin tek uykucusu benim. Toplantılar yapıldı, türkçesi kaç tl açıklandı. Kitaplar kaplandı gece 1 lere kadar. Okulun üçüncü günü şifa kapıldı ve evdeki herkese bir güzel yayıldı.

Bu arada anne kişisi hazır izin almışken neye kalkıştı dersiniz, evladı olsa da sevmeyeceği temizliğe. 10 yıllık evliliğimde üçüncü pencere silişim desem durumun vehametini sanırım anlamışsınızdır. Ben temizlikten, eşim de benden bezdi. Temizlik yaptıkça kendini iyi hissedenler, nasıl bir psikolojiniz var sizin? Ama her yer pırıl pırıl oldu.
Anne kişisi temizlik yaparken evin halleri :)

Almanya'dan amcamız geldi

Bu yazıyı hazırlayana kadar akşam oldu. Ne yazacağımı da unuttum. Araya 5 sayfalık bir sözleşme tercümesi sıkıştırdılar. Gugıl sağolsun. Ofisin dış ticaretçileri dururken benden isterlerse ben de bunu gugılıma sorarım tabi ki. Ayrıca bitirmeme rağmen yollamayacağım. Hemen yaptı bitirdi demesinler diye.

Bugün yengemizin ilk günü. Bakalım nasıl geçti? Nida'nın bu işin üstesinden kalkacağına eminim.

Üçüncü sınıf ödevleri nedir öyle arkadaşlar? Yeminle zorluyor. İnternet de olmasa hayatta yardımcı olamayacağım heralde.

Şimdilik bu kadar sevgiyle kalın.


9 Eylül 2016 Cuma

Mola

Bugün son iş günü. Yoğunlaşmadan yazayım istedim. Malum 9 günlük bir bayram tatili bizi bekliyor. Sonrasında okul açıldığı için bir hafta izin almak zorunda kaldım dolayısıyla iki haftalık bir süre buralarda olamayacağım. 

Ödevler bitmedi, sıcaklardan dolayı bol bol oyun oynanmadı ama bir yaz tatilinin daha sonuna gelindi işte. Bu sene sabahçı olacağız. Saatler artık ileri geri alınmayacakmış. Kış gelsin de bol bol uyuyalım beklentileri artık olmayacak. Sabahın karanlığında uyanacak çocuklar. Bir haftalık izinde etüd ve servisi ayarlamaya çalışacağım. Ela için eski kreşimizle konuşacağım.  Bakalım umarım herşey yolunda gider. 

Herşeyin gönlünüzce olması dileklerimle.


5 Eylül 2016 Pazartesi

Off pofff

Yazamıyorum. Kafam binbeşyüz derler ya tam da öyle. Doluya koysam almıyor, boşa koysam dolmuyor.  Belirsizlikler, hastalıklar, yapılamayanlar....

Ela yine hasta oldu. 29 Ağustos akşamı çocukları almaya gittiğimizde gözleri çökmüştü. Ateşi vardı. Eve geldik sürekli mızmız. Ateş yükseliyor. Şurup içirebilene bravo. O hallerimizi görseniz çocuğa işkence ettiğimizi falan sanabilirsiniz. Bacak kadar boyuyla iki tane öküze karşı koyabiliyor sıpa ya. Burnunu tıkasan da nafile, direkt tükürüyor. Sabah soluğu acilde aldık 40 derece ateşle. Oysa hayaller havuzdu gerçekler ise hastane acili. Ecemin bütün hayalleri yıkılmıştı. Yediğimiz iğne ve soğuk kompresle 3 saat sonunda 37,5 a düşen ateşle eve döndük. Hala ilaç içiremiyoruz. Bu aralar favorimiz olan zıp zıp da ilgisini çekmiyor. Bıraksan saatlerce zıplayabilecek olan Sarı Fırtına bir bahane bulup zırtıllamaya başlıyor.



