22 Mayıs 2017 Pazartesi

Selam

Nasıl yazsam da yazıma başlasam inanın bilmiyorum.  Ara verince tekrar dönmek zor oluyor hep benim için. Kafamda deli sorular. Bir bıkkınlık, bir boşvermişlik. Aynı zamanda gergin ve sinirliyim. Hep bir şeyleri ertelemek zorundayım.

Eşimin işyerinde hala bir gelişme yok. Neredeyse 2 yıl olacak. Elimizi kolumuzu bağladılar resmen. Evdeki bazı durumlar da bizi geriyor ama hep susmak zorunda kalıyoruz. Şafak sayıyoruz. Ne de olsa okulların kapanmasına az kaldı.

Bununla birlikte güzel şeyler de olmuyor değil. Mesela ayın 18'inde Said amcamızın ikinci oğlu, Ozan'ın kardeşi Uras bebek katıldı ailemize. O kadar güzeldi ki, hani üçüncüyü doğurası geliyor insanın ama gelip geçici bir histi o kadar. Rabbim isteyen herkese nasip etsin.

Daha sonra ayın 20'sinde Anıt Alanı'nda çok güzel bir organizasyon yapıldı. 1919 gönüllü bir araya geldi ve Atatürk'ün imzasını oluşturdu. İçlerinde biz de varız tabi. O kadar iyi geldi ki bize bu etkinlik. İhtiyacımız varmış. Hava kötüydü, bir yağdı, bir durdu, bir esti ama yine de zamanlama iyiydi. Çünkü organizasyon dağıldıktan en fazla bir saat sonra gök yarıldı resmen.


Bununla birlikte üç günlük tatilde şu postumda yazdığım listeden bir kaç maddenin üzerini çizebildim. Tatil deyince yapılacak işlerin aklıma gelmesinden nefret ediyorum. Elbise dolapları, banyo dolabı tamam, kabanlar, montlar yıkandı kaldırıldı, bir de battaniye yorganların bir kısmı tamam. Gözümü en çok mutfak dolabı korkutuyor.

Bir de uyduruk bir kutu yaptım kendime. İçine evdeki fazla ürünleri dizip dolaba yerleştirdim. Basit bir dıy procesi :) Sırada Ece'den kalma ahşap bir abaküs ile konserve kutu proceleri beni bekliyor. Ha bir de halamızın verdiği bir büstiyeri Eloşa elbise yapacam. Zigonlarımı rengarenk boyayasım da var. Ev o kadar kahve ki, renkli bişeyler eklemek istiyorum.


Bir de bu süre zarfında üç kitap okudum. Haftasonu da yeni bir kitaba başladım. Kitaplar da bir sonra ki postumun konusu olsun bari.

Ha bu arada işyerinden birileri ig hesabımı keşfetti. Bloğumu da keşfeder diye başlığı falan değiştirdim ama umarım işe yarar. Zira burda çok fazla iç döküşlerim var. Sonum olur mazallah :)

Kendinize iyi bakınız.
İyi haftalar.

24 Nisan 2017 Pazartesi

Işıklılardan süpriz gösteri

Muhteşem  bir performans.

Son 1,5 dakikasını gözlerim dolu dolu izledim.

O enstrüman çalan çocuklarla, o muhteşem seslerle gurur duydum.

http://www.fmvisikokullari.k12.tr/web/4-7670-1-1/anasayfa/ust_menu/haberler/isiklilardan_surpriz_gosteri


"Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz."

23 Nisan

Neredeyse bir ay olmuş yine yazmayalı. Kitap okumaya çalışıyorum. Ha okuyabiliyor muyum diye sorarsanız; eh işte. Yazacak bişey de bulamıyorum. Tadım yok yine. Depresyonlara girdim ama çıkamıyorum. Artık bazı şeylerin değişmesini istiyorum.

Yazmadığım süreç zarfında çok adil , çok etik, çok özgür, çok medeni bir şekilde referandum yaptık. Ve çok ilginç ki iyi olan kazandı!..

Okulumuzda 23 Nisan töreni yapılacaktı dün. Kızımın herhangi bir gösterisi olmamasına rağmen hepimiz Atatürk tişörtlerimizi giyip gidecektik. Ama maalesef bütün hafta mis gibi olan hava haftasonu bizi ters köşeye yatırdı. Rüzgar saatte 70 km hızla esiyordu. Sahilde uçurtma şenliği vardı ama, uçurtma uçurmak ne mümkündü.




Biz de mecburen avm ye gittik belki çocuklar için bişey vardır ümidiyle , ama nerdeee?? Çocuklara fast foodu , oyun salonunu dayadık geldik.

Öğretmenimiz de söz verdi çocuklara bu haftayı size bayram havasında yaşatacağım. Hergün bir dersi etkinlikle geçireceğiz diye. Tabi biz velilerden de mutfaklara girip onlara süpriz ikramlar hazırlamamızı rica ediyordu. Sonuçta çocuklar için.

Az önce okuldan gelen sms ile ertelenen 23 Nisan töreninin yarın öğleden sonra okul bahçesinde kutlanacağı bildiriliyordu. İyi güzel.

Battaniye hala sürünüyor. Akşamları erken uyuyorum. Bende ki bu tembelliği anlamıyorum. Aklımda sürekli yapılacaklar listesi dolaşıyor ama gel gelelim kolum kalkmıyor.

Bildiğiniz her sene girdiğim bezmiş sendromlarım. Tükenmişlik sendromu denen bişey varmış kesinlikle.

Neyse şimdilik bu kadar.
Kalın sağlıcakla.