Hafta böyle geçti. Ece'ye verdiğimiz havuz sözünü cumartesi tutmaya karar verdik. Amcamızla birlikte havuza doğru yol aldık ama bu arada hava bozacağa benziyor. Denizin üstünde kara bulutlar, şimşekler. Ela'nın tadı yok. Havuzda kendine gelir diye düşündük. Öğlene kadar iyidi fakat öğleden sonra mızmızlanmaya başladı. Ateşi düşmüyor yine. Öğlen yağmur yağmaya başladı. Eve dönünce yine şurup içirmeyi başaramayınca soluğu tekrar acilde aldık. Yine iğne yedik. Faranjit olmuşuz. İlginçtir bizden şurup içmeyen sıpa sağlık görevlisinin elinden itiraz etmeden içti.

Pazar günü halsiz bir durumda geçti. Ama artık az da olsa antibıdıları içirmeyi başarıyorduk ve yine savaşarak tabi ki.

Hastalık durumu böyleyken, evde yapılması gereken ve yapılmayan bir sürü iş birikiyor. Sevemedim gitti şu ev işlerini. Bir yeri yap, başka bir yer bozulsun. Temizlik desen evladın olsa sevilmez. Allahtan eşim el atıyor duruma.

Hala yıllık iznimi kullanmadım, kullanmak da istemiyorum. Sanırım bayramdan sonra okul döneminin başlangıcına saklıyorum.

İş durumları fena can sıkmaya başladı. Eşim antidepresan kullanıyor artık. Çünkü işleri hala belirsiz. Ne yapacağımızı bilemez durumdayız. Bakıcıya geri mi dönecez, etüde başlayacak mıyız, arabayı satsak mı? Kafada bir sürü soru. İşte bu yüzden yazmak istemiyorum. Can sıkıcı şeyler var çünkü kafamda.

Okuduğum kitapları bile bitiremez oldum. Elimde başlayıp yarım bıraktığım üç kitap var.

Haftasonu yaptığımız tek güzel şey sini oruktu. Eşim yardım etmese onu da yapamazdık gerçi :)

Herkese sağlıklı, mutlu haftalar.


19 Ağustos 2016 Cuma

Yine izledim

Patron bugün ofise gelmeyince kitap okumak yerine film izlemek istedim.


İzlenme oranları ve izleyici yorumlarına dikkat ederekten önce Cennetin Rengi'ni izlemeye karar verdim. 1999 İran yapımı bir film. Görme engelli olan Muhammed körler okulunda yatılı okuyor. Babası onu eve götürmek istemiyor. Anneleri ölmüş olan Muhammed ve kızkardeşleri babaanneleriyle birlikte yaşıyor. Babası Muhammed i istemiyor çünkü tekrar evlenmeyi düşünüyor ve oğlunun evlenmesine engel olmasını istemiyor. Babasının onu marangoza teslim etmesi ve Muhammed in yürek burkan konuşması. Sahip olduklarımıza şükretmemizi hatırlatıyor. Film gayet sade. İzlenilebilir de, izlenmeyebilir de.  


İkinci film ise beni benden alan Soraya'yı Taşlamak. Bu da 2008 İran yapımı bir film. Aman allahım. İzlerken mahvoldum. Arabası bozulan bir gazetecinin yolu bir kasabaya düşer ve onun gazeteci olduğunu öğrenen Zehra ona dün kasabada yaşananları anlatır.

Yahu bu din nasıl birşeydir? İnsanlar nasıl bu kadar örümcek beyinli olabiliyor ki, en güzel rehberimizi böyle kafalarına göre yorumluyorlar. Şeriatınız da, mollalarınız da, dayattığınız din de, erkekliğiniz de yerin dibine batsın. Film gerçek bir hayat hikayesi. Hiç bir şey cehalet kadar tehlikeli değil. Hele o Ali denen yaratık. Uçkur düşkünü şerefsiz. Bir isim bir insana bu kadar mı yakışmaz. Ali boşanmak ister, karısı çocuklara bakamam der ve reddeder, çünkü kocası daha genç bir kızla evlenecektir. Ali şerefsizi de karısına nafaka vermemek için onu zina ile suçlar. Soraya'nın ölüme hazırlanışı, o vakar duruşu, kızlarının küçük olması. Kız annesi olunca daha mı bir etkileniyor insan bilemedim ki? O taşlanma sahnelerinde sanki ben yedim o taşları. Çok fena bir film çok.  

Eğer kocası bir kadını suçluyorsa, kadın kendinin masum olduğunu ispatlamak zorundadır. Eğer bir kadın kocasını suçluyorsa, kocasının suçlu olduğunu ispatlamak zorundadır. Yani kadınlar hep suçlu, erkekler hep suçsuzdur.
Güya bugün yazmayacaktım, dayanamadım. Soraya beni çok etkiledi.

Ha dün de Kaybedenler Kulübünü izlemiştim. Daha önce izlediğim ama beğenmediğim film bu sefer daha güzeldi. Biraz sapıkça :) ( Hatta baya) Ama müzikler dehşet.  Aile filmi olmadığı kesin. Nejat ve Yiğit siz nasıl adamlarsınız yahu? 

İyi seyirler, iyi hafta sonları.
Sevgiyle kalın.

18 Ağustos 2016 Perşembe

Bizden

Son bir kaç postta hiç bizden bahsetmemişim. Yaz bitmek üzere ve biz kızlarla doğru dürüst bir şey yapamadık bu sene. Daha havuza götüreceğim onları söz verdim. Hafta sonları anneannenin orda denize giriyoruz bazen.



Apartmanımıza yeni komşular taşındı, biz evde yokken kızları gelmiş. Ece yi sormuş kapıyı açan eşime : " bu evde bir kız varmış, onunla tanışmaya geldim, burda mı acaba?" :) Biz evde yoktuk. Ama sonra denk gelip tanıştılar. Yeni arkadaşımızın adı Narin. Ece den bir yaş büyük. Okula da beraber gidip gelirler artık. Dün akşam hafıza kartı oynadık hep beraber, çekirdek eşliğinde.

Çekirdeği balkonda yedik, malum pek dökülür saçılır. Ama bu aralar evin temizliğine eşim el atmış durumda sağolsun. Yerleri silip, balkonu yıkıyor, toz alıyor, banyoyu da bazen yapıyor bazen bana bırakıyor. Ama temizliği sevmeyen bana ilaç gibi geliyor.


Bir de geçenlerde şu sitede gördüğüm harika poğaçalardan yaptım. Tarife birebir sadık kaldım ve muhteşem oldular. Eşim bayıldı. Tam bir poğaça canavarıdır kendisi. Şimdi ne zaman misafir gelse benden poğaça yapmamı istiyor. Kalanı buzluğa atıyorum. Fırında ısıtınca yumuşacık oluyorlar.




Haa son olarak da, bitirdiğim kitaptan bahsedeyim. Okuyunca neden bir zamanlar yasaklı olduğunu anlıyorsunuz. Kitapta siyasetin işleyişi o kadar güzel anlatılmış ki, şaşıp kalıyorsunuz. Şu zamanda olanları daha iyi kavrıyorsunuz. Eminim çoğunuz okumuştur, ama bu da okunması geç kalan kitaplardan benim için.



İş arkadaşım kütüphaneye abone, kendisine kitap almaya gidiyordu. Kendisinden bu kitabı istedim ve gelen eski basımı görünce hem şaşırdım hem çok mutlu oldum. İçinde yabancı kelimeler var, altları çizilmiş. Kitabın kokusu bambaşka. Kitabın tadı hala damağımda. İstenirse bir günde çok rahat okunabilir. Şiddetle tavsiye ederim.