29 Mart 2017 Çarşamba

Okudum

Kitap okuma modundayken, iki kitap okudum üst üste. Ondandır buralara sık uğramayışım. İkisi de kanlı kitaplar. İlk kitabı biraz ittire kaktıra okusam da, ikincisi beni derinden yaraladı. Bir günde bitti ama ben de bittim. " Ben bir insandım."

İsmail - Reha Çamuroğlu

Kitap beni tatmin etmedi. Okuduğum tek şey kıyımlar. Müslümanın müslümanla savaşı. Şimdilerde olduğu gibi. Bu konuda Şah Sultan kitabı daha akıcı, daha dolu bir kitap.




Aynaya niye bakarsınız?Üstünüzü başınızı düzeltmek için. Hor görmeden, dikkatle ve eksik bulmak, güzeli görmek için bakarsınız. Mümin , müminin aynasıdır. Öyleyse birbirinize öyle bakın. Teferruata değil, öze bakın. Öze giden yol gözden geçer, göze bakın. (Sayfa 28 )


"Fark edilmeyeceksin, ama var olacaksın..."(Sayfa 44 )


Yenilik için her zaman aşk gerekir. Yeniyi aramak, bulmak, kurmak heyecan gerektirir. Öyle bir heyecan ki, yavukluya verilen ilk öpücüğün heyecanı bile yanında sönük kalmalı. Bu heyecan ancak aşkta vardır, tasavvufta vardır. (Sayfa 48)


Vermek istemeyen birinden aldığında, sen zulmetmiş olmayacak mısın? Belki vermek istemediğini bile anlamayacaksın. Gönülden isteyerek veriyor gibi gelecek sana, çünkü kılıçlarından korkacak, hem verecek hem teşekkür edecek, ama arkandan ettiği bedduayı duymayacaksın. (Sayfa 92)


Zulüm yok olmaz. Kimse bu dünyadaki zulmü yok edemez. O zaman cennete gerek kalmazdı, buranın adı da cennet olurdu. (Sayfa 92)


Herkes yüzülen derisini sırtlayıp celladına acıyabilir miydi? (Sayfa 93)


Bir düzene bağlı olanlar en çok belirsizlikten korkarlar. Öngörülemezlik onlar için bildikleri felaketlerden bile daha korkutucudur. (Sayfa 105)


" Doğrudur , iblis Allah'ın emrine karşı geldi, ama bunu Allah'a duyduğu aşk nedeniyle yaptı. Bu aşk, onun başka bir varlığa secde etmesini engelledi. Lanetlendi, ama aşkı için lanetlendi. ...... Allah insanı her ne kadar kendi suretinde yarattıysa da, ışığın kaynağındaki parlaklığıyla uzaktaki parlaklık aynı değildi ve iblis bunu fark ediyordu. Böylece Allah'a, Adem'e secde etmemesinin haklılığını göstermek için uğraşa girişti. Artık onun için tek amaç, insanın eksikliğini, hiçbir zaman ışığın kaynağı kadar parlak olmayacağını sevgilisine göstermek oldu. Bunun için insanların eksiklerini açığa çıkardı, o eksiklerin açığa çıkması için tahrikçilik yaptı, ama bunlarda amacı hep aşkının haklılığını kanıtlamaktı." (Sayfa 242)


Şüphe , şeytanın öncüsüdür. (Sayfa 243)
Huzursuzluk - Livaneli

Okudukça insanın böğrüne bir öküz oturuyor. Önümde internet, her okuduğum bilgiyi hayal ürünü olmasını umut ederek arattım ama maalesef hayatın iğrenç, acımasız, lanet gerçekleriyle karşılaştım. 
Ağladım Zilan'a, Nergis'e, Meleknaz'a, gözleri bulut bebeğe, işkencelere maruz kalan insanlığa. 
Bu hiç değişmedi değişmeyecek. Tarihte savaşların sebebi hep dindi ve bu böyle devam edecek. Bazıları din konusunda ahkam kesecek, bazıları din kisvesi altında herşeyi kendinde hak görecek. Olan insanlığa olacak.

"Melek Tavus'un diğer meleklerden farkını sorma cesareti gösteriyorum. Çünkü diyor, hem iyiliği hem kötülüğü barındırır, aynen insan gibi. Her insanın içinde iyi ve kötü, yan yana durur. Hangisini beslersen o galip gelir. Diğer dinlerin tanrıları da öyle değil mi? Hem ödüllendirici hem cezalandırıcı bir tanrı o da. Büyük dinlerin tanrısı gibi. "Bana inanmayanın boğazından aşağı erimiş kurşun dökerim" diyen bir tanrı, sadece iyi olabilir mi sence evladım?"
"Nesini söyleyeyim, nesini anlatayım, nereden başlayayım, nerede bitireyim bilmem; böyle dile söze gelmez şeyleri insan kulağıyla değil, yüreğiyle duyabilir ancak. Bizim acımızın üstüne acı yoktur, Bizim figanımızın üstüne figan yoktur. Şengal Dağı kadar büyüktür derdimiz, göğsümüzün üstüne oturmuştur. Öyle çok kanımız döküldü ki, iki nehrin suyu bu kanı yıkamaya yetmez."
"Bu dünya bir penceredir
Her gelen baktı geçti

Felsefe bundan başka nedir ki diyorum; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri, sözüm ona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi? Ya o din alimi geçinenler? Din alanlar, din satanlar, laf kalabalığından başka ne söylüyorlar? Onların bütün laflarını da Bir Karadeniz türküsünün iki dizesi açıklıyor:

Bu dünya yalan dünya
Öteki de şüpheli."
"Hizmetçilik yapmak gururunu kırmıyordu ama merhamet yaralıyordu onu."
"Kimi kadınlardaki bu güce her zaman şaşırmışımdır zaten, bu özgüveni, bu inadı, bu kararlılığı nereden alıyorlar, güçlerinin kaynağı ne, niye erkekler duygusal bakımdan daha zayıf ve perişan diye sorup durmuşumdur yıllardır. Erkeklerin beden gücüne karşı, bir ruh üstünlüğü dengesi mi bu acaba?"