En son olarak header ım sevgili Naz'ın hediyesi. Kendisi 1. yılı şerefine herkese çok güzel headerlar hediye ediyor. Şansınızı kaçırmayın derim. Sevgili arkadaşım çok teşekkür ederim. Tam istediğim gibi olmuş. Sağdan kırptı biraz ama olsun. Uğur böceklerini kızlarım o kadar çok seviyorki, beni çok mutlu ettin.

Herkese sevgiler, saygılar efenim.

12 Ağustos 2016 Cuma

Havva'nın Üç Kızı - Elif Şafak

Okurken elimden zor bıraktığım, sonunu merak ettiğim için eve götürdüğüm bir kitap. Benim nedense yazarıyla yıldızım bir türlü barışmıyor. Herkes Aşk kitabını çok severken, nedense bana tam tersini hissettirmişti. Şimdi de bu okuduğum kitapla ilgili herkes hayal kırıklığına uğrarken, ben beğendiğimi söylemek istiyorum. Sanırım beklentimi çok yüksek tutmadım.

Kitabın arka kapağındaki yazıyı okuyunca direkt okuma isteği duydum.

İnanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuk...
Ben ne annem gibi dindarım, ne babam gibi kâinatın, beş duyumla kavradığım şeylerden ibaret olduğuna kaniyim. Öyleyse ben neredeyim? Ne mutlak dindarlığa, ne de mutlak akılcılığa dahil olmak isteyenler için bir başka yaklaşım, yeni bir varoluş şekli yok mu acaba? Bir üçüncü yol mesela? Kim bilir?
Şirin, Mona ve Peri… Günahkâr, İnanan ve Şaşkın. Münkir, Mümin ve Mütereddit… Böylesine farklı üç genç kadın nasıl bir araya gelebilir? Arkadaş olabilirler mi sahi? Hatta kız kardeş? 

Tanrı, bilim, kimlik, aidiyet, Doğu-Batı tartışmalarının tam ortasında hiç kimselere benzemeyen, karizmatik bir adam, sarsıcı bir skandal ve sıra dışı bir aşk...  yarım kalan... seneler sonra yeniden canlanan...

Elif Şafak büyüleyici dili ve sağlam olay örgüsüyle inanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. 
Havva’nın Üç Kızı Türkiye ile Avrupa, dün ve bugün arasında gidip gelen güncel bir hikâye anlatıyor. 

Yüzyılımızın en çok tartışılacak konularından birini kışkırtıcı kahramanlar aracılığıyla ele alan, temposu hiç düşmeyen, kolay kolay unutamayacağınız bir roman."

Kitaptaki geçişler çok güzel ve yerindeydi. Skandal ve sıradışı bir aşk konusuna katılmıyorum. Kitap hakkında çok şey yazmak istemiyorum. Kendimi Peri'ye yakın hissettim. Mütereddit.

Ben beğendim. Okursanız sizin de beğeneceğinizi tahmin ediyorum.

Ofisteki internet sorunu hala çözülemedi. Telekomdan gelenler, telefoncudan gelenler, bilgi işlemciler herkes seferber oldu.

Herkese iyi hafta sonları.

9 Ağustos 2016 Salı

İzlediklerim

Ben X

Beni etkileyen bir filmle başlamak istiyorum. Bloğunu severek takip ettiğim hocamın film önerilerinden biriydi. İnsanların kendi gibi olmayana tahammülünün olmadığını, nasıl acımasız davrandığı anlatan güzel bir film. Hele çocuklar bu konuda çok acımasız olabiliyor. Film gerçek bir hayat hikayesinden esinlenerek sinemaya aktarılmış. Bir sürü de ödül almış.

Otizm hastası olan Ben'in başına gelenler anlatılıyor. O gençlik müsveddelerini dövmemek için zor tuttum kendimi. Neden engelli ya da hasta birilerini gördüğümüzde acır ya da görmezden geliririz? Oysa ona normal bir bireymiş gibi yaklaşmak bu kadar zor mudur?
Filmin sonu hiç beklemediğiniz gibi bitecek.  Tavsiye ederim.




Koro

Bu filmi de Daha Mutlu Yaşam bloğunda gördüm. İçinde çocuk olan filmleri seviyorum. Yatılı bir okul. Etki tepki yöntemi ile uygulanan cezalar. Sonra idealist bir müzik öğretmeni gelir ve " dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey" melodisi dilinizde dolanmaya başlar. Ben sevdim, sizin de seveceğinizi tahmin ediyorum. Çok güzel bir aile filmi.









Kaplumbağalar da Uçar

Off. İzlerken içimin burulduğu, hayata, adalete lanet ettiğim bir film. Bir mülteci kampında mayın toplayarak yaşamlarını sürdürmeye çalışan çocukları anlatan bir film. Mayınlar, sakat çocuklar, sefalet, ailesini kaybeden çocuklar. Hikaye çok acı ve maalesef gerçek. Ne desem yetmeyecek sanki filmdeki duyguyu anlatmaya. Etkisinde kalıyor insan. Utanıyor böyle bir dünyada yaşamaktan. Küçük bir anne, gözleri görmeyen bir bebek, kolsuz bir abi, aşık Uydu. Yine ödüllü bir film.
Yüreği dayanan izlesin.

5 Ağustos 2016 Cuma

Küçük Prens

Efenim geçen cuma izin almıştım. Bizim çifte kumrular nene ile dedemiz tura gittiler. Ben de bir günlüğüne izin almak zorunda kaldım. Fırsattan istifade Ece yi de dr a götürdüm. Hala çok sık çişe gidiyoruz ve hala burnumuz tıkanıyor. İdrar sıklığı için bir sonuca varamadık. Geniz etimiz için de ameliyatlık bir durum yokmuş. Şimdilik bu sonuçlarla yetineceğiz. Nefroloji için bir yaş daha beklememiz lazımmış.

Ece'yi haftada bir drama kursuna gönderiyoruz. O da cuma günü olunca biz götürdük. Eloş ile ben de girdik derse. Zaten bir nevi oyun. Ama bize çok şey kattığı kesin. Şahsen ben çok eğlendim. İnsanların kafasında o kadar çok önyargı , başkalarına karşı yanlış düşünce ya da düşüncesizlik var ki. Ece dilerim payına düşeni alabiliyordur.

İşte geçen cumadan dün akşama kadar internet yoktu ofiste. Gerekli merciiler ile yapılan görüşmeler, ulaşılamayan yetkililer, tehditler, derken, telefoncunun gelip hiç birşey yapmaması (santrali açtı hattı dinledi o kadar) sonrasında bağlantımıza kavuşmuş bulunmaktayız.

İnternet yokluğunda ben de kitap okudum.

Bu kitabı Ece çok küçükken almıştım. Kitap almak için hangi siteyi tıklasam karşıma Küçük Prens çıkıyordu. Ne yalan söyleyeyim çocukken ben okumamıştım. Geçenlerde Ece ye tavsiye ettim. Artık okuyabileceğini düşünüyordum. Hikaye kitaplarından terfi etmemiz gerekiyordu artık. Ama Ece anlamadığını söyledi nedense. Hala resimli hikaye kitapları daha çok ilgisini çekiyor

Ben de önce ben bir okuyayım dedim ve elime aldım. Çocuklara hayatı, insanları anlatabilecek çok güzel bir kitapmış. İçinde çok güzel tavsiyeler, çok güzel açıklamalar var. Ece neden anlamadı bilmiyorum ama sanırım okumak istemedi. Bu aralar çok zorluyorum sanırım kendisini kitap okuması için.

Geç kalınmış kitaplar arasındaymış Küçük Prens.

Elimdeki diğer kitap da bitmek üzere. Gayet sürükleyici gidiyor.
İyi okumalar ve mutlu haftasonları efenim.