İyi okumalar.

20 Mart 2017 Pazartesi

Yine bir hafta sonu yazısı

Yazacak başka konu bulamıyorum artık. Başlığı okuyan bunlar haftasonları napıyor ki kadıncağız yazmalara, paylaşmalara doyamıyor acaba diye düşünüyordur :P

Bizim rutin hafta sonu muhabbetimiz. Çizgiden çıkarsak başımıza taş yağar mazallah :) Cumartesi klasik ev temizliği, pazar da aile büyüklerini gezmece. Hepsi bu kadar işte. Çok şükür ki gidip gördüğümüz büyüklerimiz var, yolumuzu gözleyenler var.

Pazar günü hava güzeldi anneanneye davetliydik. Çok oldu gitmiyorduk. Arabadan iner inmez daldık bezelye tarlasına. Ela'ya göre yeşil leblebi. Taptaze, şeker gibi bezelyeler. Yemeğini sittin sene yemesem aramam ama bu taze bezelyeyi bir oturuşta bir kg yiyebilecek bir potansiyele sahibimdir. Havada hafif esinti olsa bile güneş çok güzeldi. Deniz harika görünüyordu. Ece uğur böceklerinin peşine düştü. Gece Ela yüzünden uyuyamayan babamız serin havada mis gibi bir uyku çekti. Ela da salıncağa teslim olup uykuya daldı.

video
Biz dördümüz oturduk pişti oynadık. Ve tabi ki ben ve annem , Ece ile dedesini yendik :) Ela uyanınca gayet keyfi yerindeydi. Bir ara onu sallarken, durduk yere bana, "İyi ki varsın anne" dedi. Allahım nasıl mutlu oldum. " Sen de iyi ki varsın meleğim " dedim. Sonra saydı " Anneannem iyi ki var, dedem iyi ki var, Ece iyi ki var, babam iyi ki var, ben iyi ki varım.." O kadar içten söyledi ki kocaman bir İYİ Kİ dedim.

Sonra yemek vakti, çay vakti derken, yolda yüksek ses ile HANGİMİZ SEVMEDİK şarkısı eşliğinde evimize döndük. Kabul ediyorum arabesk ruhlu bir aileyiz.


Kanal D nin bu tanıtım videosunu da çok sevmiştim, şarkı ile aynı isimli diziyi de çok seviyoruz.

Sevgiler, iyi haftalar.

9 Mart 2017 Perşembe

Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları.

Hava bugün rüzgarlı olsa da, mart ayının adı çıkmış olsa da, bizim buralara bahar geldi.

Montlar fazla gelmeye başladı.
Akşamları yorgan, battaniye fazla gelmeye, ayaklar dışarı çıkmaya başladı.
İnsanın aklına gezmek halleri gelmeye başladı.
Amaa bir de akla gelen bir olay var ki, insana hem daral geliyor, hem yapmadan edemiyor: Temizlik.

Yapmaktan nefret ederim çünkü; hem kısır döngü, hem tembelim. Ama aklıma düştüğü zaman da uykularım kaçar. Gece yarıları ya da sabahın körleri temizlik yaptığım çoktur. Evimin düzenli olmasını isterim ama başarır mıyım tabi ki hayır. Bizim evin bilimum köşesinden oyuncak çıkabiliyor. Hatta benim işyerine getirdiğim küçük çantanın bile içinden. Ahan da ispatı.  Bu çantanın içine şarjımı, anahtarımı ( çantada bulması zor), peçete, bazen de evden kahvaltı niyetine getirdiğim şeyleri koyuyorum.
Ama içinden çıkanlar :  Bir balon, bir Barbie elbisesi, aç pelikan oyuncağının bir parçası olan balık, üç tane fasulye, bir boya kalemi, bir yüzük ve eşleştirme kartlarından yılan. Bazılarını ben bulup atıyorum çantama, çünkü diğer oyuncakların arasına eklersem, arada kaynayacak ve hiç bir zaman asıl kutusuna dahil olamayacak. İşte evin her köşesinde bulabilirsiniz bu varlıkları.

Şimdi sabah uyanıp, gözlerimi açınca direkt şifonyer ile göz göze geliyorum. Sonra diyorum ki, haydi yavaş yavaş baslasan, boşaltıp silsen, katlayıp yerleştirsen, sen de rahat etsen, o da.

Dolaplar, çekmeceler, odalar, her yer düzen bekliyor, düzeltilmek bekliyor. En son ekimde eşimle yapmıştık dip bucak temizlik. Evde çekilmedik eşya, silinmedik köşe, düzeltilmedik dolap bırakmamıştık. Peki zamanla niye her yer yine hallaç pamuğuna dönüyor?