28 Temmuz 2016 Perşembe

İzledim

Bu aralar film izlemeye tam gaz devam. Baya ara vermişim. Eskiden patron her seyahate gittiğinde bir kaç film izlerdim. Ama artık bağlantım çok kötü. Sürekli kopuyor bu da beni film izlemekten soğutuyordu. Neyse iki gündür şeytanın kulağına kurşun, kesintisiz, her güne iki film sığdırdım.

Sadece Sen

Bu filmi Şebo'nun bloğunda gördüm. İbrahim Çelikkol'u bir ben sevmiyorum galiba. Bu adam bana çok kasıntı geliyor yaw. Yani şu anda tv de oynayan dizisinde bile bir babayı oynayamayacak kadar duygusuz sanki. Çok ağııır, konuşurken insan beklemekten bıkıyor. Ama bütün bu düşünceler bana ait, zira benden başka herkes bayılıyor adama. Belçim için de bişey söylemek gerekirse, güzel oynamış. Farklı bir güzelliği var kadının.

Filme gelecek olursak, Şebo şurda anlatmış. Ben tasadüfün bu kadarına yuh dedim sadece.

Amaaa, yerleri beğendim, aşkı beğendim, duyguyu beğendim. Ağladım da biraz :)
Kısacası ben bu filmi beğendim. En nihayetinde balık burcuyum. Tavsiye ederim efenim.

Bana Adını Sor 

Bu film de Şebo'nun izledikleri arasında var. Ayrıca iş arkadaşım tavsiye etmişti. Şebo nun her yorumuna katılıyorum. Engin harika bir oyunculuk çıkarmış.
Hastalık fena. Allah bu hastalığa sahip olanlara yardım etsin. Bence Engin çok farklı yerlerde olmalı. Zira filme damgasını vurmuş.
Tavsiye ederim.



Joy

Aman allahım. O nasıl bir hayat? Joy'un içinde yaşadığı ev, içinde bulunduğu hayat. Yerinde olsam çığlık atardım heralde. Bu nasıl bir soğukkanlılık? O nasıl bir anne, nasıl bir baba, nasıl bir cici anne, üvey kızkardeş. Hepsi Joy'un düşmanı sanki. Herşey mi üstüne gelir bir kadının. İyiliğini değil, kadının bitmesini istiyorlar resmen. Ama bütün bunlar kadını yıldırmıyor, bilakis icat etmesi için vesile oluyor. Biraz aşk olsaydı iyi olurdu bence. Bitmesi için sabrettim.

İzleseniz de olur, izlemeseniz de. Haa Şebo bunu da izlemiş bu arada :)








Öteki kadın

Bunu da işyerinden biri tavsiye etti. Gülmek için uff puff bir film. Aile filmi olmadığı kesin. Cameron Diaz kaç yaşında olursa olsun, hala seksi olmak zorunda mı? Filmdeki ilişkiler baya garip.

"Evliğinin çok güzel geçtiğini düşünen Kate, mutlu bir şekilde hayatını sürdürmektedir. Fakat dışarıdan bakıldığında çok mutlu görünen hayatı bir gün kocası tarafından tamamen yıkılacaktır. Avukatlık işinde olan genç kadın Carly ise harika bir ilişki yaşadığına inanır. Günün birinde Carly beraber olduğu sevgilisine sürpriz yapmak için ansızın evine gider ve karşısında Kate’i görür. Şans eseri karşılaşan ve tanışan iki kadın aslında aldatıldıklarını öğrenirler ve çok tuhaf bir duruma düşerler. Zaman geçtikçe iki kadın çok iyi arkadaş olurlar ve artık onları aldatan adamdan intikam alma planları yapmanın zamanı gelmiştir. Kısa bir süre sonra Mark denen bu adamın sadece ikisi ile birlikte olmadığını da öğrenen ikili saklanan sırları bir-bir öğrenirler. Kate ve Carly’den daha genç olan Amber’e olayları anlattıkları zaman artık intikam takımı üç kişi olmuştur. Carly çok acımasız ve sert bir kadındır. Kate ise çok zeki ve kıvrak bir zekaya sahiptir. Amber çok çekici bir kadındır ve Mark’ın kanunlara aykırı işler yaptığını da öğrenirler. Artık yaptıkları plana Mark’ın yasa dışı işlerini de ekleyen üçlü, adamın hayatını alt üst etmeye kararlıdır."