İki elbise dolabı (bizim ve kızların) boşaltılıp, düzenlenecek
Banyo dolabı
Ayakkabı dolabı
Mutfak dolabı
Buzdolabı
Yastık, yorgan dolabı ( bir adı var mıdır bilmiyorum)
Halılar toplanıp yıkamaya gönderilecek
Koltuk kılıfları çıkarılıp yıkanacak 
Perdeler
Yorganlar battaniyeler yıkanıp kaldırılacak
Montlar, kabanlar yıkanıp bazaya kaldırılacak
Keşke boya badana işine de girişebilsek ama Ela hn sanatını icra etmek için duvarları tercih ediyor.


Kıyafetler ayıklanacak, Kullanılır durumda olup kullanılmayanlar sosyal markete getirilecek. Eskiden Elif'in kıyafetlerini saklıyordum. Şimdi hala saklıyorum ama artık Ela'dan sonra direkt dağıtıyorum. 

Bu sene ev daha bir dağıldı, daha bir kirlendi sanki. Evde birilerinin olması, evi bıraktığın gibi bulamamak sinir bozucu. İki cüce layığıyla yerine getiriyor dağıtma, kirletme işini. Allahtan eşim en büyük yardımcım, Çok destek oluyor. Çoğu zaman mutfağı tek başına topluyor.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Aslında komple bütün eve girişmektense yavaş yavaş dolap çekmecelere girişsem işim kolaylar ama şu bahar aylarında da gevşiyor işte yaylar.

Neden bahar ile temizlik hep bağdaştırılmak zorunda ki? Kilitleyin beni eve on günde yaylana yaylana yapayım ben işlerimi. Ben de rahat edeyim, ev ahalisi de :)

Sevgiyle kalın.

6 Mart 2017 Pazartesi

Haftasonundan

Yoğun bir haftasonuydu ama yorulmadık. Hepimiz mutlu bir şekilde haftaya başladık.

Cuma günü iş çıkışı evde belediye usulü temizlik yaptım :) Bir kaç parça yedek kıyafet falan hazırladım. Ece'nin hala haftasonu programından haberi yoktu. Pazar günü Antakya'da Bilsem sınavı olduğu için bir gün önceden teyzemlere gideceğimizi sanıyordu sadece. Kısmen doğruydu.

Sabah erken kalktık, dedesinin bizi almaya geleceğini zanneden Ece otobüsü görünce şaşırdı ve daha sonra günü birlik bir tura katıldığımızı anladı. Gayet keyiflendi. Neticede işin içinde gezmek vardı, anneanne vardı. Ohh keyfine değsindi. Ece turlara alışıktı ama Ela ile ilk defa böyle bir etkinliğe katılıyordum. Annemin yanımda olması bana güven ve güç veriyordu.
Yemyeşil buğday tarlaları. Amik Ovası

Kahvaltı niyetine

Şarkıları, zılgıtları duyan Ela coştu. Otobüsün yaş ortalaması 50 ve üstü olmasına rağmen hepsi benden enerjikti :) Birkaç türbe ziyaretinden sonra öğle yemeği için rezervasyon yapılan Zirve Restauranta soluğu aldık.

Manzara muhteşem. Tüm Defne ayaklarınızın altında. Mezeler nefis. Erken organize edilen klasik bir kadınlar günü kutlaması da varmış programın içinde. Ver müziği :) Hatta Lübnanlı bir sanatçı bile varmış. Allahım kadınlar dünden hazır döktürmeye. Biz kızlarla biraz bahçede takıldık.

Resim yazısı ekle

Nefisss


Erik ağacı

Çakılların arasından çıkan papatyaları topluyorlar.

Restoranın terasından şehir manzarasını çekmeye çalışan ben.

Kokuyor mu diye kontrol edenler :)



Derkeen; ani bir hava değişimi ile gök yarıldı resmen. O nasıl bir yağmur? Mahsur kaldık restaurantta. Yola çıktığımızda bir çok arabanın yolda kaldığını gördük. Yağmur suları kaldırımı aşmıştı. Neyse sağ salim teyzemlere vardık. Yorgun olunca erkenden uyuduk.

Pazar günü güzel bir kahvaltı, kuzenlerle hasret gidermece derken sınav saati yaklaştı. Geçen seneden deneyimimiz vardı. Ama beklentimiz yoktu. Maksat tecrübe kazanmak. Zaten yarım saat sürmüştü. Zor olduğunu söyledi Ece, takılmadık.

Artık eve dönme zamanı gelmişti. Babamızı özlemiştik.  Güzel bir banyo ve uyku zamanı.

Bahar her yerde kendini hissettirmeye başladı.
Güzel bir hafta dileğiyle.
Sevgiler.

2 Mart 2017 Perşembe

Park Forbes Ödülü

Öğretmenimiz taaa geçen seneden söz vermişti en çok yıldız alan 10 öğrenciyi sinemaya götürecekti. İlk dönem bitti, neredeyse ikinci dönem bitecek ve öğretmenimiz sözünü anca tutabildi. Olsun tuttu ya. 

Program şöyle:
Okul çıkışı Park Forbes'e gidilecek
Yemek yenecek
Sürüş akademisinde sürüş ve trafik eğitimi
Playland da ödül ikişer oyun
Ve Karlar Kraliçesi filmi

Peki benim Karlar Kraliçesi ile Karlar Ülkesini aynı film sanmama ne demeli. Karlar Ülkesi'nin ikisi ne zaman çıktı ki, üçü oynuyor dedim.  Cahilliğime veriniz lütfen.

Öğretmen az ödev vermiş dün, bizimki de okulda bitirmiş. Matematik kesir sınavını hiç yanlışsız yapmış. 

Babamız aldı okuldan, o eşek ölüsü gibi çantasını getirip bana bıraktı, sonra da Ece'yi götürüp öğretmenine teslim etti. 