Zaman geçirmek için izlenebilir. Şebo bunu göremedim :)

İyi seyirler.

26 Temmuz 2016 Salı

Genetik Miras - Asla Peşinizi Bırakmaz

"İyi veya kötü biri olmak kendi tercihimiz midir?

Ödüllü yazar William Landay'in Amerika'da büyük yankı uyandıran romanı, insanların suçla olan ilişkisini sorgularken, yürek burkan bir aile dramını da gözler önüne seriyor.
Akıllara durgunluk veren bu romanın çıkış noktası, suç işlemeye yönelik dengeleri sarsacak yeni bir teoriye dayanıyor.
Son yıllarda suça eğilimi olan insanlar üzerinde yapılan bazı araştırmalar, beyinde saldırganlık hissi uyandıran bir suç genine işaret ediyor.
Bu teori kanıtlanırsa insanlar korktukları bir gerçekle, yani genetik mirasla yüzleşmek zorunda kalabilir mi?

"Sadakat ile adalet, yalan ile gerçek arasında sıkışıp kalan çaresiz bir babanın, oğlu için verdiği duygu yüklü mücadelesini okuduktan sonra, uzun süre etkisinden kurtulamayacaksınız!"
The New York Times"

Az önce bitirdim. Kitabın son sayfasına kadar katil kim diye okudum. Bir babanın oğluna olan sevgisi ve çırpınışları. Bir annenin oğlu hakkındaki şüpheleri.
Soluksuz okunacak bir kitap. Bir cinayet soruşturması. Sonu herkesi şaşırtacak. Okursanız pişman olmazsınız.


25 Temmuz 2016 Pazartesi

Haftasonu

Hafta içi elim hiç bir işe uzanmadı. Kızlar zaten annemde kalıyor. Akşam almaya gittiğimizde çayımızı da içip geliyoruz. Eve gelir gelmez de kızlar uyuyor. Ev pek dağılmıyor ama şu lanet toz her yerde. Nedense temizlik yaparken toz almak hiç aklıma gelmez. Ya eşim alır ya da Ece :)

Cumartesi kahvaltı sonrası temizliğe girişiyoruz. Öğleni buluyor. Sonra yemek faslı. Çamaşır faslı. Bulaşık makinesi faslı. Nedense akşama misafirim varsa o makineyi boşaltma gereği duyuyorum. Elime ne geçerse içine depip çalıştırıyorum.

Akşama misafir gelecek kek, börek yapmalar. Markete giderken aradan parkı çıkarmalar. Ufak bir alışveriş. Allah fakirin yardımcısı olsun.

Akşama ailece güzel bir buluşma. Zeki amcamız bugün gitti. Sıcaklarda pek bir asabi oluyor kendisi.

Bütün gün evde klimayla oturuyoruz. Klimayla yatıyoruz.

Pazar günü sabahtan denize gidiyoruz. Saat 09:30 da yüzme faslını bitiriyoruz. Denize giderken herşeyi annemlerde bıraktığımız için fotoğraf çekemiyoruz. o yüzden Eloşun hala denizde fotosu yok. Bayılıyor denize.

Annem harika bir kahvaltı hazırlıyor bize. Yumuluyoruz. Bu gidişle baskülde üç haneli rakamları görmem yakındır.

Ela hala tuvaletini söylemeye başlamadı. Sıpa herşeyi söylüyor, herşeye aklı eriyor ama gelgelelim tuvaletini söylemeyi reddediyor.