Avm de çok eğlenmişler. Her arkadaşa iki oyun hakkı verilince hepsi ikiden fazla oyun oynamış. Film çok güzelmiş. Ama mısır almamışlarmış :) 

Arada böyle zaman geçirmeleri güzel oluyor. Biz çok fazla avm ye giden bir aile olmadığımız için bizimkine gerçekten ödül oluyor böyle aktiviteler.







1 Mart 2017 Çarşamba

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Nasıl güzel, nasıl çerez, nasıl keyifli bir kitapsın sen öyle.


Hiç elinizden bırakmadan bir solukta okuyabileceğiniz bir kitap. Çok güzel kafa sesleri ile birlikte insanı üzen tarafı da var kitabın. 58 sayfacık. Ne yazılır ki hakkında? Okuması en fazla 2 saatinizi alır. 58 sayfa ama içinde bir sürü lezzetli cümleler var. Aşağıdakiler 1000kitap.com da paylaştığım alıntılar.

... çıkardım tütünümü, tek harekette ince bir sigara sardım. Bir rüzgar esti, semt göz ucu ile hareketimi kaydetti.
 (Sayfa 9 - İletişim)

Uzaklaşan şeylerin gözden yitişini görmemek için, gözlerimizi başka yöne çevirsek bile, yine de ne bok yemeye bir taraflarımızla geyik gibi bakardık?
(Sayfa 29 - İletişim)

Bazı gece yarıları uyanır, beni, kendisini seyrederken bulurdu. Yüzümü okşar, burnumu oynatır ya da göğsüme sokulur, yine uyurdu. İçim büyür , içimde dolunay olur, önünden ince bir bulut geçer, bedenim manzaraya dar gelir, burun direğim sızlardı.
(Sayfa 32 - İletişim)

" Otistik, ot gibi oturmaktan mı gelir?" diye düşündüm.
(Sayfa 33 - İletişim)

"Ayna," dedim, " seni bölük bölük bölerim."
"Denememeni tavsiye derim.," dedi, " bölünerek çoğalırım ve çoğaldıkça fazla suret veririm, hoşuna gitmez."
(Sayfa 36 - İletişim)

" Müzeyyen, " dedim, " sende hicran yarasından derin yara mı var?"
Verdiği cevabı alıp, suda eritip, yemeklerden sonra bir kaşık: " Ben böyleyim."
(Sayfa 37)

"Mesela ..." dedi, " başka bir kadına aşık olsun, ona kapılsın gitsin."
" Ne bu?" dedim, " Boğaz motoru mu, bir o kıyıya bir öbür kıyıya, kır dümeni dolaş dur. Geç bunları."
"Peki ..." dedi, " bu hikaye adama yetmesin, başka şehre ya da memlekete gitsin."
Fikir fena değildi. Boka sarmış bir hikayeyi, daha derin bir boka sarmak, belki bir çıkış yolu olabilirdi.
(Sayfa 45)

"... asıl olan birdir ve bir esastır. Fakat nedense bir'i yarım sayar ve iki yaparak tamamlamaya çalışırlar. İki lanet bir sayıdır, kendine yetmez, hep üçe koşar ve sonra sil baştan."
(Sayfa 55)

"Nereye gidiyorsun çocuk," dedim içimden, " büyümeye mi?"
(Sayfa 58)

- Bitse ne olur,bitmese ne?-
İyi okumalar.

27 Şubat 2017 Pazartesi

Haftasonundan

Neredeyse 20 gün olmuş yazmayalı. Hem ne yazacağımı bilemedim, hem de elimdeki kitabı bitirmek için bloglara girmedim. Çünkü bir girdim mi çıkamıyorum. Resmen kendimi kaybediyorum bloglar arasında.

Bir kitap ki, yılan hikayesine döndü.





Kitabı yarım bırakmamak için resmen cebelleştim kendimle. İki defa başa sardım. Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı. Başka bir kitabını okur muyum bilemiyorum. Farklı bir son bekliyordum. Kitabı elimden bıraktığımda, tekrar elime almam için hiç bir sebep sunmuyordu kitap bana.
Doğu - batı sentezi demiş bana göre alakası yok. Tarihle ilgisi yok. ' Ben neden benim?' sorusuna yanıt aranan sayfalar gerçekten güzel kurgulanmıştı. Çoğu zaman kişileri karıştırdım. 
Değişik bir kitap. Tavsiye eder miyim? Hayır.


Aynaya bakarken nasıl görünüşünü seyrediyorsa insan, kendi düşüncesinin içine bakarak da özünü seyredebilirdi. (Sayfa 57 - YKY)
Sonraları, yaşamak için hikayeler uydurduğum yıllarda, hikayeler uydurmak için yaşamayı düşleyen bu adamı hatırladım. (Sayfa 17 - YKY)
 150 sayfalık kitabı bitirmem 1,5 ay sürdü. Rezalet bir durum anlayacağınız.

Bu aralar akşamları örgü örmeye çalışıyorum. 2013 yılında başlamış olduğum bu battaniyeyi tekrar elime aldım. Ozan için örmeye başlamıştım, şimdi kardeşi dünyaya gelecek inşallah ona yetiştirebilirim.  :) Tembelim biliyorum. Kenarını örüyordum 4. sırada beğenmediğimi farkettim ve tekrar söküp başladım. 

Cumartesi günü ise beni bir süpriz bekliyordu. Normalde bugün olan doğumgünümü bizimkiler organize olmuş cumartesi kutlamaya karar vermiş. Herkes bişeyler hazırlamış gelmiş. İmece usülü bir doğumgünü partisi harika oldu açıkçası. İkramlar on numaraydı. Eşimin benim için sipariş verdiği pasta da onu bir süpriz bekliyordu. Pastacı, arkadaşımız olunca içine kendi duygularını katmış.  :) Üzerindeki mesaj hiç eşime göre bir şey değildi. Hepimiz gülmekten yerlere yattık. Artık 38 olduğuma göre profilimi de düzelteyim bir ara :)



Misafirlerimiz gittikten sonra asıl süpriz geceymiş. Hemen aklınıza muzur şeyler geldi di mi :) Maalesef Ela rahatsızlandı. Gece istifra etti. Üşüttü galiba. Aksırmalar, tıksırmalar. Bütün gece babayı yatırmadı.

Pazar uyandığımda ben de kendimi iyi hissetmiyordum ama kendimizi dışarı atmazsak ev hali çekilecek durum değildi. Kahvaltımızı dışarda yaptık. Ela bir şey yemese de açık hava, güneş iyi geldi. Sonra sahile çıktık. Uçurtmamızı uçurduk. Ama Ela halsizdi biz de daha fazla yormadan eve geçtik. Güzel bir duş ile uykuya daldı kuzum.

Bugün de burun akıntısı hafif ateş devam ediyor. Kaderin cilvesi ben ofiste, o evde. :(

Çiçeklerim gibi güzel geçsin gününüz.
Herkese sağlıklı, mutlu haftalar.






9 Şubat 2017 Perşembe

Tatilde ne mi yapıyoruz? Part - 2

Geçen seneden kalan 8 günlük yıllık iznimi sömestr tatilinin ikinci haftasından itibaren kullanmaya karar verdim. Maksat çocuklarla bişeyler yapmaktı. İlk haftasını evde nasıl geçirdiğimizi şurada anlatmıştım.

Yapacak listemiz hazırdı zaten.




Cumartesi kahvaltıdan hemen sonra hazırlanmaya başlamamıza rağmen yine geç kaldık avm de çocuklar için hazırlanan aktiviteye. Ama oraya varınca gördük ki, hiç de hayal ettiğimiz gibi değilmiş cupcake ve kokulu sabun atölyeleri. Ece hayal kırıklığına uğradı. Biz de trene binip , yemek yiyip evimize döndük.

Pazar günü Arena Sirki'nin son günüydü. Çocuklara bedava olan sirk için yetişkinlerden 20 tl gibi cüzi bir rakam alınıyordu. Patlamış mısırımızı evde patlatıp çantama attım. Evet cimrilik ettim. Hatta patlayan mısırı ig de paylaşınca ve sirk için hazırlık yaptığımı not düşünce, sosyal medyanın sirklere karşı olduğunu öğrenmiş oldum. Ama şükür ki izlediğimiz sirk sadece sihirbazlık, akrobasi ve cambazlıktan ibaretti. Denge gösterileri, çember içinden geçilerek atılan taklalar, merdiven ile yapılan gösteriler baya heyecanlı ve güzeldi. Çocuklar çok güzel vakit geçirdi. Ve biz bu gösteriler sayesinde sosyal medyada recm edilmekten kurtulduk :)

Pazartesi kalk gidelim diyen evi adam etmekti niyetim ama, mutfağa giren neden bir türlü çıkamazmış anladım. Sadece mideye çalıştım ve temizlik yapamadan o günü kapattım.

Salı günü muhteşem MOANA günüydü. Ece öncelikle yalnız gitmek istedi, arkadaşı bize katılınca arıza çıkardı ama, sonra yaptığının yersiz bir trip olduğunu anladı. Çünkü Dila ve Yeşim ile  çok güzel vakit geçirdiler. Sinema 2,5 yaşındaki çocuğun kucakta izlemesine izin vermedi, ona da bilet aldım. Ela nın ilk sinema deneyimiydi, sesten ürkünce kucağımda izledi tüm filmi. Kimse de gelip kucakta film izlemek yasaktır demedi. Boş koltuğa para ödedim anlayacağınız. Ama yine de film süperdi. Ela çok eğlendi, beni hiç yormadı. Bundan sonra animasyonları kaçırmayız CANIMSIN :D




Çarşamba hastane günümüzdü. Ecenin alerjisinin sebebini bulmak için alerji testi yaptırmaya karar verdik. Çıkan test sonucunda alerjisi olmayan şeyleri yazsam daha az vaktimi alır. Yok yoktu. Yumurta, polen, toz, küf, çimen, plastik, yün, kavun, balık, bezelye, ceviz, muz ...buna da şükür. Güya ben de ellerimdeki uyuşma için doktora görünecektim ama Ece'nin sonucundan sonra vazgeçtim. Zira Ela ile taşıdığım montlar çanta ile çok yorulmuştum.

Perşembe dışarıda kahvaltı yaptıktan sonra babaannelere gittik. Ece babaannesinden en sevdiği yemeği istemişti. Fırında patatesli tavuk :) Kimse babaannesi gibi yapamıyormuş. Babaannede seve seve yaptı sağolsun. Yemekten önce aklıma esen bir fikirle çocukları yengelerine bırakıp, kocamla yıllaaar sonra sinemaya gittik. Ata Demirer'in filmi. Biz çok eğlendik. En çok da organik amonyak sahnesine :) Çocuklar yormamıştı babaanneleri ile yengelerini. Akşam tüm aile bir arada çay keyfi ile güzel bir gün daha sona ermişti.