Öğleden sonraya kadar annemlerde takılıyoruz. Yemek dahil. Ben pek bi alıştım tembelliğe. Kızlar da bu sayede doyuyor toprağa, yeşile ve Rocky'e. Ece çok korkuyor ama Ela nerdeyse elini ağzına sokacak.

Sonra babaannelere yol alıyoruz. Zeki amcamızın son gecesi. Herkes toplanacak, sarılıp kucaklaşacak.
Bir sonraki sene için tatil planları yapılacak ama hep lafta kalacak :)

Akşam eve gelip duş almalar ve uyumalar. Ela uyurken Emene Resulu duasını dinleyerek yatmayı çok seviyor. Hatta arada eşlik ediyor. Bu gidişle ezberleyecek.

Ece ile sürekli didişiyoruz. Bu benim hiç hoşuma gitmiyor ama kendime hakim olamıyorum. Çok hazırcevap bir sıpa kendisi. Kitabı zorla okuyor. Oyun oynamıyor. Kilosu beni tedirgin ediyor. Bu sene herhangi bir etkinliğe de gönderemedik kendisini. Sıkılıyor. Örgü örmek istiyor ama öğretecek kadar sabrı bulamıyorum kendimde. 

Eşimin iş durumları hala aynı. Nolacak bilemiyoruz. Belirsizlik ve beklemek bizi çok yıprattı. Sabrediyoruz. En kötü sonuca bile razıyız, yeter ki sonuçlansın. Kaç yıllık emeği var içerde. İnsan kolay bir çizgi çekemiyor üzerine. Allah büyük. 

Yeter bu kadarlık iç döküş. Güzel kızlarımın bir pozuyla son vereyim yazıma. Aradaki farkı görüyorsunuz değil mi? Ne yazacağımı bilemez durumdaydım. Meğer ne kadar doluymuşum.

Huzurlu, mutlu haftalar hepimizin olsun.
Sevgiyle.



18 Temmuz 2016 Pazartesi

Darbeymiş...

Yazamıyorum. İnsanlar aynı şeyi okumaktan bıktı.
Okuyorum. Nefes alamıyorum.
Korkuyorum. Her şey nasıl bu kadar korkunç bir hale geldi, anlayamıyorum.
Bu kadar mı nefret dolu içiniz. Sizin evlatlarınız yok mu?
Ailemle , sevdiklerimle huzurlu bir yaşam istiyorum. Çok şey mi istiyorum?
Tek dileğim, yaşattıklarınızın aynısını yaşamanız.

12 Temmuz 2016 Salı

Tatil Dönüşü

İşimi özlemişim. Dokuz gün tatili yedik geldik. Ne mi yaptık? Kayda değer hiç birşey. İlk günler harika bir boğaz enfeksiyonu ve antibıdı zımbırtısı. Klima ile yatarsan olacağı bu. Şu dokuz güne dair yazacak hiç bişey bulamıyorum. Sevgili Deep tatil anılarını yaz demiş ama. Bu bayram anı biriktiremedik sanırım.  Aile, dost ziyaretleri o kadar.

En çok annemlere gittik. Kızlar bahçede rahat ediyor. Biz de tabi :)

Bol bol yüzdük.


Bir selfie bile çekemedik. Nedense beceremiyorum. İşte sefil selfie.


Annemin harika kahvaltılarına yumulduk. Selfie yi çeken ben, yine yokum.


Artistik tahteravalli. Babamızın arkadaşı Cumacala yı ziyaret ettik. Onların da üç kızı var. Güzel vakit geçirdik.

Market alışverişi.


Bir artistik poz da abladan.






















Çok yakıyor mu bu reis?


Almanya'dan amcamız geldi. Daha pek görüşemedik. İnanın dünden beri ne yazsam diye düşünüyorum. Ancak bu kadar çıktı. Sevgili Deep bu seferlik böyle olsun. Olur mu?

Sevgiler.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...