Cuma Ece'nin sınıf arkadaşına gittik. Ece arkadaşlarıyla oyun oynamak yerine hep yanımda oturmayı tercih ediyor. Bu da bana garip geliyor. Ben yönlendiriyorum genelde oyun oynaması ya da arkadaşlarıyla vakit geçirmesi için. Ela bu konuda daha rahat.

Cumartesi yemeğe misafir davet ettik. Babamızın tuttuğu balıklar sonunda midemizdeki yerini alacaktı.

Pazar günü ne yaptığımızı unuttum desem. Deminden beri düşünüyorum ama hatırlayamadım. Hah buldum Yeşim'in doğumgününe gittik.  Çocuklar için güzel oldu tatile doğumgünü ile veda etmek. Yeşim bizim her zaman favori arkadaşımız oldu zaten. Kibar güzel kızım benim. Ela'nın Emiş'i o bizim için :)

Pazartesi ve salı günü de evde yapılması gereken işler ve çarşamba şükür ki işbaşı. Listemizi okuduysanız çok fazla avm de ya da başka mekanlarda vakit geçirmememize rağmen bunları yapmak bile baya bir maliyetli. Yani atlara binip, oyun salonlarına gidip, kayak yapıp, seyahat falan etseydik mazallah.

Araya bir örgü sıkıştırıp panduf giymeyen Ela'ya bir patik öreyim dedim onu da beceremedim. Tutturamadım ne sayısını ne modelini. Vazgeçtim.

İşte böyle geçti bizim tatilimizin ikinci haftası. Bu postu sabahtan beri nasıl toparlayacam diye düşündüm. Ortaya karışık bişey oldu işte.

Hepinize sevgiler, saygılar iyi hafta sonları.

8 Şubat 2017 Çarşamba

Challenge #15. #16. #17 gün ve çelınc biter

On beş yaşındaki birine vereceğin nasihat ne olurdu?



Çok okumasını, kitapla dost olmasını söylerdim.









Kağıda bir şey çiz ve bize göster.


Üstün resim yeteneğimle hayalimi çizeyim bari :)








2017'de olmasını çok istediğin bir şey.

Eşimin işlerinin eski haline dönmesini ve bu sıkıntılı günleri geride bırakmayı istiyorum. Ve de Ece'nin ürtikerinin sebebini öğrenip çözümünü bulmak istiyorum.




                                                              THE END


Çelınc biter. İşe geri dönülür. En kısa zamanda diğer postumla aranızda olacağım efenim.
Esen kalınız.

31 Ocak 2017 Salı

Challenge #13. ve #14. gün

10 yıl sonra nerede, nasıl yaşamak istiyorsun?

Buna hayalimde ulaşabilirim zaten :)
Bana bu yeter.
10 yıl sonra büyük ihtimal Elifim üniversitede olacak, Ela'da lise.Tabi ben de emekli :) Deniz kıyısında            ( Karaağaç'ta) küçük bir evimiz olsun istiyorum. Annemlere yakın. İçini minimalist bir şekilde döşemek, bahçesiyle uğraşmak istiyorum. Örgü örmek, bol bol okumak istiyorum. Eşime bir tekne almak ve onu balığa büyük bir umutla uğurlamak istiyorum. Sonra kızımı hangi şehirde üniversite okuyorsa yanına gidip ziyaret etmek istiyorum. Ve tabiki eşimle seyahatlere çıkmak istiyorum. İsteyenin bir yüzü vermeyenin :)









Keşke arkadaşım olsa dediğin ünlü kim?

Wuu zor soru bu yaw. Şeyma Subaşı :P  Hayatı laylaylom. Sürekli tatil modunda. Takıl ona hayatını yaşa. Şaka bir yana Yılmaz Özdil ve Cem Yılmaz'ın arkadaşı olmak isterdim.

28 Ocak 2017 Cumartesi

Challenge #11. ve #12. gün

Dolabındaki en eski kıyafet ( fotoğrafı ve anlamı)

Aslında bundan da eskisi vardı ama dolabımda değil, bazadaki hurçta. (Bir kazak, kot bir elbise, bol paça beyaz bir pantolon. Kızıma saklıyorum.) Bu abiyeyi kardeşimin düğünü için 2005 te İzmir'den almıştım. Çok net hatırlıyorum 300 liraya almıştım o zaman.Maaşım da hemen hemen o kadardı. Fıstık yeşil midir, uçuk yeşil midir ne deniyorsa o renk. O zamanlar 40 bedendim. Şimdi ise 40 beden olmak için neler vermezdim. (Ama bende bu gırtlak varken peeh. Mesela bu postu yazmadan önce aşağıdaki fırından tahinli çörek alıp çay eşliğinde mideme indirdim.) Hayatımda iki defa giydim. Kardeşimin düğününde ve daha sonra da patronumun kızının Mardin'deki düğününde. Ondan beridir dolapta duruyor. Bir kaç abiyem daha var böyle dolapta duran. Kınamda giydiğim bakırımsı yanık kahvemsi elbise. (Renk tanımlamasında kötüyüm sanırım.)Kayınbiraderimin düğünü için aldığım saks mavisi elbise. Bir çılgınlık anı bekliyorum gözümü karartmak için. Az kaldı hissediyorum dolaptaki işgallerine son vereceğim.  Fotoğrafı akşam çektim, hatta alarm kurdum unutmamak için. O yüzden çok net değil kusuruma bakmayın.






Son 10 yılda hayatında neler değişti?

Evlendim :) O sıralar Te.... Ltd Şti. ndeydim. Sonra patronlar ayrılma kararı aldı. Biri beni yanında götürmek istedi. Babam olarak bildiğime bunu dile getirince "git kızım" demişti. Ve benden böyle çabuk vazgeçtiği için hep gönül koydum. Sonra Öz... Lojistik'e geçtim. Bir buçuk sene çocuk hem istemedik hem de olmadı. Daha sonra işyerimdeki bazı değişiklikler yüzünden başka bir yerden gelen teklifi değerlendirdim ve Ya... Group'a transfer oldum. 2008 den beri buradayım. İş görüşmesine geldiğimde çocuğumuz olmadığını ve düşünmediğimizi söylemiştim ama daha bir ay geçmemişti ki hamile olduğumu öğrendim. İşyerimde bazıları tarafından pek hoş karşılanmasa da senemi doldurmadan doğum iznine ayrılmak zorunda kaldım. Elif Ece'm ailemize katıldı. Kızım 40 günlüktü iş kaybetme korkusu yüzünden işime geri dönmüştüm. İlk düldülümüzü aldık. Araba sürmeyi baya bir geliştirdim, öyle ki eşimin ve kızımın şoförlüğünü yapıyordum. Elifim kreşle tanıştı. İkinci prensesim de 2014 de hayatımıza katılınca, artık çalışmam diye düşünüyordum. Ama hayat sen plan yaparken sana gülüyormuş. Bakıcımız Hülya abla da katıldı aramıza. İlk düldülümüzü değiştirip yeni bir araba almaya karar verdik ve aldık da. Tabi kredi de çektik biraz. Herşey yolunda giderken , benim değil de eşimin işyerinde son bir yıldır herşey durdu. Bu da hayatımızı baya olumsuz bir şekilde etkiledi. 1,5 yıl sonra bakıcımızla yollarımızı ayırdık. Okul başlayınca eşimin işleri de yoluna girer diye düşünmüştük ama olmadı. Bu sene dayımızın eşi çocuklara bakabileceğini söyledi. Artık Alin ile Nida'da bizimleydi. Hala işyerinden gelecek olumlu bir haber bekliyoruz. Eşim çıkışını talep ettiyse de verilmedi. Bakalım 2017 bize ne süprizler sunacak? Son 10 yılda artık evli, iki prenses ve kredi borcu hala devam eden araba sahibi bir kadınım. Ama çok şükür bu zor süreci çok güzel atlattık eşimle. Neredeyse çok az tartıştık. Ela ile çok ilgili. Ev işlerinde baya bir yardımcı oluyor artık bana. Birbirimizden uzaklaşmak yerine birbirimize daha çok bağlandık. Her şerde bir hayır varmış gerçekten.

27 Ocak 2017 Cuma

Tatilde ne mi yapıyoruz?

20 Ocak itibariyle tatile girdi canım kızım. Dolayısıyla beni aldı bir gerginlik. Çünkü tatil demek sıkınılan günler demek. Hemen planlar yapmalı. Kızımın ilk planı işyerime gelmek. Anne patron orda mı? Anne bugün işyerine gelim mi?

Tatile girmeden zor bela karar vererek seçtiğim iki puzzle siparişi vermiştim. İlk önce puzzle a başladık 500 parçalık olanla. Ben kızımdan daha heyecanlıydım ama evdeki minik cüce bir rahat vermiyordu ki. Biz puzzle yaparak kafa dağıtmayı beklerken parçası kaybolacak diye gerildik resmen. 1 saat sonra halımızı toplayıp kaldırdık. Artık sesim yükselmeye başlamıştı çünkü.

Pazartesi ve salı günü öğleden sonraları işyerime geldi. Ödevlerinin birazını da burada yaptı.

Çarşamba akşamı örgü öğretmeye karar verdim kendisine. Bu blog sayesinde heveslendim. Önceden aldığım örgü şişlerini çıkardım ve başladım anlatmaya. Benden öğretmen olmazmış onu anladım. Çarşamba akşam başladığımız örgümüzü ertesi gün ben işteyken bozmuş. Perşembe akşamı yeniden başladık. Sonuç gayet güzel şimdilik. Ben de kızım kadardım annem bana örgü öğrettiğinde. Açılın örgü dünyası Elif Ece geliyor :)
İki sıra sonra aradan ilmek kaçtıysa da yakaladık bir yerden :) İki şişle örmeyi, tığla örmekten daha çok sevdi. 



Sonra takip ettiğim bloglardaki  tatil faaliyetlerini okuyunca gözüme şu çarptı. Tuzdan seramik hamuru. Hemen not ettik yapılacaklar arasına. Benim tarifim 1 bardak tuz - 2 bardak un - 1 bardak su. Hemen yoğruluyor ama çocuklar hamuru şekillendirirken elleri beyaz beyaz oldu. Ece çok sevdi bu faaliyeti. Akşam geç olmuştu fırınlayamadım. Kendi kendine kurur diye umarak bir kenara bıraktım. Sonra boyama aşamasına geçecez.


Bugün cuma, yengesi avm ye götürecekmiş. Bugünü de kurtardık ;)

Evet yarından itibaren izinliyim 8 gün. Asıl eğlence şimdi başlıyor. Kendi çapımda bir liste yaptım kızlar için. Onu da tatil dönüşünde paylaşmaya çalışırım. Çünkü ben telefondan pek bloğa girip post yazamıyorum. Çelıncın kalan sorularını şimdiden hazırladım. Evden direkt yollayabileyim diye.

Hepinize iyi tatiller.
Sağlıcakla kalın.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...